“Sinsi tuzak sahibine dolanır”
İnsanlık tarihi boyunca toplumların
kaderine hükmeden ve gelecekte de hükmedecek olan şaşmaz bir ilâhî yasaya (sünnetullaha)
işaret eden Kur’ân-ı Kerim’in Fatır Sûresi’ndeki 43, 44 ve 45. âyetlerin özeti
mahiyetindeki bu kısa cümlecik, günümüz için oldukça derin anlamlar içeriyor.
Söz konusu âyetlerin meali şöyle:
“Onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlar. Halbuki kötü
tuzak ancak sahibine dolanır. Onlar öncekilere uygulanan yasadan başkasını mı
bekliyorlar? Allah’ın yasasında ne bir değişme bulursun; ne de Allah’ın
yasasında bir sapma bulursun!”
“Onlar kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde
hiç gezip dolaşmadılar mı? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne
göklerde ne de yerde Allah’ı âciz bırakacak bir güç yoktur. O her şeyi bilen ve
her şeye güç yetirendir.”
“Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde
hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye
kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar). Kuşkusuz Allah, kullarını
görmektedir.”
İmdi, Saddam’ın zulmünü kendi vahşi saldırısına ve katliamına bahane eden
Amerika, yeryüzünün yegâne gücü olmak ve bu gücünü “ebedîleştirmek” için
hazırladığı sinsi planları, 11 Eylül’den itibaren hızla uygulama safhasına
aktarmış bulunuyor. Kendisine itiraz edebilecek hiçbir rakip güç istemeyen
Amerika, görünüşte “Irak’ı ‘kitle imha silahları’ndan temizleyeceğini” ve “Irak
halkına demokrasi getireceğini” ileri sürerek asıl sinsi niyetini, yani “İslâm
dünyasını ve hatta İslâm’ın bizatihi kendisini bloke etme” projesini
gerçekleştirmek istiyor. Zira ABD Başkanı Bush’un 11 Eylül hadisesi akabinde
tehdit altında olduğunu söylediği “Amerikan tipi hayat tarzı”na ve “Batılı
değerlere” tek köklü itiraz İslâm’dan ve Müslümanlardan geliyor. Körfez
petrolleri ise, bu savaşın promosyonu mahiyetinde kalıyor.
Ancak, görünen o ki; bu iğrenç emellerini gerçekleştirmek için Irak’a “haksız
bir savaş” açan Amerikan yönetiminin kötü tuzakları eline-ayağına dolanmaya,
adeta bir bumerang gibi kendi aleyhine dönmeye başlamıştır. Çok kısa sürede
Irak’ı tepeleyeceğini, böylece hem Irak’a hem de bütün dünyaya “şok ve dehşet”
salacağını sanan ABD yönetimi, saldırının ilk haftasında gerçek anlamda “şok ve
dehşete” düşmüş, bütün bir insanlığın “nefret” ve “isyan”ını üzerine çekmiş
bulunmaktadır. İnanıyoruz ki, ABD korkunç silahları ile kısa vadede binlerce
masum Müslümanı katlederek Irak’ı işgal etse bile, çok uzak olmayan bir
gelecekte insanlığın fıtrî isyanı küreselleşecek ve kendi kazdığı kuyuya düşen
Amerika kesinlikle kaybedecektir.
Haksız savaşın daha ikinci haftasındaki manzara şudur: Küresel egemenliğini
ebedîleştirme hırsı gözünü bürüyen ABD’nin planları, Ebabil kuşları gibi
üzerlerine abanan kum fırtınasına ve Irak halkının direnişine takılmış; ‘süper’
silahlara, ‘akıllı’ füzelere, ‘şaşmaz’ roketlere sahip Amerikan ordusunun
yenilmezlik efsanesi yara almış; tabir yerindeyse Amerika’nın karizması
çizilmiştir. 11 Eylül’den bu yana yeryüzünde bir “İslâm düşmanlığı” üretmek için
bütün imkânlarını seferber eden, “terör”le “İslâm”ı aynı kefeye koyan ABD’nin
şimdi kendi “başteröristliği” kanıtlanmış ve tüm dünyada “Amerikan düşmanlığı”
had safhaya ulaşmıştır.
Bütün İslâm dünyası ve Irak halkı, bu haksız saldırı ile Kâbe’yi yıkmaya gelen
Ebrehe’nin filleri arasında paralellik kurmakta ve “Hayru’l Mâkirîn” (Tuzak/plan
kuranların en hayırlısı) olan Yüce Allah’tan, gönderdiği Ebabil kuşları ile
Ebrehe ordularını yerle bir edip onların sinsi planlarını boşa çıkardığı gibi
Amerika’nın kirli planlarını da boyunlarına dolamasını yürekten istemektedir.
Elbette bu dualar karşılıksız kalmayacaktır.
“Ve zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılâb ile devrileceklerini pek yakında
bilip/göreceklerdir.” (Şuara/227)
Abdullah Yıldız 7 Nisan 2003 Vakit