Poetika ve politika
Bir grün bir adam bir şiir okudu ve hayatının akışı değişti.. Seçim oldu. Jüri halktı (Şimdi onun adı “ucuz popülizm” oldu). Sonuç: Şiir (Poetika) politikayı yenmişti. Bugün yaşadığımız ise bu yarışın rövanşı: Seçimi kazanmak için poetika, ama iktidar olmak için egemenlerin politik boyunduruğuna boyun eğmek gerekiyordu.
“Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, mü’minler asker! Allahu Ekber” Halk bu şiiri okuyan bir adama oy verdi.. Şimdi o halk savaş istemiyor. Şimdi!.. Evet şimdi, verilen sözler karşılığında alınan bir vekaletle bu iktidar ne yapacak?
Erdoğan iyi şiir okurdu: “Sakarya saf çocuğu masum Anadolu’nun/Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun. Sen ve ben gözyaşı ile ıslanmış hamurdanız/Rengimize baksınlar kandan ve çamurdanız../Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader/Aldırma! Böyle gelmiş bu hayat, böyle gider/(...) Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya/Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya” Evet sahi “Yarın elbet bizim, elbet bizimdi, gün doğmuş, gün batmış ebed bizimdi”. Eğer seçtiklerimiz davalarına ihanet etmeselerdi tabii! Alkışlar, alkışlar..
Mehmet Akif’in “Tükürün” şiirini nasıl da coşku ile okurduk: “Medeniyet denilen maskeli mahluku görün/Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün”
Geriye hiç mi bir şey kalmadı.. Hepsi bir “Yalan rüzgârı” mı idi?! Şiirler saf kalabalıkların ellerindeki oyu almak için söylenmiş büyülü sözler mi idi yoksa!
Sahi sizler ABD’ye vize verenler, yüzünüz kızarmadan Kur’an okuyabiliyor musunuz? “Bebe katli”ne fetva veren ellerinizi Allah’a ve Resûl’üne gösterebilir misiniz?
Ellerinize ve alınlarınıza sürülen kızıllık, kına değil kan lekesi olacaktır..
Apo’ya “bebe katili” diyenler, kendileri de bir gün aynı isimle çağrıldıklarında ne diyecekler! Bebeklerin cinsiyeti, ırkı, dini sorulmaz. Onlar bebektir. Türk, Kürt, Arap ya da bir başka ırk. Bir başka coğrafyada, bir başka ana babadan doğmuş, ne farkeder!
Şiir bitti değil mi? Şiir bitti.. Şimdi kaba gerçekçilik var. Şimdi reel politika var.. Şimdi, Kurban derileri ile yaptırılan Sabiha Gökçen’i, Amerikan askerlerine peşkeş çekmek var, Iraklı çocukların derilerini, napalm bombalarının yakıcı ateşleri ile dağlasınlar diye..
Iraklı çocukların hayali, rüyalarınızı bölmeyecek mi sanıyorsunuz! Sahi siz, hiçbir napalm bombası ile yanmış yeni doğmuş bir bebeğin kokusunu duydunuz mu? Yanmış et kokusunu!
Eğer inkarcılardan olsaydınız bunları yazmazdım. Ama “İman ettim” deyip de, sonra bu cinayeti işlemeniz yok mu? Hele iman etmediği halde, başka ülkelerde sadece insani bir refleksle bu cinayete karşı çıkanlar meydanları doldururken, İslâm coğrafyasında yaşayan mü’minlerin sessizliğinin şokunu yaşarken buna bir anlam veremiyorum.. Hele sizi, sizi hiç anlayamıyorum, AKP’li milletvekilleri!
Arınç’a, Gül’e, Erdoğan’a güvenmek istiyorum. “Tarihe ve gelecek nesillere” ihanet etmeyin. Dünyanızı ve ahiretinizi berbat etmeyin.. Şeytanı sevindirmeyin. Deccalin fitnesine alet olup, ona yardım ve yataklık etmeyin! Haksızlıklar karşısında susanlardan olmayın. Size serveti, silahı ve iktidarı emanet ettik.. Kalbi ile zalimlere buğz eden ve sesinin çıktığınca “hayır” diyen çığlığı duyun; bu sesin sahiplerini hakir görmeyin. Bu sese kulak verin.. Yoksa gözleriniz var görmüyor, kulaklarınız var duymuyor, kalpleriniz var hissetmiyor musunuz? Hani “Üçbuçuk soysuzun ardından zağarlık yapmayacak/Hele hak namına haksızlığa ölseniz tapmayacaktınız”.
Sahi okuduğunuz Fatiha’nın ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Ya “Allahu Ekber” derken ne düşünüyorsunuz.. “Kader, rızık ve ecel” konusunda ne düşünüyorsunuz?
“Amentü billahi..” devamı nasıl geliyordu? Sizi kızdırdığımı biliyorum. Ama bana değil, aynaya baktığınızda gördüğünüz adama kızın. “Amenna ve saddakna” diyerek onayladığınız “temel sözleşme”yi bir kenara bırakarak, şimdi yüzünüzü başka yönlere çevirerek, yeni kontratlar peşinde misiniz yoksa! Hadi söyleyin!
Biz şiir okuyan adamı geri istiyoruz, “poetika ile politika” arasında bir köprü kursun diye! Esselamu alâ men ittebeal Hüda. Selam “La” diyebilenlere! Ve dua ile.
Abdurrahman Dilipak (25.02.03 Vakit)