Hıristiyan birliği Avrupa’dan:

“Ayasofya yeniden kilise olmalı!”

 

   İnsanın aklına takılan şeyler, sembol aracılığıyla derin yer ediyor. Semboller yazıya ve yoruma yer bırakmadan, gereken mesajı yerine ulaştırıyor. Haç işareti hıristiyanlığı ve batının tarihini, geçmişini ifade ettiği gibi, hilâl sembolü de müslümanlık ve İslâm tarihine işaret ediyor.

   Nato askerî birliğinin Avrupa’daki merkezi binasına – kuş bakışıyla – bakıldığında, haç işareti görülmekte. Yine batının millî bayrakları haç işaretiyle dinî kimliklerini ortaya koymaktalar. Alman askeriyesi ve uniforması da haç sembollerini taşımakta. Batılının bahsettiği demokrasi ve laiklik, kendi dinlerine ve sembollerine sahip çıkarak, hıristiyanlık kimliğini temel alarak geliştirmiş durumda.

   Şu anki tarafsız ve dinî değerlere karşı duyarsız gibi davranmaları, müslümanları kimliklerinden uzaklaştırmak için, bir propaganda malzemesi olmaktan ileri gitmiyor. Laiklik, din-devlet ayırımından bahsediyorlar, diğer taraftan hıristiyanlığı baştacı ediyorlar.  Hıristiyan partiler bu ülkelerde başa geliyor ve idareyi ellerine alıyorlar. Demokrasi ve halkın hâkimiyetinden bahsediyorlar, ama İslâmî ülkelerin başlarına diktatörlerin gelmesini ve düşüncesiz generallerin silah zoruyla yönetmesini sağlıyorlar. Demek laiklik ve demokrasi hıristiyanlığı korumak için kurulan ve İslâm dinini bertaraf etmeye yarayan bir senaryo düzeni!..

   Fatih’in müslümanlara emaneti: Ayasofya!

   İstanbul şehrinin fethedilmesiyle, 1 Haziran 1453 tarihinde ilk defa bu camide Cuma namazı kılındı. Ayasofya Camii, fethin sembolü, Fatih’in ise öz ve öz fetih ganimetiydi. İslâm dininin hıristiyan Bizans’a karşı zaferini simgeleyen bir sembol!..

   Fatih, Bizans hazinelerinden kendi payına düşen milyonlarca altın Lira’yı reddetmiş ve sadece Ayasofya’ya talip olmuştu. Ayasofya’nın  tapusu, Fatih’in üzerindeydi ve 481 yıl boyunca da öyle kaldı. O’nun vasiyeti vardı:

   “Dünya durdukça, benim bu câmim câmi olarak kalacaktır. Onu camilikten çıkaranlar Allah’ın, meleklerin ve insanların lânetine uğrasınlar. Onlar hiçbir zaman hafiflemeyen bir azap içinde bulunsunlar. Yüzlerine bakan ve kendilerine şefaat eden hiçbir kimse bulunmasın!” (Fatih Sultan Mehmed Han)

Bu resimlerle İnternet'te patrik yanlıları Ayasofya Cami'sini ne şekilde görmek istediklerini  açıkça  göstermekteler. Anadolu insanı uyanmazsa, kemalistlerin isteğiyle bu çirkin emellerine ulaşacaklar...

 Ayasofya'nın adım adım kiliseye dönüştürülmesi:

Kurtuluş savaşı esnasında 30 Mayıs 1919 tarihinde Yunan Başbakanı Patrik vekili Dorote’yi trenle uğurlama esnasında, yüksek sesle “Allah’a ısmarladık! Yakında elinizi Ayasofya’da öpeceğim!” demişti. Bu sözler, İstanbul Patrik vekilini son derece sevindirmiştir.

   Patrik vekili Dorote, aynı dönemde “Le Temps” gazetesiyle yaptığı mülâkatta “İstanbul Rumlar’ın fikri nedir?” başlığı altında, “Bize göre, İstanbul kat’i olarak Yunanlı’lara verilmelidir. Adalete sığınıyor ve bundan böyle Türk idaresi altında yaşamak istemediğimizi ilan ediyoruz. Padişah İstanbul’dan atılmadıkça, zorbalığın hak üzerindeki baskısı kaybolmayacak” diyecekti.

   Onun bu idealini, M. Kemal 4 Mart 1924 senesinde uygulamaya koyacaktı ve Hilâfet’in kaldırılışını ilan edecekti. İleriki günlerde de Padişahı İstanbul’dan kovmuştu.

   Lozan’da kağıda dökülmeyen antlaşmalardan birisi de, Yunan asıllı M. Kemal’ın, Ayasofya’yı kiliseye çevirme sözü vermesiydi. Fakat o zaman diliminde müslümanların inkılaplara karşı ayaklanmaları gözönünde bulundurularak, bu durumdan gelecek büyük tepkiyi hesaba kattılar ve 27 Ağustos 1934’de Ayasofya’yı müzeye çevirdiler.

   M. Kemal, “Hıristiyan batı âlemine hediye ediyoruz!” beyanıyla , kapılarına kilitleri vurdurdu ve içindeki İslâm nişanlarının kaldırılmasını emretti. Çapı 7,5 m büyüklüğündeki levhalar Ayasofya’dan çıkartılmak üzere, yerlerinden söküldü. Ancak hiçbir kapıdan sığmayınca, yeniden yerlerine yerleştirildi. M. Kemal bu davranışıyla, hıristiyanlık âlemini içten sevindirmişti. Bugün camilikten çıkarılarak müzeye çevrilen bir yapı, gelecekte kilise olarak açılmaya müsait olabilirdi!

   Günümüze kadar müze olarak bırakılan Fatih’in emaneti, 68 senedir lânet okuyor. Onu bu duruma getirenlere lânet okuyor, onları destekleyenlere ve sessiz kalanlara! Minaresi suskun, ibadete kapalı ve yasak, kemalizmin prangası altında inliyor. İbadete, namaza yasak olan bu mübarek belde, papazların ayini, tiyatro ve baleler (dans) için serbest bırakılmıştı. Kemalistler, İslâm dinini alaya alarak, onun kutsal değerleriyle oynamadan çok hoşlanıyorlardı...

   “İstanbul’a ya Papaz gelecek, ya da Halife!” 

   Hıristiyan Avrupa Parlamentosu bunun üzerine ekleyerek, bir yeni girişimde bulundular. Onlara Ayasofya’nın müze olarak kalması ve tiyatrolarına sahne olması yetmiyordu. Onlar, Ayasofya’nın temelini ve bulunduğu şehir İstanbul’un yeniden hıristiyan âlemine iadesini istiyorlardı.

   Avrupa Konseyi Parlamenterler üyelerinden Romen Vadim öncülüğünde 27 milletvekilinin imzasıyla verilen karar önergesinde “Ayasofya’nın Hıristiyan Dünyasına İadesi” gündeme alınmasını ve İstanbul’un “Constaninapole” adıyla anılmasını istediler.

   Görüldüğü gibi, Fatih’in fethini içine yediremeyen hıristiyanlar, ilk adımı M. Kemal ile attılar ve bu kutsal mekânı müzeye çevirdiler. Şimdi ise 68 sene sonra, Ayasofya’yı kiliseye çevirmek ve İstanbul’u ismiyle birlikte işgal yoluna doğru gitmekteler.

   Merhum Cemaleddin Hoca Efendi’nin tesbitleri ne kadar da yerinde ve isabetli imiş. Kemalizmin çabalarını ve Avrupa’nın bu mübarek beldeler üzerine güttüğü emelleri tam yerinde değerlendirmiş ve Anadolu insanına bu alternatifi sunmuştu: Ya papaz, ya halife!

   Allah’ın izniyle hıristiyanlar bu emellerine ulaşamayacaklar ve Anadolu’ya yeniden Halife ve Hilâfet hâkim olacak!

A. Saadet

                  Geri dön