HANGİSİ DAHA BÜYÜK İHANET

 

   Aşağıda sunacağımız belge, tarihte misli az görülen bir ihanet belgesidir. Mektup, Patrik Gregorius tarafından Rus Çar’ı 2. Aleksandr’a yazılmıştır. Türkler’i gayet iyi tanıyan Patrik, bu mektubunda Rus Çar’ına. Türkler’i yok etmek için neler yapılması gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunmaktadır.

   Ancak bu mektup yakalanmış, Patrik de 1821 yılında “vatana ihanet suçuyla” yargılanmış ve Patrikhane’nin orta kapısı önünde asılmıştır. İşte o kapı, -kilise aksini söylese de- müslümanlardan intikam alındığı gün açılmak üzere 180 yıldır kapalı tutulmaktadır.

   Ayrıca 1821 yılında Sultan 2. Mahmud devrinde ihaneti ortaya çıkan Patriğin ibret-i âlem için kilise kapısında idam edilmesinden sonra o kilisenin kapısı kapanmış ve kilisenin girişi başka tarafa alınmıştır.

   180 yıldır kapalı tutulan bu kapının açılması ise Patrikhane tarafından açıkça belirtilmeyen bir şarta bağlanıyor: Bu kapı önünde bir İslâm âlimi idam edilmediği sürece bu kara kapı açılmayacaktır!” 

Bir İslâm memleketinde bu ne küstahlık, ne cür'et!..                                                                                                           

Koskoca bir ümmeti parçalama planını yazan mı, yoksa uygulayanlar mı daha hain?   

Patrik, mektubunda şöyle yazmakta idi:  

   “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-ı mümkündür. Çünkü Türkler, çok sabırlı ve mukavemetli (dayanıklı) insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis sahibidirler. Bu hasletleri de, dinlerine bağlılıklarından ve kadere rıza göstermelerinden, an’anelerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ü idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da an’anelerine olan merbutiyetten (bağlılıktan), ahlaklarının salâbetinden (kuvvetinden) gelmektedir.

   Türkler’de evvela itaat duygusunu kırmak ve manevî rabıtalarını (bağlarını) kesretmek (parçalamak), dinî metanetlerini (sağlamlıklarını) zaafa uğratmak icap eder. Bunun da en kısa yolu, an’ânât-ı milliye ve mâneviyelerine (millî gelenek ve inançlarına) uymayan haricî fikirler ve hareketlere onları alıştırmaktır.

   Türkler, haricî muaveneti (dış yardımı) reddederler, haysiyet hisleri buna manidir. Velev ki, muvakkat bir zaman için zahirî kuvvet ve kudret verse de,

   Türkler’i harici muavenete alıştırmalıdır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkler’i kendilerinden şeklen çok kuvvetli, kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren  asıl kudretleri sarsılacak ve maddî vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple, Osmanlı Devleti’ni tasfiye için, mücerred (soyut) olarak harp meydanındaki zaferler kâfi değildir. Ve hatta sadece bu yolda yürümek Türkler’in haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatlere nüfuz edebilmelerine sebep olabilir.

   Yapılacak olan, Türkler’e bir şey hissetirmeden bünyelerindeki bu tahribî (yıkımı) tamamlamaktır!”

   Şimdi soruyoruz:   

   Bu “yıkım” tamamlanmadı mı?

   Yabancıdan değil borç almayı, istemeyi dahi onursuzluk sayan bir millet bakınız ne hale geldi?!..

   “Dünyanın en iyi borç alan devleti!” diye bize törenle şilt veriyorlar! Ve bu zilleti kabul eden devlet adamları (!) da utanmadan gazetelere boy boy poz verip resim çektiriyorlar!

   T.C devletinin bugünkü durumu için ise söylenecek şey yok! Her şey yabancıların istediği gibi, bütün bir milleti bir çöküşün içine sürüklemektedir.

   Bu, “devleti içten yıkıp parçalama” oyunlarına verilecek örnek o kadar bol ki, bunlardan söz etmek bile gereksiz. Ama bunun da kökleri çok eskilere dayanır! Değişmeyen bu oyun hep oynanmaktadır.

A.Saadet   

Geri dön