Fetih ve Mahzun Ayasofya
| Fatih Sultan Mehmed Han: | "Nefis kilise kıyamete kadar camii olarak vakfedilmiştir. Bunu Allah'a, ahirete, Onun heybetine inanan hiç bir mahluk, sultan olsun değiştiremez. Vakıf şartlarını kim değiştirirse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun!" |
![]() |
Fetihten hemen sonra, Fatihin ricası üzerine Molla Akşemseddinin askere hitaben yaptığı kısa konuşma, fethin amacı açısından ebediyen hatırlanması gereken mesajlar içeriyor: ,,Ey gaziler! Bilin, âgâh olun ki, cümleniz hakkında ahirzaman Peygamberi ol Server-î Kâinat Efendimiz Hazretleri, ,,Onlar ne güzel askerdir! buyurmuştur. İnşaallah cümlemiz mağfuruz. Fakat gaza malını israf etmeyüb Konstantiniyye içinde hayır ve hasenata sarf ve Padişahınıza itaat ve muhabbet ediniz!.. Şanlı talebesinin başında iki çatal abhak sorgucu takıp sözlerini tamamlıyor: ,,Bütün Ali Osmanın âb-ı ruyu (şerefi, namusu, haysiyeti) oldun. Heman mücahid-i fi sebîl-illâh ol! Öyle oldu! Sadece Allah rızasını kazanmak için, başta kendi nefs-i emmaresi olmak üzere, tüm olumsuzluklarla hayatı boyunca ,,cihad etti. |
Ezelî hasret, ancak o hasretin merkezinde dinebilirdi; bu yüzden Konstantiniyyeye giren Fatihin ilk durağı Ayasofyadır.
Ordu sokak aralarında son mukavemeti kırarken, Fatih, yerli halkın çiçek yağmuru, alkışları ve dervişlerle askerlerin bir ağızdan Tekbirleri arasında Ayasofyaya geldi. Kilise sıfatından soyunmaya hazırlanan Ayasofyanın içi gibi avlusu da doluydu. O andan itibaren ,,Roma imparatoru sıfatını da taşımaya hak kazanan Sultan Mehmedin Ayasofya avlusuna girmesiyle, bekleşen kalabalığın toprağa kapanması bir oldu. Gelin gerisini bir hıristiyan tarihçiden dinyelim:
,,Sultan, Ayasofyanın önüne gelince atından indi. Patrike, ,,Ayağa kalk! Ben, Sultan Mehmed, sana ve arkadaşlarına ve bütün halka söylüyorum ki, bugünden itibaren artık ne hayatınız ve ne de hürriyetiniz hususunda, benim gazabımdan korkmayın! dedi. O mağrur Artakserksi yenmiş olana, galip geldi. O güne kadar 74 imparator tarafından savunulan muhteşem şehri aldı. Büyük İskender ile bütün dünyayı mağlup etmiş olan Romaya galip geldi. (Belleten, No: 145, 147; Büyük Türkiye Tarihi, c. 2, sf. 448)
Sonra Ayasofyanın galerilerine girdi, kubbelere çıktı. Her adımda şükrediyor, dualar mırıldanarak yürüyordu. Mutluydu. Nihayet Peygamber müjdesi tahakkuk etmiş, mucize gerçekleşmişti. Padişah derin bir haz, adeta hüşü içinde Ayasofyayı dolaşırken, bir yeniçeri, kilisenin en kuytu yerine çekilmiş hem sevinçten ağlıyor hem de hançerinin ucuyla yerden bir mozaik parçası koparmaya çalışıyordu. Niyyeti bir küçük parçayı fethin hatırası olarak saklamaktan ibaretti.
Genç padişah, durumu gördü. Görür görmez yeniçerinin üzerine yürüdü. Kamçıyla vurarak bağırdı: ,,Bırak! Bu size verip bağışladığımız ganimetlerden değildir. Binalar bize aittir! (Hammer, sf. 382)
Tarih mirasını korumakta öylesine dikkatli, öylesine titizdi. Oysa bir zamanlar Bizans İmparatorunun davetiyle Selçuklulara karşı kullanılmak üzere, İstanbula gelen Haçlı Ordusu kiliselere kadar her şeyi yağmalamış, hatta Ayasofyanın kubbesindeki altın haçı sökerek eritmişlerdir.
Grandük Notaras, bu farkı çok iyi değerlendirdiği içindir ki; ,,Bizans surlarının önünde Latin serpuşu görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih! etmişti. Ve yine bu farktır ki; Bizans ahalisine Feth-i Mübîn bir kurtuluş olarak görünmüş, fetih ordusunu alkışlamıştı. Aslında bu fark ,,istilâ ile ,,fetih arasındaki derin farktır. Birincisinin maksadı sömürmek, yakmak, yıkmak, eritmek; İkincisinin maksadı ise inşa ve ihya etmektir. Bu bakımdan Osmanlılar hiçbir zaman istilacı olmamış, yani yakıp yıkmamış, tam tersine, girdikleri beldeleri imar ve inşa etmişlerdir. Yerli halkı adaletleri, şefkatleri ve himmetleriyle korumuş, mutlu etmişler, bu sayededir ki, kendilerini sevdirmişlerdir. Osmanlı fetihleri gelip geçici bir heyecan dalgası değil, köklü, kalıcı bir emelin neticesiydi!
Müslümanların en önemli mâbedlerinden olan, fethin sembolü ve İslam hâkimiyyetinin simgesi olan Ayasofya Camii, İstanbulun fethinden sonra camiye tebdil edilmiş ve cami olarak da vakfedilmişti. Fatih Sultan Mehmed, galiba bir gün mürted ve kâfirlerin türeyeceği hissi ile bir ,,Vakıfnâme hazırlamış ve camiyi tebdil edene lânet okumuştur. Vakıfnâmede şöyle denmekte:
,,Nefis kilise kıyamete kadar camii olarak vakfedilmiştir. Bunu Allaha, ahirete, Onun heybetine inanan hiç bir mahluk, sultan olsun değiştiremez. Vakıf şartlarını kim değiştirirse, Allahın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun!
Ayasofya Camii kıyamete kadar cami olarak vakfedilmesine rağmen empervalizmin kuklası M. Kemal çetesi tarafından müzeye dönüştürülmüştür!

Ayasofya, T.Cnin Bakanlar Kurulu kararı ve Cumhurbaşkanı olarak M. Kemalin, başbakan olarak İsmet İnönünün, İktisad Bakanı olarak Celal Bayarın imzaları ile müze haline dönüştürülmüştür. Ayasofyanın camii olmaktan çıkartılıp müze haline getirilmesinin kararı şöyle:
,,Maarif Vekilliğinden yazılan 14.11.1934 tarih ve 9404 sayılı tezkerede, eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbuldaki Ayasofya Camiinin tarihî vaziyeti itibarıyla müzeye çevrilmesi bütün şark alemini sevindireceği ve insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle bunun müzeye çevrilmesi, çevresindeki evkâfa ait dükkanların yıktırılması ve diğerlerinin de evkâfça istimlak edilmesi suretiyle güzelleştirilmesi, tamiri ve daimî muhafazası masraflarına karşılık ta evkâfça bu sene ve gelecek seneler bütçelerinden muayyen bir para ayırılması hakkında bir karar ittihaz istenilmiş ve Evkâf Umum Müdürlüğünden yazılan 7.11.1934 tarih ve 153197/107 sayılı mütalaanamede, bu caminin Bizanslılardan kalma bir eser olması hasebiyle hiç bir vaka olmadığı ve her ne kadar cami olduktan sonra Sultanlar ve halk tarafından bazı gelirler bağlanmışsa da bunlardan aşar olarak bağlanan Sultan gelirlerinin kaldırılmış olduğu ve halk tarafından bağlanan gelirler ise Kuran okumak ve buna benzer belli ve nerede olursa olsun yapılabilir dinî emekler için olup müzeye çevrilmesi ve korunması için verilecek bir geliri bulunmadığı ve şimdiye kadar tâmiri, gelirine bakmaktan diğer vakıflarla bir arada yapılagelmekte olan bu bina cami olmaktan çıkınca artık buna da imkân kalmayacağı ve bütçelerini bu günkü vaziyeti herhangi bir yardıma da yol bırakmamakta olduğu ve çevresindeki yapılardan evkâfa ait olanları yıkmak ve kaldırmak elden gelirse de ötekine berikine ait olanların evkâfça satın alınmasına imkân bulunmadığı bildirilmiştir.
Bu İcra Vekilleri Heyetince 24.11 .1934te görüşülerek caminin çevresinde evkâfa ait binaların Evkâf Umum Müdürlüğüne yıktırılarak temizlettirilmesi ve diğer binaların istimlak, yıkma ve binanın tamir ve muhafazası masraflarını da Maarif Vekilliğince verilmek suretiyle Ayasofya Camiinin müzeye çevrilmesi tasvip ve kabul olunmuştur. 24.11.1934 Reis-i Cumhur M. Kemal.
Bu karardan sonra Ayasofya camii olmaktan çıkırılıp müzeye çevrilmiştir. Aslında iş daha önceleri başlamış. Asıl olarak Rusya ve Yunanistanın isteğine göre haç dikilerek tekrar kilise olması isteğine İngiliz ve Fransızlar ortodoks hâkimiyyetini istemedikleri için ve daha önemlisi Anadoluda müslümanların çok büyük bir tepki göstereceğinden ve planlarını tam olarak uygulayamayacaklarından dolayı karşı çıkmışlardır.
Fethin simgesi Ayasofya bundan 68 yıl önce ibadete kapatılmıştı. 1453te İstanbulun fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed Han tarafından kilise olmaktan çıkarılmış ve camiye çevrilen Ayasofya, 1 Şubat 1935 tarihinde müze haline getirilmişti. Ayasofya, 918 yıl kilise, 482 yıl cami ve malesef ne acıdır ki, 68 yıldır da müze halindedir. Uzun süre ,,Mahsun Camii olarak kamuoyu gündeminden düşmeyen Ayasofyanın içinden değil de, üst kenar odalarından bir bölümü Özal zamanında göstermelik olarak ibadete açılırken, 1996da Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı genelgeyle bir defa daha ezan sesinden mahrum bırakıldı.
Ayasofyayı asıl görevi olan ibadetgâh olmaktan çıkarıp, müzeye çevirenlere Sultan Fatih Mehmedin diliyle, Allahın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerine olsun!
A. Saadet