Zaman değişse de zalimlerin karakterleri değişmiyor…-1-
Tarih zalimlerin tuğyanlarıyla doludur. Her zamanın ve her asrın nam yapmış büyük bir zalimi vardır. Günümüze kadar gelmiş ABD başkanları ve şu anki başkanı Bush’da ,,Savaş Delisi” olmalarıyla tarihe geçmişlerdir. Yaşadığımız asra imzasını atan zalimlerden biri de ,,Ortadoğu Kasabı” ile anılan terörist ve işgalci İsrail devletinin başkanı Sharon’dur. Bu zalimler dünyanın gözleri önünde müslümanlara zulüm etmekteler, İslam topraklarını işgal etmekteler, kimsenin de sesi çıkmamaktadır. Evet zaman değişse de zalimlerin pis karakterleri değişmiyor. Zalimlerin değişmeyen bu kirli karakterlerinden ve ortak yönlerinden bazılarını sizlere şöyle sıralayalım:
1- Gayeleri:
,,Firavun, ,,Ben sizin en yüce Rabb’inizim!” dedi.” (Naziat, 24) Bu ayet-i celile çok açık ve net gösteriyor ki, Firavun insanları kendisine kul, köle yapmak istemiş ve kendisini Rabb olarak takdim etmiştir. Tabii ki, onun Rabb’lık iddiasına karşı çıkanlar olduğu gibi gönül rızası ile kabul edenler de olmuştur. Bunun yanı sıra Firavun’a yalakalık yapmak için onun ilâhlık davasını kabul edenler de olmuştur. Bunların başlarında bel’amlar gelmektedir ki, Firavun’un her söylediği adeta bir kanun olarak insanlara sunulmuş ve bel’amlar tarafından Firavun’un söylediği her şey insanlara daha kolay kabullendirilmiş, meşru imiş gibi gösterilmiş. Çağımızın büyük Firavun’larından biri, hatta en büyüğü terörist Bush’tur. Bu zalim de atası Firavun’un yolunda şaşmadan yürüyor, adeta dünyaya hükmetmek istiyor, dünyayı kendi kovboy çiftliği gibi görüyor, kendisini dünyanın jandarması zannediyor. Tabii ki, bu çağdaş Firavun’a da kayıtsız şartsız bağlananlar olduğu gibi, karşı çıkanlar da vardır. Bunlar hususiyle muvahhid müslümanlardır! Bush’un terörüne, sömürüsüne ve ilâhlığına boyun eğmeyen müslümanlar Bush’un ve onun müttefiklerinin en büyük düşmantarıdır.
2- Yanılgıları:
,,Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz bırakıyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.” (Kasas, 4) Mâlum olduğu üzere Firavun’a kahinlerinden biri gelip İsrailoğulları içinden bir erkek çocuğun dünyaya geleceğini ve saltanatını yerle bir edeceğini söylemişti. Bunun üzerine Firavun tüm askerlerini seferber ederek İsrafloğulları’nın yeni doğan erkek çocuklarını boğazlatarak öldürtüyordu. Güya kendi aklınca tedbir alıyor ve tahtını yıkacak, zulmüne son verecek, sömürüsünü engelleyecek olan ,,Musa (a.s.)”ın gelmesini engellemek istiyor ve böyle acımasız bir planı uyguluyordu. Fakat zalim Firavun, Musa’nın Rabb’i olan Allahü Zülcelal’ın da bir planının olduğunun farkında değildi. Rabb’imizin de elbette bir planı vardı, Musa (a.s.) peygamber olaçaktı ve insanları Firavun’a kulluk yapmaktan kurtaracaktı ve Firavun’un zulmüne son verecekti. Günümüzde işte bu zalim Firavun’un yolunu takip edenler de bu yanılgı içerisindeler. Saltanatlarını sarsacak, onları saltanatlarından edecek, iktidarlarını ellerinden alacak insanlara karşı zulüm yaparak, işkence yaparak, zindanlara atarak ve hatta zalim Firavun’un yaptığı gibi bugün de ismi „Ortadoğu’nun Kasabı” olarak anılan Scharon askerini seferber ediyor ve Filistin topraklarında çoluk-çocuk demeden büyük bir katliam yapıyor, müslümanları na-mâlum mekânlara götürüp işkence ettirerek öldürtüyor. Oradaki müslümanların neslini yok etmekle işin biteceği vehmine kapılıyorlar. Müslümanları öldürdüklerinde onlardan kurtulacaklarını zannediyorlar, halbuki müslümanları öldürmeleri müslümanların şehid olmalarına bir vesiledir, bu da yine müslümanların kârıdır. Şehid kanı akıtmakla, kendi zulüm çarklarına son vereceklerini ve İslam neslini yok edeceklerini zannediyorlar. Ama bilmiyorlar ki, müslümanın kanı boşa akmaz! Bilmiyorlar ki, şehidlerin kanı ümmetin tağutî güçlere karşı isyan etmesine vesiledir. Bilmiyorlar ki, akıtılan her damla kan müslümanların damarlarındaki kana can katacak, onların kanını kaynatacak, onları ayağa kaldıracak ve oluk oluk akıtılan müslüman kanlarının hesabını, acımasızca katledilen çocukların, kadınların hesabını soracaklar!..
3- Tehditler:
Musa (a.s.)’ın mucizesine mağlup olan Firavun’un sihirbazları, secdeye kapanarak, ,,Biz Harun’un ve Musa’nın Rabb’ine iman ettik!” (Taha, 70) dediler. Bunun üzerine Firavun şöyle bir tehditte bulundu: ,,Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Hakikat şu ki, o size büyü öğreten ulunuzdur. Şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarında asacağım! Böyleçe, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız!” (Taha, 71) Hakk’a ve Hakk’ın müdafilerine karşı ilimle, fikirle karşı duramayan aciz mahlukların başvurduğu bir vasıftır bu! Daima tehditlerle, baskılarla, psikolojik yıldırmalarla Hakk’ın müdafilerini bastırmak isterler, ezmek isterler. Ama gerçekten teslim olmuş bir müslüman bunların tehditlerine aldırmaz, bunlara güler geçer. Nitekim, Allah’a iman eden sihirbazlar teslimiyetlerini şöyle gösterdiler: „Seni, bize gelen açık açık mucizelere ve bizi yaratana tercih edemeyiz. Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü gecirebilirsin!“ (Taha, 72)
Evet zalimlerin zulmü ancak dünyada geçer, onların cehennemi de yok! Zelil, sefil bir insana kulluk yaparak toprağın üstünde yaşamaktansa toprağın altı üstünden daha hayırlıdır. Nitekim Firavun sihirbazları tehdit etmekle bırakmıyor ve hemen öldürtüyordu.
Zamanın değişmesiyle zalimlerin karakterleri değişmez, ancak isimleri değişir. Karakterleri değişmeyen bu zalimler zannetmesinler ki, tehditleri ve yıldırma politikaları karşısında muvahhid müslümanların karakteri değişecek. Nasıl ki, Firavunlar’ın karakterleri değişmiyor, onlara başkaldıran muvahhidlerin de karakteri asla değişmez ve hatta muvahhid müslümanlar yine o karaktersiz ve aciz Firavunlar’ın uykularını kaçırmaya, kabusları olmaya, tahtlarını sallamaya, tüm tehdit ve zulümlerine rağmen onlarla mücadele ve mukatele etmeye devam edeceklerdir. Çünkü Rabb’imiz azmış Firavunlar’a karşı muvahhidlerin şiarını anayasamız olan Kur’an-ı Mübin’de şöyle bildirmiştir:
,,Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı şiddetli (çok çetin) kendi aralarında da merhametlidirler.” (Hucurat, 29)
İşte biz müslümanlar kendimize kâfirlere ve çağımızın azgın Firavun’larına karşı şiddetli, onurlu ve şerefli olma vasıflarını şiar edinmişizdir. Musa (a.s.) ve Harun (a.s.) Rabb’lerine şöyle demişlerdi: ,,Rabb’imiz! Doğrusu biz, onun (Firavun’un) bize aşırı derece kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz!” Rabb’imiz de şöyle buyurdu: ,,Korkmayın çünkü Ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm!” (Taha, 45-46)
![]() ![]() |
Evet, Rabb’imiz „Korkmayın!” buyuruyor, varsın kâfirler bizlere tehditler fırlatsınlar, varsın savaş naraları atsınlar, Rabb’imiz bizimledir! Biz O’na güveniyoruz ve çağdaş Firavun’lardan korkmadığımızı, Allah’ın davasında tüm tehditlere, zulümlere, işkence ve hapislere rağmen sebat göstereceğimizi, davadan asla dönmeyeceğimizi haykınyoruz, ,,Allah için ölmek var, dönmek yok!” diyoruz. |
4- Kullandıkları taktikler:
Zalimlerin ortak karakterlerinden biri de müslümanları yıldırmak, İslam nurunun yayılmasına engel olmak için kullandıkları taktiklerdir. Müslümanları insanlara kötü göstermek için çamur atarlar, onları bozguncu vefesatçı olmakla suçlarlar. Nitekim Rabb’imiz, zalimlerin bu kirli karakterlerini de bizlere rehberimiz olan Kur’an’da şöyle bildirmiştir: ,,Firavun, ,,Bırakın beni!” dedi. ,,Musa’yı öldüreyim; (Kurtulabilirse) Rabb’ine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat çıkarcağından korkuyorum.” (Mü’min, 26)
Firavun halkını Musa (a.s)’a karşı kışkırtıyor, Musa (a.s.)’ın sadece kendi zalim rejimine karşı olmadığını, aynı zamanda halka karşı olduğunu empoze etmek istiyor. Çağımız Firavun’larının kullandıkları taktikler de böyledir, müslümanları terörist olarak, barışı engelleyen kimseler olarak gösteriyorlar. ,,Vatan haini” diyerek halk ile o halkı tağutî güçlerin tahakkümünden kurtarmak isteyen müslümanların arasını bozmaya çalışıyorlar. Yeryüzünü sömürebilmek için, yeşeren İslamî hareketleri kökünden kazımak için kendilerini barışsever, hukuksever, adalet isteyen, insan haklarını savunan hürriyet havarileri olarak gösteriyorlar, bu söylediklerini çirkin emelleri için bir maske olarak kullanıyorlar. Halbuki asıl bozguncular, asıl fesatçılar Rabb’imizin şu ayet-i celile’sinde de buyurduğu gibi kendileridir: ,,Onlara, ,,Yeryüzünde fesat çıkarmayın!” denildiği zaman, ,,Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.” (Bakara, 11,12)
Bugün Firavun’un torunu, çağımızın Firavun’larından biri de ABD’nin başkanı savaş delisi terörist Bush’dur! Irak’a ne için saldırmak istediğini Firavun’un bu sadık torununa sorsanız, „Elbette bizler ıslah edicileriz!” diyecektir, dünyada barış istediğini, insan haklarının icra olunmasını istediğini ve Irak halkını zalim Saddam’ın zulmünden kurtarmak istediğini söyleyecek... Ama müslümanlar çok iyi biliyor ki, bu zalimin yapmak istediği zulme engel olmak değil, bizzat zulüm yapmak, müslüman kanı akıtmak, Irak’ın mazlum halkını ve İslam topraklarının altında yatan petrolleri ve madenî hazineleri sömürmek.
5- Akibetleri:
![]() |
,,Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da (helak ettik). Andolsun ki, Musa onlara apaçık deliller getirmişti de, onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Halbuki (azabımızı aşıp) geçebilecek değillerdi. Nitekim onlardan her birini günahı sebebiyle cezalandırdık. Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine zulmediyorlardı.“ (Ankebut, 39-40) |
Saltanat, iktidar küfürde kalsa da, zulümde asla kalmayacak! Zulüm ebedi sürmez, bir gün gelir yaptıkları zulmün hesabını vermek zorunda kalırlar.
Çağımızın tüm Firavun’ları suda boğulmaya mahkûmdur!
Rabb’imizden dua ve niyazımız odur ki, Ortadoğuda ABD ve müttefiklerini Firavun’un akibetine uğratsın da, müslümanların çektikleri çileler son bulsun! Amin!
,,Ve o kimseler ki, zulmettiler, nasıl bir inkılap mahalline yuvarlanıp gideceklerini yakında bileceklerdir!” (Şuara, 227)
Osman S.