Korku, umut ve çaresizlik!

Neyse ki, tezkere bu hafta da gelmeyecek Meclis’e! Mardin’e de, ABD askerlerine “hizmet” verecek bir genelevi açılmayacak. Bazıları üzülmüştür bu işe. Halbuki döviz kazanacaktık! KDV de alacaktık!
Madem arazilerimizi, fabrika depolarını kiralıyoruz... Havaalanlarımızı, limanlarımızı kiralıyoruz... Kerhaneler de bu kervana katılsa! Fahişelerin namusları vatan toprağından daha değerli de onun için mi? Madem “vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle ise laik bir “din adamı” bulun, dua etsin! Bir devlet büyüğümüz kerhanenin kurdelasını kessin! Bir siyasi amigo da kurban kesip, kurban kanını Coni’lerin alnına sürsün! Törende McDonald’s’ın hamburgerleri yanında Coca Cola ve Marlboro ikram edersiniz. Sahi, yeni genelev dolarla çalışmalı, değil mi? Yeşil, yeşil!
Haberlere bakılırsa, Türkiye’den geçecek/geçen ABD askeri araçlarının petrolünü PO (Petrol Ofisi) verecemiş. Bari aynı grubun gazeteleri Mardin’deki genelev için, kerhane güzeli seçsin! Dil bilen, endamı yerinde. Bir de Rus bale grubu. Mardin Valisi izin vermezse vermesin. Mobil kerhaneleri ABD’nin kiralık tesislerine konuşlandırırsınız olur biter.
Öyle ya! Önemli olan bizim ulusal çıkarlarımız.
Biz bir yandan tezkere geçmedi/geçmeyecek diye oyalanırken; elin gâvuru fiilen kale ve tersanelerimizi, havaalanlarımızı ve limanlarımızı işgal etmiş, kurduğu hava köprüsü ile iş bitiriyor. Yeni hava koridorları açılmasını istiyor.
Erdoğan, BM kararlarını bekliyor. AB, ABD saldırısını engellemek için bastırıyor. Şimdi de AB, Türkiye’nin ABD’ye destek vermemesi halinde maddi kaybını karşılamak için 2 milyar Euro teklif ediyor. “Millî çıkar” hesaplarının, basit bir para pazarlığına döndüğünün açık bir göstergesi bu durum...
Bu arada; ABD, bu durumdan rahatsızlıklarını açık ve kaba bir şekilde ifade etti. Zalmay Halilzad, Türkiye’nin ABD’- nin operasyon alanından askerlerini çekmesini istedi. ABD’nin demesi o ki, “Ya bana yardımcı olur, ya da bölgeden elini çekersin.”
Bush’un Ankara’ya dişini göstermeye başladığının resmidir bu.
Ankara-Washington ilişkileri giderek gerginleşirken, Türkiye üzerinden ABD askerî sevkıyatı devam ediyor. Bunun hangi hukuki zeminde gerçekleştiğini ise bilen yok. Fiili bir durum var. Kimilerine göre gizli anayasa, gizli kanun, gizli kararname, gizli yönetmelik gibi bir de gizli protokol var, Türkiye ile ABD arasında. Bir hukuk devletinde böyle bir şey olabilir mi? Oluyor demek ki! Bu durum yarın bir gensoruya sebeb olabilir, sorumluları Yüce Divan’a gidebilir. ABD güç ve itibarını kaybederse, Türkiye, ABD ile birlikte savaş suçlusu olarak yargılanıp tazminat ödemeye mahkûm edilebilir. Devlet düzeyinde olmasa bile, Bush yönetimi ve onunla işbirliği yapanlar en azından uluslararası camianın vicdanında mahkûm edilebilir.
Görevimiz, sadece ABD’ye yardımcı olmamak değil, bu işgali ve saldırganlığı önlemek için aktif barış politikası uygulamaktır. ABD’nin Kontrollü Bunalım Stratejisi’ne karşı, bizimkiler saygın konumdaki bir bölge devleti olarak üzerine düşeni yapmalıdır.
Gri politikalar umut ve korkuları, çaresizliği büyütmekten başka işe yaramıyor. Sonuçta umut ve korkular çaresizliğin gölgesinde kalıyor.
Çaresiz değiliz aslında. Keşke poetika ile politika arasındaki köprüleri yeniden kurabilsek; “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol” diyebilsek!
Selâm ve dua ile...
 

Abdurrahman Dilibak, 17 Mart 2003 Vakit