İşi-gücü bıraktık korku gölgesinde bağımsızlık arıyoruz

Dünyası damak tadıyla sınırlı olanlara diyeceğim yok...
Bağımsızlığın tadı bir başkadır... Dil ile bu tad anlaşılmaz... Eğer bağımsızlığını kaybedenlerin acıklı halini yüreğinizde hissediyorsanız, bağımsızlığın lezzetini yaşayarak aldıysanız, hem dünyanız, hem de ahiretiniz için faydalı olma ihtimaliniz mevcuttur...
71 yıllık ömrüm süresinde 2 partide fiilen partili olarak bulundum... Mensubu bulunduğum partilere karşı hem bağımsızlığımı korudum... Hatalı gördüklerimi eleştirdim, doğruların destekçisi oldum...
Hiçbir beklentim yoktu... Onun içindir ki siyasi gelenekçiliğe hep muhalefet eyledim... Bilenler bildiler, bilmeyenler arkamdan “milli muhalefet” tabirini kullandılar...
Umursamadım Allah’a şükür...
Bağımsızlığa, şahsiyete verdiğim önem derecesinde, yalakalarla mücadeleye de önem verdim... Riyakâr methiyecilerin ikbal mevkiine çıkanları cilalayıp parlatmaları devamlı midemi bulandırdı... İster kapitalizm adına, ister sosyalizm adına, ister İslâm adına olsun şaklabanlık yaparak menfaat elde etmeye özen gösterenlerle geçinemedim... Bilmeden “iyi” zannettiklerimin foyaları meydana çıkınca hiç beklemeden köprüleri attım...
Kalemimi kılınç gibi kullandığım doğrudur... Kalemin haysiyetini korumadımsa bin defa yuh olsun bana...
Telefonda bir okuyucum soruyor:
“İstanbul’un fethinde hangi kapıdan girmiştik? Bahsettiğiniz postmodern istilacılar hangi kapıdan giriyorlar?”
Fatih’in orduları İstanbul’a Topkapı’dan girmişlerdi... Şimdiyse ölü Bizans’ı diriltme hayali kuranlar toplarıyla, tüfekleriyle, tanklarıyla, uçaklarıyla, roketleriyle, askerleriyle maalesef “ülke menfaati” kapısından giriyorlar... Nasıl bir menfaat ise, henüz anlayabilmiş değiliz...
Tekrar soruyor: “Menfaatperestler, daha açık bir deyimle ülkenin kaymağını yiyenler gemilerini nereden geçiriyorlar?..”
Nereden olacak... İlk önce “ekonomik darboğaz”dan geçiriyorlar... Halkın direnç zincirlerini kırdıktan sonra karşı sahile, yani tehlikesiz limanlara demir atıyorlar...
“Geçmişine rahmet babam... Ben 73 yaşındayım, belki sormayı unuttuğum hususlar vardır... Başka boğazlara girip-çıkanları da anlat hele...”
Başka boğazlar...
Haram lokma geçe geçe genişleyen insan boğazları bunun Türkçesi...
Mübalağa gibi olmasın günde beş öğün haram giren boğazlardan artık Ro-Ro gemileri, şilepler, trenler bile geçer oldu... Hepsi de rüşvet yüklü...
Meraklanma, bu günler de geçer bir gün...
Ne zaman diye bana tarih sorma... Hele nasıl geçeceğini hiç amma hiç sorma... Çünkü tahminde zorlanıyorum...
İyi veya kötü mutlaka geçecektir...
Bir de en kötüsü, en tehlikelisi gökyüzünde açılan koridorlardan kitle imha silahları yüklü devasa uçaklar geçecek... Arasıra Muavenet gemimizi füzeyle vurdukları gibi yanlışlıkla başımıza bombalar düşürecekler...
Herkes başına sahip olsun...
Amerikalıların değişmez huylarıdır, her b... yanlışlıkla yerler... Tabii ceremeyi bigünah insanlar çekerler...
Hadiselerin tahlilini yaptığım zaman alın terimle kazandığım ekmek boğazımdan geçmiyor... Benimki de böyle bir boğaz işte...
Güneyde motor sesleri, tank tüfek sesleri
Kesecek kimse yok mu bu pezevenk sesleri?
 

Abdurrahim Karakoç 17 Mart 2003 Vakit