Hayır!

Erdoğan gerçekten öyle bir yazı yazdı mı, bilmiyorum. Daha doğrusu bunu içime sindiremiyorum.. Hani Kur’an diyor ya, “İnanmamanız gerekmez miydi?” Ben de o yazının Erdoğan tarafından yazıldığına inanmak istemiyorum. Tıpkı Gül’ün bizi koalisyona ortak etmesi gibi..
Erdoğan ve Gül acaba bu sıralar hiç Kur’an okuyorlar mı? Savaşla ilgili âyetlere bir göz atsalar.. 66 âyette savaş kelimesi geçiyor..
Tevbe Sûresi’nde Allah buyurur ki; “Eğer mü’minlerseniz, daha önce Allah’tan korkmalısınız!”
Unutmayın; kadere, rızka ve ecele hükmeden O’dur. O, gerçek iktidar sahibidir. Ve Din Günü’nün sahibi O’dur..
Ya Mümtahine’de ne buyuruyor Allah: “Allah yalnızca, sizinle din hususunda savaşanlarla, yurtlarınızdan çıkaranlara ve çıkarılmanıza arka çıkanlara dostluk etmenizi yasaklıyor size! Her kim de onlara dostluk ederse, işte onlar kendilerine yazık eden zalimlerdir..”
Bizim sevgili kardeşlerimiz ne buyururlar bu hususta acaba?.. Koridorda el ele tutup yürüdükleri kimler?.. Yarın o ellere zebaniler yapıştıklarında ne diyecekler?.. Peki, gün gelmeden musalla taşında “Nasıl bilirsiniz?” diye bize sorduklarında ne diyeceğiz?.. Kardeş katline cevaz verenlerdendiler dememiz, sizi rahatsız etmez mi?
Bizi Amerikan askeri yapmayın.. Gazaba uğrayanlardan olursunuz.
Biz şimdilerde hep Tebbet yedâ’yı okuyoruz. Fil Sûresi’ni okuyoruz.. Sahi, siz ne yapıyorsunuz?.. Bu zalimler gün gelecek, o istikamete dönüp secde ettiğiniz Kâbe’ye, Mescid-i Aksa’ya el uzatacaklar.. O zaman ne yapacaksınız?.. Kerbela yıkılırken hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Iraklı çocuklar öldürülürken, siz kendi çocuklarınızın yüzüne nasıl bakabiliyorsunuz?
Ne utanç verici bir durum bu!
Neden, nasıl, niçin, ne görünüyor gözünüze?.. Ne çabuk değiştiniz!.. Neden korkuyorsunuz?.. Allah’tan korkun! Bize öfkelenmeyi bırakın da, acımızı anlamaya çalışın.
Ama duygusallığı bir kenara bırakırsanız, bizi anlayamazsınız ki!.. İnsanî duyarlılığı bir kenara bırakarak insan olunamaz..
Hani, şarktaki mü’minin acısını garptaki duymazsa bizden değildi! Hani, haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytandı. Koalisyonda yer alma iddiası, kurtlar sofrasından pay kapma, güçlülerden yana olmak değilse nedir? Ulusal çıkar öyle mi, inkâra dayalı bir çıkar! Hayır, yerin dibine batsın o.. Haram lokma, içine kan doğranmış çorba istemiyoruz. “İnsanî yardım” aldatmacasına karnımız tok. Ambulansla silah kaçakçılığı yapacaklar..
Hani, serçe gagasında bir damla suyla Hz. İbrahim’e gelmiş ya, ateşe atıldığında, “dostluğu belli olsun” diye. Sonra karga gelmiş, ağzında bir çöple, “düşmanlığı belli olsun” diye...
Gül, el ele tutuşup giderken Powell’le, sırtını millete döndüğünün farkında değil mi idi?.. Gül’ün ailesine açık mektubumdur: Oğlunuzun Cehennem’e gitmesine engel olun. Elini tutun onun..
Ben, Erdoğan’ın yerinde olsam, o yazıyı yayınlayan danışmanımı işten kovardım. O kişinin yüzüne bakmazdım bir daha.. Kılavuzu karga olanların akıbeti hayrolmaz sonra.. Millet, şiir okuyan adama vekâlet verdi. Kendisi de birine vekâlet veriyorsa, dikkat etmesi gerek.
Gerçekten bizim Başbakanımız, Wall Street Journal’e “(Amerikan askerlerinden söz ederek)...Cesur genç kadın ve erkeklerin en az kayıpla ülkelerine geri dönmelerini ve Irak’taki insanî felaketin en kısa zamanda sona ermesini umuyor ve bunun için dua ediyoruz...” diye yazdı mı? Ne olur biri çıkıp, “Bu söylenenler yalan” desin! Bunlar çok da masum ifadeler değil. Ne söylendiği kadar, bugün bu sözden nasıl bir anlam çıktığı ve başkalarının bu ifadelerden ne anladığı da önemli... Bu ifadeler, bir Amerikan gazetesinde çıkıyor.. Ne anlama geldiği açık.. Madem hakkı söylemeye cesaret edemiyorsunuz, ya güzel bir söz söyleyin, ya da susun! “ABD’nin sadık dostu” olduğunuzu kanıtlamak için mi yazdınız bu yazıyı yoksa!.. Çünkü, makalenin girişinde bu ifadeler yer alıyormuş... “Sadık dost”!.. Zalimlerden yana olmayın, sonra ateş size de dokunur ve gün gelir Allah o zalimleri de sizin başınıza musallat eder, Saddam’ın başına musallat ettiği gibi!
Kendi celladınızı alkışlamayın.. Sizi ateşe tutacakları istihkâmlara mermi taşımayın!..
Pazar günü 12.00’de biz Abide-i Hürriyet Meydanı’ndayız. Ya siz!.. Biz her Cuma cenaze namazı kılıyoruz, siz ne yapıyorsunuz?..
Selâm ve dua ile...

Abdurrahman Dilipak 5 Nisan 2003 Vakit