Dökülenlerden Olmamak

Bismillahirrahmanirrahim

"Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Onlar peygamberlerine: "Bizim için bir hükümdar gönder de (onun emrinde) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. Peygamber: "Ya savaş size farz kılınır da savaşmazsanız?" dedi. Onlar: "Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olan bizler niçin Allah yolunda savaşmayalım ki?" demişlerdi. Üzerlerine savaş farz kılındığında ise çok azı dışında yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.

Peygamberleri onlara: "Allah sizin için hükümdar olarak Talut'u gönderdi" dedi. Onlar: "Biz hükümdarlığa ondan daha layık olduğumuz ve ona bir mal genişliği de verilmediği halde nasıl bizim üzerimize hükümdar olabilir?" dediler. Peygamberleri: "Doğrusu Allah onu sizin üzerinize seçti ve onun bilgisini ve bedensel gücünü artırdı. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir" dedi.

Peygamberleri onlara: "Onun hükümdarlığının belgesi, size, içinde Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesiyle Harun ailesinin geriye bıraktıklarından arta kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı Tabut'un gelmesidir. Eğer iman ediyorsanız, bunda sizin için bir delil vardır" dedi.

Talut askerlerle yola çıkınca: "Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa işte o bendendir. Yalnız eliyle bir avuç avuçlayan müstesnadır" dedi. İçlerinden az bir kısım dışında hepsi ondan içtiler. O (Talut) ve onunla beraber bulunan iman etmiş kişiler ırmağı geçince, bunlar (emri tutmayıp ırmaktan su içenler): "Bugün bizim Calut'a ve onun askerlerine karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacakları kanaatini taşıyanlar ise: "Nice az topluluk vardır ki, Allah'ın izniyle, kalabalık topluluğa üstün gelmiştir. Allah da sabredenlerle beraberdir" dediler.

Bunlar Calut'un ve askerlerinin karşısına çıktıklarında da: "Ey Rabbimiz, bize bolca sabır ver, ayaklarımızı sağlam tut ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et!" dediler.

Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar ve Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona hükümdarlık ve hikmet verdi ve kendisine dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bazılarını diğer bazılarıyla savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Ancak Allah alemler üzerinde lütuf sahibidir.

Bunlar Allah'ın, sana hak üzere okuduğumuz ayetleridir. Ve hiç şüphe yok ki sen peygamberlerdensin." (Bakara, 2/246-252)

Kur'an-ı Kerim'deki kıssalar birer destan değildir. Dolayısıyla bu kıssaları adeta bir destan okur gibi okuma alışkanlığını bırakmak, bunların her döneme ışık tutacak ibretler taşıdığını düşünmek zorundayız. Aksi takdirde bu kıssalardan gereği gibi istifade etmemiz mümkün olmaz. Eğer bu kıssaları böyle bir bakış açısıyla değerlendirirsek aynada çağımızda ve çevremizde yaşadığımız gerçekleri görürüz.

Yukarıda verdiğimiz kıssa da, davet yolunda imtihanların önemini vurguluyor ve bu imtihanlarda dökülenleri bize tanıtıyor. Eğer imtihanlarda dökülenleri iyi tanırsak belki bizim de dökülenlerden olmama yönündeki çabalarımız, duyarlılığımız artabilir.

Bilindiği üzere her alanda imtihan yapılır. Günümüzde basit bir hizmetçilik için bile imtihan yapılmaktadır. Bu imtihanın amacı ise yapılacak hizmete en layık olanı ortaya çıkararak onu istihdam etmektir. Yani esas olan sayı çokluğu değil liyakattır. Elbette yerine göre sayı da önemlidir. Ama "sayı" deyince hiçbir zaman kuru kalabalıkları anlamamak gerekir. İşin ehli ve aynı zamanda iş ahlakına sahip az sayıda insan bu sıfatları taşımayan çok sayıda insanın başaramayacağını başarabilir.

Allah yolunda üstün zaferler elde edebilmek, gelecek nesillerin önünü açacak başarılara imza atmak öyle basite alınacak bir şey değildir. Bunu ancak ehil kişiler başarabilir. Fakat böyle bir hedef ortaya konduğunda bazen büyük bir kalabalık bu hedefe doğru ilerlemeye talip olduğunu ortaya koyar. Ama acaba bu kalabalığa katılanların hepsi böyle bir hedefe doğru ilerlemeye ehil kişiler midir? Bunların içinde, böyle kutlu bir hedefe doğru ilerlemekte kararlı ve buna ehil olanlara ayak bağı olacaklar da bulunabilir. Kafa sayısını artırmaktan başka bir katkıda bulunamayacaklar da olabilir. Dolayısıyla bu insanların birtakım imtihanlardan geçirilmeleri gerekir. Bu imtihanlarda zayıf karakterli olanlar dökülecektir. Bu dökülmelerde bir sayı azalması olacak ama asla hedeften sapma söz konusu olmayacaktır. Bunun yanı sıra bu dökülmelerdeki sayı azalmasını, güç azalması olarak algılamamak gerekir. Çünkü dökülenler dediğimiz gibi zaten söz konusu kitleye güç katanlar değil sadece kafa sayısını artıranlar, belki de yük olanlardır. Dolayısıyla bu imtihanlardan geçme esnasındaki dökülme olayı hedefe doğru ilerlemekte kararlı olanları asla ümitsizliğe, karamsarlığa sevk etmemelidir. Çünkü tarihin hangi dönemine bakarsak bakalım böyle önemli hedeflere doğru ilerlenirken dökülmeler olduğunu, Yüce Allah'ın özellikle bu tür önemli hedeflere doğru ilerleyen insanları ciddi imtihanlara tabi tuttuğunu görürüz.

Bu imtihanlar tıpkı bir laboratuar testi gibidir. Örneğin dünya çapında güven kazanmış bir standartlar kurumu düşünün. Bu kurum değişik ürünlere standartlara uygunluk belgesi veriyor, tüketiciler de onun verdiği belgelere güvenerek onayladığı ürünleri gönül rahatlığı içinde satın alıyorlar. Bu kurum elbette laboratuarına gelen ürünleri belli testlere tabi tutacak ve aradığı özellikleri taşıyıp taşımadığını belirleyecek, bu özellikleri taşımayanları eleyecektir. Aksi takdirde kendisine olan güveni kaybeder.

Yukarıdaki kıssayı incelediğimizde insanların iki önemli imtihandan geçirildiklerini ve her imtihandan sonra bir dökülme yaşandığını görüyoruz. Bu tıpkı onların önce kalın sonra ince elekten geçirilmeleri gibidir. Ama en sonunda bu eleklerden dökülmeyerek üstte kalabilenler sayılarının azlığına rağmen Allah'ın lütfettiği kutlu bir zafere muvaffak oluyorlar.

Yukarıdaki kıssada sözü edilen insanların en başta dikkat çeken yönleri içinde bulundukları durumdan şikayetçi olmaları. Karşı karşıya oldukları zulüm ve haksızlıklardan iyice bıktıklarını dile getiriyor ve bu halden kurtulmak için mücadele etmek istediklerini söylüyor ama başlarında kendilerini idare edecek, kendilerine yön verecek birinin olmamasından şikayetçi oluyorlar. Bu yöndeki şikayetlerini de zamanlarının peygamberine iletiyorlar. Peygamber: "Ya savaş size farz kılınır da savaşmazsanız?" diyor. Onlar: "Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olan bizler niçin Allah yolunda savaşmayalım ki?" cevabını veriyorlar. Bunun üzerine en önce itaat konusunda imtihan ediliyorlar. "Bakalım, kendi kişisel saplantılarınızı atıp da Allah'ın emrine muhalif olmayan konularda başınıza geçirilen kişiye itaat edebilecek misiniz?" diye bir imtihana tabi tutuluyorlar. Bu imtihanın amacı o kişisel saplantılarını atamayanları ve itaat konusunda ideal noktaya gelemeyenleri elemektir. Çünkü bu gibiler eğer elenmezse savaşın en kızıştığı anda geri kaçar, bu yüzden kararlılık gösterebileceklerin de morallerini kaybetmelerine dolayısıyla bütün bir ordunun dağılmasına sebep olurlar. Nitekim bu imtihanda o kişisel saplantıların hemen depreştiğini ve birtakım itirazların yükseldiğini görüyoruz: "Nasıl olur? O bizden fakir, üstelik toplumun alt tabakalarından birine mensup. Bu işe biz ondan daha layıkız" diyorlar. İşte bu kişisel saplantıları onları böyle kutlu bir hedefe doğru ilerlemekten geride bırakıyor.

Tarihin hangi dönemine bakarsanız bakın bu tür saplantıların insanları çok önemli ve faydalı hizmetlerden dolayısıyla büyük sevaplardan mahrum bıraktığını görürsünüz. Peki bu saplantılara takılıp kalmanın insana yararı nedir? Bunu anlamamız için şeytanın içine düştüğü durumu göz önüne getirmemiz yeterlidir.

Yukarıdaki kıssada lider olarak seçilen kişinin bu mevkiye gerçekten layık olduğunu belgelemesine rağmen bazılarının hala bu saplantıdan kurtulamayarak inatlarını sürdürdüklerini ve dökülenlerden olduklarını görüyoruz. Buradan çıkarılacak iki ders var: Birincisi: Yönetilenlerin yönetenlerin liyakatlarını soruşturma hakları vardır. Çünkü gözü bağlı bir itaat insanı uçuruma götürebilir. Yönetenlerin de peşlerine takılanları: "Aklınızdan büyük işlere karışmayın. Ben böyle diyorsam böyledir. Hocaefendilerin, büyüklerin her yaptığında mutlaka bir hikmet vardır" anlayışıyla geçiştirmeyip insanların kalplerini mutmain edecek bir açıklamada bulunmaları gerekir. İkincisi: Allah'ın koyduğu ölçülere ters düşmeyen hususlarda tereddütsüz itaat ve kişisel saplantılardan uzak durmak şarttır.

İkinci merhalede insanlar bir ırmakla itaat ediliyorlar. Burada ise bir yandan onların itaatları biraz daha ince ayarlarla ikinci kez test edilirken, bir yandan da zorluklara ne kadar tahammül edebildikleri ölçülüyor. En büyük dökülmenin ise burada gerçekleştiğini görüyoruz. Çünkü zorluklar karşısında tahammül ve sabır insanların çok azının sahip olduğu bir özelliktir. Çağımızda yaşadığımız gerçekler de bunu gösteriyor. Bugün insanların biraz değneğin ucunu görünce dökülmeleri tarihin ispat ettiği gerçekleri bilfiil müşahede etmemize vesile oluyor.

Aslında bu konuda çok şey söylenebilir. Ama biz ancak sayfalarımızın elverdiği kadarını dile getirmekle yetinmek zorundayız. Şimdi kendi kendimizi test edelim. Kutlu başarıların altına imza atacaklar arasında yer alacakların taşıması gereken özelliklerden ne kadarına sahip olduğumuza bir bakalım.

Bu yazı Vahdet.com'dan alınmıştır.