Bel’amların Kepazeliği,      Âlimlerin Acizliği! -1-   

 

[1]  2  3  4  5

  

    Ebu Muhammed Hoca     

 

   Tüm ümmetin vebali âlimlerin omuzları üzerindedir! Bugünkü durumlarına bakınca âlimler, doğrusu bu vebali hak etmişlerdir. Her fırsatta peygamberlerin varisleri olduklarını söylemekten geri durmayan âlimlerimiz, bu sıfata hiç de layık olmadıkları açık-seçik ortada iken elbette ümmetin vebalini onlar çekeceklerdir.

   Bu hadis-i şerif’in arkasına sığınmalarının asıl sebebi, sarsılan onurlarını, kaybettikleri saygınlıklarının farkına varmalarından dolayı olsa gerek. Fakat, canhıraş şeklinde çıkan bu sesler ümmet ve fertler üzerinde hiçbir etki yapmamaktadır, yapmayacaktır da... Zira bir sıfata layık olma, o sıfatı hak etmekle elde edilir. Yoksa olmayan bir sıfatın varlığını iddia etmek, insanların ilgisini çekmiyor. İlminin derinliği de, müslümanları çok da alakadar etmiyor...

   Âlimlerimize sormak lazım: Peygamber’in varisleri olduklarını söylerken, Peygamberimiz’in hangi sıfatını üzerlerinde taşımaktadırlar?

   Aslında Türkiyeli müslümanlar, Peygamber’e varis olma sıfatını, liyakatla üzerinde taşıyan âlimlerin hasretini çekmektedirler. Bu gibi âlimlerin yokluğu ümmeti derinden sarsmaktadır.    

   Eğer peygamberlere varis olma Kur’anı Kerim’i hıfzetmek, birazcık derme-çatma Arapça öğrenmek, fıkıh, tefsir ve hadis gibi füru ilimlerini tahsil edip ilim dağarcığını şişirmekse, bu gibi âlimlerden Türkiye’de epeyce var. Bunun yanında bu ilimlerin bazı bölümlerini derinlemesine bilen ilahiyat profesörferi de var. Hatta bazı şarkiyatçı (oryantalist) araştırmacılar da bu ilimleri derinlemesine incelemiş, bilgi sahibi olmuşlardır. Şimdi biz bunlara da Peygamber’in varisleri mi diyeceğiz?

   Erzurum’un Horasan ilçesinde Yüzverenli Mehmed Efendi diye bir alim vardı. Bahsi geçen ilimlere vakıf idi. Kendisiyle çok sık görüşür, ilminden istifade etmeye çalışırdım. Evinde inzivaya çekilmiş, dünyadan elini-eteğini çekmiş, etrafında olup bitenlerden haberi olmayan biriydi. Hiçbir şeye karışmadığından sağcısı da, solcusu da kendisini severlerdi. Bir gün sohbet ederken o zamanlar İran İslam Devrimi yeni olmuştu. Dedi ki: ,,Sahi İran’da Aleviler iktidarı ele geçirmiş, Sünniler’i kesiyorlarmış... Müslümanları koruyupkollayan Şah İran’dan kaçmış!..” Şaşırmıştım! ,,Nereden bunları biliyorsun Hocam? Radyodan mı dinledin? Sizin radyo dinlemediğinizi sanıyorum!” dedim. 0 da cevaben, „Allah korusun! Ben hiç radyo dinler miyim? Bizim Fevzi söyledi!” dedi. Fevzi dediği talebelerindendi. 0 zamanlar Hasankale ilçesi müftüsüydü. Adalet Partisi’nden milletvekili adayı olmuştu. Ben o şahsın küfrüne bizzat şahid olmuştum, fasıklığını herkes bilirdi. Zavallı „Millî Selamet Partili” imamlara yapmadığını bırakmazdı. İşte böyle bir fasığın sözüne inanıyordu. Cevap vermek istemedim.

   Bir gün yine ziyaretine gittim. Elimde imam Humeyni’nin bir rısalesi vardı. Kendisine okumaya başladım. Böyle şeyleri merakla dinlerdi. Zira Türkçe okuma yazması yoktu. Bitirdikten sonra, „Nasıl buldun Hocam?” dedim. Çok heyecanlanmıştı. ,,Kim bu alim oğlum?” dedi. Dedim ki: ,,Hocam, böyle bir alim Türkiye’de işbaşına gelse, ona bey’at eder ve onu destekler misin?” ihtiyarın gözleri doldu. Ağlamaklı bir sesle, ,,Canımı bile veririm!” dedi.

   Geçrekten kendisinden bu kadarını beklemiyordum. Dedim ki: „Hocam! İşte bu senin Alevi dediğin Humeyni! İran’da İslam Devrimi’ni gerçekleştirdi. Sünniler’i değil, yerli Amerikan işbirlikçilerini kesiyor. Şah ise müslümanları koruyup kollamıyordu. Sünni-Şii demeden, bütün müslümanları imha ediyordu. Kendisi de Sünni değil, Aleviydi... Fakat oradaki mollalar, bizim mollalar gibi, ,,Biz Peygamber’in varisiyiz!” deyip de yatmıyorlar, mücadele ediyorlar. Allah da onları başarıya ulaştırdı!” Daha birçok sohbetten sonra, ,,Beni nasıl da aldatmış? Allah Fevzi’nin belasını versin!” dedi.

   Yine bir başka konuşmamızda, ,,Hocam! Senin talebe Müftü Fevzi Adalet Partisi’nden milletvekili adayı olmuş. Ne dersin?” dedim. ,,Olsun oğlum, Adalet Partisi sağcı partidir. Solcu Cumhuriyet Halk Partisi’nden daha iyidir!” diyerek beni bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı.

   İşte bizdeki âlimlerin, bizdeki mollaların, bizdeki ulemanın seviyesi ve dünya görüşü!.. İnsanın böyle âlime de, böyle ilime de isyan edesi geliyor!.. Said b. Cübeyir (r.a.) diyor ki: ,,Bir alimin müslümanlara verdiği zararı, aç bir kurt bir koyun sürüsüne veremez!” Gerçekten de son Hilâfet Devleti’ni yıkan M. Kemal’in putçu ve tağutî sistemine ,,Meşrudur!” fetvasını verenler maalesef âlimler değil miydi? Yine M. Kemal’in kurduğu mecliste milletvekili olanların çoğunluğunu âlimler teşkil etmiyor muydu? 23 Nisan 1920’de Hilâfet’in kaldırıldığını, Şeriat’ın lağvedildiğini, yerine küfür sisteminin kurulduğu meclis bu âlimlerin dualarıyla açılmamış mıydı? Şeriat-ı Garra’nın hilafına, M. Kemal’in arzusu doğrultusunda çıkarılan kanunlar ve devrimleri de bu ,,âlimler’ parmaklarıyla onaylamamışlar mıydı?

   İlahî tecelliye bakınız ki, M. Kemal daha sonra bu âlimleri ya darağacında sallandırmış, ya bir suikastte kurban etmiş, ya sürgün etmiş, ya da diskalifiye ederek etkisiz hale getirmiştir.

   Zannetmiyorum ki, halkı müslüman olan ülkelerin hiçbirinde, âlimler bizdeki gibi kendi sonlarını hazırlayacak kanunları, yine kendi elleriyle onaylamış olsunlar. Olmaz böyle bir gaflet diyorum, isyan ediyorum!..

   İsyan ediyorum, batıl putçu sistemin ikame edilmesine, milletvekili olma karşılığında ,,Evet” diyenlere... isyan ediyorum, şehidlerin kanlarıyla kurtarılan toprakları Yunan (.....), İngiliz (.............na) elleriyle teslim eden ulemaya... İsyan ediyorum, “Ne yapabilirlerdi ki?” diyerek mazeret uyduranlara...

   Efendim! Ne yapamazlardı ki? 0 gencecik vatan evladları dinleri ve hürriyetleri uğruna şehid olurken, onlar kâfir sisteme üye olsunlar, milletvekili olsunlar, şapka taksınlar, kravat taksınlar, kurtarılan vatanda kâfir laik sistem kurulsun diye mi şehid oldular? Evet, hiç şüpheniz olmasın ki, şehidlerin elleri onların yakasında olacaktır!                           

   Efendim! Dünyanın neresinde gafletleri veya ihanetleri yüzünden bir ırkın, bir dinin yıkılmasına, yok olmasına sebep olan, hatta oylarıyla destek veren âlimler mazur görülür?

   Tağutî sistemin kuruluşundan bugüne kadar gitgide küfrünü katmerleştiren, ilkeleriyle küfrünü pekiştiren, her geçen gün azgınlaşan, müslümanlara yurtlarını dar eden bu putçu sisteme, geçmişten hiç ibret almayarak bugün bile milletvekili olmak uğruna politikaya atılan sözüm ona âlimler, 12 ilmi bilseler ne yazar? Putçu sistemin izni ve kontrolü altında parti kurup kâfir sistemi meşrulaştırarak, kâfir sistemle müslümanlara hükmeden particiler namaz kılsa ne yazar? Her yıl hacca gitse ne yazar?..

   Dinsiz sistemin dinsiz siyasetiyle İslam’a hizmet edeceklerini zannedenler, bu halleriyle de İslam’ın önderliğini yaptıklarını iddia edenler, kemalist iktidarı ele geçirmekle, İslam’a hizmet edeceğini sanan âlimler! (Şu an AK Parti’nin milletvekilleri arasında bulunan Diyanet işleri Başkanları, müftüler, ilahiyat profesörleri, şeyhler) işte tek başına iktidar oldunuz. iktidar olmakla İslam’ı getireceğinizi iddia ediyordunuz! T.C’nin anayasasını temelden değiştirecek milletvekili sayısına sahipsiniz! Buyurun meydan sizin! Ne yapacaksınız yapın!

   Türkiye’de ve Avrupa’da tağutî sistemler önünde atmadığınız takla kalmadı. Vermediğiniz taviz yok! Millî Görüş iktidar oldu. ,,İslam’a hizmet etmek için iktidar olmaktan başka çaremiz yok!” diyordunuz. İşte iktidar oldunuz, hem de ezici çoğunlukla. Başka mazeretiniz kaldı mı?

   Sayın Erbakan sizi anlıyorum. Mağlubiyetin verdiği eziklik ve mahcubiyetle diyorsunuz ki: ,,Bizim kaybetmemiz önemli değil. Millî Görüş iktidar oldu, Onlar da bizim kardeşlerimiz!” Ancak, senin kardeşlerin o kadar çok ki, koalisyon ve menfaatinize göre kardeşleriniz azalıp çoğalabiliyor. Milliyetçi Cephe kurulurken sağcı masonlar kardeşleriniz. Cumhuriyet Halk Partisi ile koalisyon kurarken, „Bunlar bizim namaz kılmayan solcu kardeşlerimiz!” diyorsunuz. Millî Görüş’ü kurtarmak için Avrupa’daki sağcı iktidar partileri veya solcu iktidar partileri hep sizin kardeşleriniz. Hatta yılların yıllanmış dinsiz masonu Süleyman Demirel Reis-i Cumhur seçildiği zaman, „İlk defa namaz kılan Reis-i Cumhur seçtik!” diyerek mason ve kemalist Demirel’e bile kardeşimiz demiştiniz. Sayın Erbakan, senin kardeşlerin çok! Allah seni onlarla haşretsin!

   Evet, siz herkese ,,Kardeşlerimiz!’ dediniz de, biz Şeriatçı müslümanlara ,,Kardeşim!” demediniz. Ne mutlu bizlere!..

 

İkinci bölüm için buraya tıkla