ABD’nin Yeni Hesabı
ABD, yanına aldığı işbirlikçileriyle
birlikte yaptığı ilk hesabında yanıldı. Bu hesabı; askeri operasyonun
başlamasının hemen ardından Irak halkının ayaklanacağı, askerlerin de zaten
zorla savaştıkları, dolayısıyla Kuveyt’teki gibi silahı gördüklerinde teslim
olacakları varsayımına göre yapmıştı. Bu konuda onu, Saddam zulmünü ortadan
kaldırmak için ABD zulüm ve vahşetini Irak’a davet eden birtakım sözde liderler
(!) yanıltmışlardı. (Bizim bu konuda iki hafta önceki Cuma dergisine yazdığımız
“ABD Yanlış Hesap Yaptı” başlıklı yazımızı Internet’te www.vahdet.com.tr
adresinde bulabilirsiniz.) Gelişmeler ABD’nin bu hesabının tutmadığını gösterdi.
Ancak artık kendi açısından dönülmesi mümkün olmayan bir yola girmişti ve
önceden planladığı hedefe ulaşıncaya kadar bu yolda ilerleme konusunda kararlı
olma ihtiyacı duyuyordu. Bu yüzden yeni gelişmelere ve yeni şartlara göre yeni
hesaplar yapmaya başladı.
Amerikalı yetkililerin ağızlarından çıkan ve bazı raporlarına yansıyan bilgiler,
ayrıca bunları teyit eden birtakım uygulamalar, bize yeni hesap hakkında
fikirler veriyor. Biz de bugünkü yazımızda bu yeni hesapla ilgili tespit ve
tahminlerimizi aktarmak istiyoruz.
ABD’nin stratejilerini şekillendirenler açısından Irak’taki mevcut rejimin
askeri diktatörlük rejimi olması yeni hesapların şekillendirilmesi konusunda
hareket noktasını oluşturmaktadır. Buna göre Irak halkı yıllardan beridir
baskıcı bir askeri diktatörlük rejimine katlanmakta ve silahın gücü onları
itaate zorlamaktadır. Dolayısıyla burada önemli olan halkın tavır veya tercihi
değil, silahın gücüdür. Şu an için bu güç Saddam rejiminin elindedir. Bu güç
işgalci askerlerin eline geçtikten sonra değişen tek şey otoritenin el
değiştirmesi olacak, halk yine silahın gücüne boyun eğmek zorunda kalacaktır. Bu
belki biraz zaman alacak ve işgalcilerin epey bir kayıp vermelerine sebep
olacaktır. Ama istenilen sonuca ulaşıldığında, otorite yeniden şekillenecek ve
halk bu yeni otoriteye uyum sağlamaya zorlanacaktır. Hatta bu yeni otoritenin
şekillenmesinde, paranın gücünün ve Irak halkının yoksulluğunun kullanılması
suretiyle dahili potansiyelden yararlanılması da mümkün olabilecektir. Bu arada
savaş ülkeyi bayağı silkeceği, ülke genelinde büyük bir yıkıma sebep olacağı,
altyapıyı tahrip edeceği için, paranın ve silahın gücü biraz daha etkili bir
şekilde kendini gösterebilecektir. Amerikalı bazı yetkililerin Irak’taki
operasyonun başarısının halkın ve askerlerin Saddam rejiminden ümit kesmesine
bağlı olduğunu vurgulamaları bu konuda fikir vermektedir. Özellikle Bağdat’a
yüklenilmek istenmesinin sebebi de budur. Operasyonun başlangıcında da
Bağdat’taki devlet yetkililerinin kaçtıklarına, öldürüldüklerine,
yaralandıklarına, televizyona yansıttıkları görüntülerin gerçek görüntüleri
olmadığına dair yalan haberler yaymalarının amacı da, halkta yönetimin yenilgiyi
kabul ettiği kanaatinin hasıl olmasını sağlamaktı. Bu arada yakalanan sivillere
yönelik şiddet muameleleri, aşağılayıcı hareketler, yollardan veya evlerden
alınıp esir kamplarına götürülmeleri de silahın gücünün test edilmesi, bu gücün
o insanları ne kadar itaate zorlayabildiğinin görülmesi amacına yöneliktir.
Bizim kanaatimize göre saldırganlar, inşallah bu hesaplarında da yanıldıklarını
göreceklerdir. Saddam’ın silahın gücüne dayalı diktatörlük rejimi, her ne kadar
ülke genelinde bir otorite kurabildiyse de, işgalcilerin benzer bir otoriteyi
kurmaları mümkün olmayacaktır. Her şeyden önce işgalciler, otoriteyi
devralıncaya kadar büyük kayıplar verecek, belki de bu konuda iyice zorlanmaları
onları geri adım atmaya itebilecektir. Otoriteyi devralsalar bile Irak halkı
onlara teslim olmayacak, şehirlerde Filistin’deki gibi bir intifada, kırsal
alanda Afganistan’daki gibi bir gerilla savaşı kendilerini karşılayacaktır. ABD
bunu biraz tahmin ettiğinden, Moro’ya gerilla savaşı eğitimi almaları, Filistin
topraklarına da İsrail askerlerinin yanına intifadaya karşı savaşı öğrenmeleri
için asker gönderdi. Ama istedikleri sonucu elde etmelerinin ve Irak halkını
teslimiyete zorlamalarının hiç de kolay olmayacağına inanıyoruz.
Ahmet Varol 7 Nisan 2003 Vakit