|
|
LÂ İLÂHE İLLALLAH KELİMESİNİ İKRAR ETMENİN İNSAN HAYATINDAKİ İZLERİ Merhum üstad Mevdûdî, kitabında, Tevhid kelimesinin insan hayatındaki iz ve belirtilerini 9 maddede belirtmektedir. (Mevdûdî, Mebadiul-İslâm, 80-87) Size bunları özetleyerek aşağıda gördüğünüz şekilde sunmak istiyoruz: 1- Bu kelimeyi söyleyen bir mümin gerçekten kısır görüşlü olamaz. Halbuki değişik ilâhlara inananlarla inkârcılar hiç de böyle değillerdir. Onlar hep kısır görüşlü olagelmişlerdir. 2- Gerçekten bu kelimeyi içtenlikle ve samimi olarak ihlâslı bir şekilde inanan bir kimsede gerçek bir kişilik oluşur. Bu itibarla o hiç bir şeyin önünde eğilmez. Zira o, zarar ve yarar sağlayanın sadece Allah olduğunu bilir. Çünkü O Allah (c.c.), hem diriltir hem de öldürür. O Allah (c.c.) hikmet, güç, kuvvet ve kudret sahibidir. Bu itibarla o kimse kalpte var olan tüm korkuları atmıştır. Zira O, her şeyden yüce ve münezzeh olan bir tek Allahtan korkmaktadır. Aynı zamanda Tevhid kelimesini içine sindirmiş olan bir mümin hiç bir yaratığın önünde asla baş eğmez. Mahlukatın hiç birisinin önünde küçülmez. O Tevhid kelimesine nasıl bir şekilde iman edileceğini bildiği için Rabbinin büyüklüğü ve azameti konusunda herhangi bir ürperti ve korkuya kapılmaz. Çünkü o bilir ki, gerçekten en yüce ve her şeye kadir olan Alalh (c.c.)dır. Böylesi bir mümin hiç bir vakit bir müşrike benzemez, o, bir kâfir ve dinsiz gibi değildir. 3- Bu kelime sayesinde insanda gelişen kişilik, onur ve şahsiyetten gerçek anlamda zillete kapılmaksızın bir tevazu ve alçak gönüllülük ortaya çıkar. Kibre kapılmaksızın yükselir, büyür. Hiç bir zaman şeytan kendisini aldatma fırsatı bulamaz, onu değişik zinet ve süslerle aldatamaz. Çünkü bu kimse kesin olarak ve yakınen bilmektedir ki, Allah (c.c.) kendisine bahşeylediği ve verdiği şeyleri tekrar almaya kadirdir. Bunu dilediği zamanda alabilir. Mülhid, dinsiz ve inkârcıya gelince o hep büyüklenir, şımarır, bir nimet ve iyilik gördüğünde adeta kendisinden geçer, kibirlenir. 4- Mümin, bu kelime sayesinde kesinlikle ve yakînen şu gerçeği bilir ki, kişi ancak nefsini temize çıkararak ve salih amel işleyerek kurtuluşa ulaşabilir.Bunlarsız kurtuluş elde edilemez. Müşrik ve kâfirler ise, onlar bütün hayatlarını yalancı temeller üzerinde kurup geçirirler. Hatta onlardan kimileri şöyle demektedirler: Aslında Allahın oğlu (İsa) babasının katında bizim günahlarımızı silip süpürmek için var olmuştur, bizim günahlarımıza keffaret olarak gönderilmiştir. Kimileri de şöyle demektedirler: Biz Allahın oğulları ve dostlarıyız. Bu bakımdan işlediğimiz günahlar yüzünden Alalh (c.c.) bize asla azab etmeyecektır. Bunlardan bazıları da şöyle söylemektedirler: Biz, Alalh nezdinde büyüklerimiz ve bizce iyi kimselerimiz sayesinde şefaat göreceğiz. Yine bunlardan bazıları da ilâhlarına, tanrılarına ve büyüklerine kurbanlar ve adaklar sunarlar. Bu yaptıklarıyla da, yapacakları kötü işlerde kendilerine bir ruhsat ve izin verileceğine kani olurlar. Böylece diledikleri kötülüğü yapabileceklerini kabullenirler. Mülhid dinsizlere gelince. Bunlar Allaha iman etmezler. Kendilerini Alalhın şeriatıyla kayıtlı tutmaksızın dünyada her bakımdan özgür ve sebest olduklarına inanırlar. Bunların ilâhları ve tanrıları da kendi heva, istek ve arzularıdır. Kendi şehvetleri tanrıları haline gelmektedir. Kısaca bunlar hevâ, heves, istek ve şehvetlerinin kulu kölesi durumundadırlar. 5- Tevhid kelimesini söyleyen ve onun gereklerini tümüyle yerine getiren kimse hiç bir zaman ümitsizliğe kapılmaz. O ümitsizlik nedir bilmez. Çünkü o, göklerdeki ve yerdeki tüm hazinelerin Alalha ait olduğuna inanmış bulunan bir kimsedir. Dolayısıyla huzur içindedir, sükun içindedir, hem ümitvardır. Hatta geçim sıkıntısı içerisinde kalsa da, bir çok durumlarla karşı karşıya da kalsa hiç bir zaman ümitsiz olmaz, olamaz. Kaldı ki, Allahın gözü bir an olsun o kimseden gafil değildir. Allah (c.c.), hiç bir zaman onu kendi nefsine teslim edip bırakmaz. O kimse de tüm çalışma ve gayretini Allaha tevekkül ederek, her işini Ona havale ederek görür. Halbuki kâfirler böyle değildirler. Onlar kendi sınırlı güçlerine dayanıp dururlar. Çoğu zamanda bunlar hep ümitsizliğe ve yese kapılırlar. Şiddet ve sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarında ise çoğu zaman ümitlerini kesmişler ve neticede işi intihara kadar götürerek kendi canlarına kıymışlardır. 6- İnsanın Tevhid kelimesine gereğince iman etmiş olması, kişiye güç, kuvvet ve azamet verir. Karşılaştığı güç işler de, Allah (c.c.)ın rızasını ön planda tutarak hemen öne atılır, sabırlıdır, azimlidir, sebat sahibidir ve her şeyde Allaha tevekkülü elden bırakmayan bir kimsedir. Çünkü o bir iş yaparken, bütün bunların ardında göğün ve yerin sahibi olan Allahın gücünün olduğunu bilir ve buna iman eder. İşte onun böyle bir düşünceden kazanmış olduğu sebatı, işlerinde tutumluluğu ve azımkârlığı adeta yere perçinleşmiş olan dağlar misalidir. Acaba kâfirlerde ve müşriklerde böyle bir güç, kuvvet ve sebat bulabilir misiniz? 7- Bu tevhid kelimesi ve ona olan iman kişiye cesaret verir, kalbini tümüyle cesaret ve atılganlık doldurur. Zira insanı korkutan ve insanın azmini ve gayretini kıran şey vardır´. a- Canını, malını ve ehlini (ailesini) her şeyden fazla sevmesi, b- Bir de Alalhdan başka insanı öldüren bir varlığın olduğuna iman etmesi. İşte kişinin Lâ ilâhe illallah kelimesine iman etmesi, kalbinden tüm bu gibi yanlış sevgileri söküp çıkarır. Kesin olarak Allaha yakînî manâda iman etmesini sağlar. Çünkü kendisinin zatına bizzat sahip ve malik olan varlığın Allah (c.c.) olduğunu bilir, malının, kısaca elindeki her şeyinin Allaha ait olduğunu bilir. Böyle bir imana sahip olması halinde, kendisince değerli ya da değersiz gördüğü her bir şeyin Allah (c.c.) rızası önünde feda edilmesi gereken şeyler olduğunu bilir ve bunları o yolda kurban eder. Böylece birinci korkuyu kalbinden silip attığı gibi, ikinci korkuyu da silip atar. Çünkü artık bu iman ve inanç onun kalbine şu gerçeği yerleştirmiş bulunmaktadır. Onun ruhunu ve canını Allahdan başka hiç bir güç ve kuvvet alamaz, ne bir insan, ne bir hayvan, ne bir top veya ne de bir başka silah, ne bir kılıç, ne bir taş evet bunların hiç birisi kişinin canını almaya muktedir değillerdir. Bütün bunlara kadir olan tek varlık vardır O da Alalh (c.c.)dır. Bu bakımdan dünyada, Allaha iman edenden daha cesaretli ve daha cüretkâr biri bulunamaz. Artık o kimsenin gözünde kalabalık ve savaşçı orduların hiçbir önemi yoktur ve böyle şeyler kendisine bir korku da vermez. Hatta kendisine çevrilmiş kılıçlar, silahlar, atom bombaları (v.s.)nin hiç birisinin böyle bir iman sahibinin gözünde önemi yoktur. Çünkü o ne zamanki Allah (c.c.) yolunda cihad için öne atılırsa, kendi gücünün üzerindeki onlarca güce karşı koyabileceğini bilir, hatta bunları ezeceğini de bilir. Artık böyle bir imana sahip olunca mümin için bir endişe söz konusu olamaz. Peki o halde müşriklerin, kâfirlerin ve dinsizlerin böyle bir iman gücü var mı? Nerede olabilsin ki? 8- Lâ ilâhe illallah kelimesine iman etmek demek, insanın değerini yüceltmesi demektir. Çünkü her türlü yüceliş, kanaatkârlık ve müstâğnî oluş yani Allahdan başkasına ihtiyaç duymama hali buradadır. Böylece mümin kalbini, tamahkârlıktan, kötülüklerden, hasedden, aşağılıktan ve başkalarını yermekten arındırmış olur. Aynı zamanda benzeri ne kadar kötü vasıflar var ise gönlünü ve kalbini tümünden arındırmış olur. 9- Bu konuda daha önemli olan gerçekten söylenmeğe değer olan bir başka şey de şudur: Lâ ilâhe illallah kelimesine iman etmek, kişiye Allahın şeriatına bağlı kalmasını sağlar, o şeriat üzere devam etme imkânını verir. Çünkü mümin kimse, kesin olarak bilir ki Alalh (c.c.)ın, kendisine kendisinin şah damarından daha yakın olduğunu da bilir. Aynı zamanda kişi herhangi birisinin zorbalığından ve elinin altında yaşamaktan kurtulabilme imkânına sahip olsa, Allah (c.c.)ın kendisini yakalamasından hiç bir zaman kurtulma imkânına sahip değildir. İşte bu söylenilen ve anlatılan imanın insan kalbinde yer etmesi oranında kişi, Allah (c.c.)ın hükümlerine uymuş olur. Allahın ortaya koymuş olduğu sınırları ayakta tutar, Allahın haram kılmış olduğu bir şeyi işleme gücünü kendisinde bulamaz, böyle bir şeye cesaret edemez. Sürekli olarak Allahın emrettiği amelleri ve hayırları işlemeğe koşar. Bütün bu anlatılan sebepler çerçevesinde Lâ ilâhe illallah kelimesine iman etmek, İslâmın ilk rüknü, temeli ve direği sayılmıştır. Bu da insanın müslüman olması için gereklidir. O halde müslüman kimdir? Müslüman Allah (c.c.)a kesin olarak boyun eğmiş olan itaatkâr kuldur. Kişi tüm kalbiyle Lâ ilâhe illallah kelimesine iman etmedikçe mümin olamaz. Çünkü bu, İslâmın temelidir, onun kuvvetinin kaynağıdır. Bunun dışındaki İslâm itikadı ile İslâmî hükümlerin tümü bu temel üzerine kurulmuşturlar. Bütün bunlar gücünü tevhid kelimesinden alırlar. Şayet bu temel ortadan kalkacak olursa, artık İslâmdan hiç bir şey kalmamış olur. Bunun faziletlerine gelince, İbn Recebin zikrettiği ve Süfyân b. Uyeyneden varid olan şeylerdir: Allah (c.c.), kullarına Lâ ilâhe illallah kelimesini öğretmekle onlara en büyük nimeti ihsan etmiştir ki, bunun üzerinde daha büyük bir nimet tasavvur edilip düşünülemez. Zirâ cennetlik olanlar için Lâ ilâhe illallah kelimesi, dünyaya önem verenler için soğuk su mesabesindedir. İşte bunun içindir ki, sevap yurdu (cennet) ile ceza yurdu (cehennem) hazırlanmış bulunmaktadır. Sırf bunun için peygamberler cihad ile emrolundular. Kim bu kelimeyi gereğince söylerse malını ve canını korumuş, güvence altına almış olur. Kim de bunu söylemekten, yanı gereğini yerine getirmekten uzak duracak olursa, onun da malı ve kanı hederdir. Onun için bir güvence sözkonusu değildir. Çünkü bu kelime cennetin anahtarı olduğu gibi, peygamberlerin de davetlerinin anahtarıdır. İbn Receb, İhlas Kelimesi,53 |
|