RAHMAN’IN DOSTLARI VE ŞEYTANIN YANDAŞLARI

 

   Bu İki Kesim Arasındaki Düşmanlık:

   Aslında Rahman’ın yani Allah dostlarının varlığıyla şeytan dostlarının ya da yandaşlarının varlığı çok eskidir. Bu tâ Hz. Adem’in yaratılmasından ve Allah’ın meleklere, Adem’e secde emrinden itibaren başlar. Bilindiği gibi bu emre İblis denilen şeytan dışında melekler icabet etmişler ve ancak İblis büyüklenerek böyle bir emirden kaçınmıştı.

   Nitekim Kur’an’ı Kerim, Hz. Adem ile İblis arasındaki düşmanlıktan bir çok sürelerde sözeder. En çok söz edildiği sureler ise Bakara, A’raf, Tâ Hâ ve başka sürelerdir.

   Yüce allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Bir zamanlar biz meleklere (ve cinlere) “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç hepsi secde ettiler. 0, yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.

   “Biz Azimüşşân, “Ey Adem! Sen ve eşin (Havvâ) beraberce cennete yerleşin, orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yiyin, sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikinizde kendine kötülük eden zalimlerden olurusunuz” dedik. “Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulunduklarından (cennet’ten) onları çıkardı. Bunun üzerine “Bir kısmınız diğerine düşman olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak ve belli bir zamana dek yaşamak vardır” dedik.

   “Bu durum devam ederken Adem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.

   “Dedik ki: “Hepiniz Cennetten inin! Eğer benden size bir hidâyet gelir de her kim hidâyetime tabi olursa (göndereceğim peygamberlere uyup benim emirlerimi tutar, yasaklarımdan kaçarsa) onlar için herhangi bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.” (Bakara, 2/34-38).
 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْلآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ{34} وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداًحَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَاهَـذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ{35}فَأَزَلَّهُمَاالشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْبَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ{36}فَتَلَقَّى آدَمُ مِن رَّبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ {37} قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ {38} سورةالبقرة

   A’raf süresinde ise İblis’in neden secde etmediğinin açıklamasını görmekteyiz. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Allah buyurdu: “Ben sana emretmişken  secde etmekten seni alıkoyan nedir?”: (İblis): “Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın” dedi.” (A'râf, 7/12).

قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ{12} سورة الأعراف

 

   Allah (c.c), İblis’e secde etmesini emir buyurdu. Ancak o büyüklendi  ve secde etmekten kaçındı -Allah kendisine lanet etsin- o, bu yüzden bozuk ve olmayacak bir kıyasa kalkıştı. “Ateş, çamurdan daha üstündür” diye bir kıyasa gitti. 0 bu davranışıyla kendisini Allah ile denk tutuyordu -Haşa-. Çünkü Allah (c.c) böyle bir şeyden münezzehtir. Adeta şeytan şöyle demek istiyordu: “Allah (c.c) böyle diyor ama, ben de bu işi şöyle görmekteyim.” İşte bu yüzden İblis Allah’ın lanetine uğradı da rahmetinden uzak kaldı.

   İşte insanların hidayet ve dalalet fırkası diye ayrılmaları da böyle bir başlangıçla ortaya çıkmış oldu. Nitekim Yüce Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:  

“Sizi yaratan O’du. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir. Allah yaptıklarınızı görür.” (Teğabün, 64/2).

هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنكُمْ كَافِرٌوَمِنكُم مُّؤْمِنٌ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ {2} سورة التغابن

   Ancak peygamberlerin getirmiş olduğu davete katılanlar, onlara icabet edenler, Allah’ın indirmiş olduğu kitaplara iman edenlere ve peygamber olarak gönderilenlere inananlara gelince işte bu fırka Rahman’ın velileri ve dostlarıdırlar. Allah insanlara rahmet olarak peygamberlerini göndermiştir.

   Ancak uzak duran, büyüklenen ve şeytan gibi davrananlar ise, şeytanın velileri ve dostlarıdırlar yandaşlarıdırlar.

   Bu iki fırkadan söz etmeden önce, mutlaka bilmemiz gereken bir şey vardır. 0 da şu husustur. Allah (c.c), kullarına tüm hüccet ve delilleri gösterip ortaya koymuştur. Onlara şeytanın düşmanlığını, öyleki hemen onun Hz. Adem ile olan kıssasından sonra açıklamıştır.

   Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de sadece Hz. Adem kıssasıyla şeytanın düşmanlığını bir kaç defa zikretmekle kalmamış, aksine işin önemini açıklamış ve Ademoğullarının ondan uzak kalmaları uyarısında bulunmuştur. Kur’an’ın bir çok yerlerinde ve âyetlerinde insanın şeytana kulak vermemesini, sıratı müstakimden yüz çevirmemelerini bildirmiştir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Hep birden silm’e (sulh ve selamete) girın, Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2/208).
 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْفِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ {208} سورة البقرة

 Bundan sonra hatırlatmanın yanında uyarı bulunan şu âyeti görmekteyiz. Rabbimiz buyuruyor ki:

 “Ey Adem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve kabilesi, sizin kendilerini göremeyeceginiz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.” (A‘raf 7/27).

يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُالشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَالِيُرِيَهُمَاسَوْءَاتِهِمَا   إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ{27} سورة الأعراف

   Kur'n’ı Kerim sadece bu açıklamalarla yetinmiyor, ayrıca Kur’ân insanlara şeytanın planlarını da gösteriyor ki, gerçek manâda gözleri olanlar bunu görebilsinler, düşünebilenler de akıllarını başlarına devşirsinler. Nitekim İblis’ten bahisle Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

 “..o da (şeytan da): “Yemin ederim ki kullarından belli bir pay edineceğim” demiştir.” “Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara
emredeceğim de Allah’ın yaratıklarını değiştirecekler.” dedi. Kim Allah’ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.”

  “(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.” (Nisâ, 4/118-120).

وَقَالَ لأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيباً مَّفْرُوضاً {118} وَلأُضِلَّنَّهُمْ وَلأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ آذَانَ الأَنْعَامِ وَلآمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللّهِ وَمَن يَتَّخِذِ الشَّيْطَانَ وَلِيّاً مِّن دُونِ اللّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَاناً مُّبِيناً {119}يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُوراً {120} سورة النساء

   Daha sonra Allah (c.c) insanlara, şeytan dostlarının pişmanlıklarını ortaya koyan kıyamet sahnelerinden bir sahneyi zikretmektedir. Rabbimiz şöyle buyuruyorlar:

"Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkarlar! Ey insan oğlu! Şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır” demedim mi? (Bunu size peygamberlerim vasıtasıyla açık seçik bildirmedim mi?). Ve bana kulluk edin, doğru yol budur, demedim mi?” (Yasin, 36/5951).

وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ {59} أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ {60} وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ {61} سورة يس

   Şimdi de kendisinin peşinden gelenlerden uzaklaşmalarını bildiren İblisle ilgili bir başka sahne. Rabbimiz bu sahneyi şöyle açıklıyor:

“(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: “Şüphesiz Allah size gerçek olanı vadetti, ben de size vadettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkara) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. 0 halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah’a) ortak koşmanızı reddettim. Çünkü zalimlere, elbette acıklı bir azap vardır.” (İbrahim, 14/22).

وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلاَّ أَن دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُواْ أَنفُسَكُم مَّا أَنَاْبِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَاأَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ {22} سورة إبراهيم

   Artık Allah’ın bu açıklaması ve beyanından sonra bir başka beyana gerek yoktur. Bilindiği gibi eşya kendi aslına döner. Bu duruma göre mademki İblis, Hz. Adem’e düşmandır. Hiç kuşkusuz İblisin peşinden gidenler de, Rahman’ın dostlarına düşmandırlar. Bunlar aynı zamanda peygamberlere tabi olanların da düşmanıdırlar. Bu bakımdan iki grup arasında birleşme imkanı yoktur.

   Şeytan taraftarlarının ve dostlarının ellerindeki silah düşmanlık, savaş, hased, alay, istihza, hile, tuzak, aldatma gibi şeylerdir ki, şeytan bütün bunları dostlarına ve taraftarlarına daima telkin edip durur.

   Şeytanın taraftarları, mü’minleri gözetleyip duran bir takım insanlardır. Fırsat buldukça ve güç yetirdikçe insanları Allah’ı anmaktan ve zikretmekten alıkoyarlar. Nitekim işin bu yönünü Allah (e.c), Kur’an’ı Ker?m’in bir çok yerlerinde bizlere haber vermiş olmaktadır. Allah (c.c), Allah düşmanlarının Allah (c.c) taraftarlarıyla olan alaylarını şöyle bildiriyor:

 “Kafir olanlar için dünya hayatı cazip kılındı. (Bu yüzden) onlar, iman edenler ile alay ederler. Oysa ki, (iman edip) inkardan sakınanlar kıyamet gününde onların üstündedir, Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” (Bakara, 2/212).

زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُواْ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ اتَّقَواْ فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاللّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ {212} سورة البقرة

“Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: “Biz seni bir beyınsızlık içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz.” (A’raf, 7/66).

قَالَ الْمَلأُ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي سَفَاهَةٍ وِإِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبِينَ {66} سورة الأعراف

“Şüphesiz günahkarlar, (dünyada) iman edenlere gülerlerdı. Müminlere ugradıklarına kaş, göz hareketiyle alay ederlerdi. Kendi adamlarının yanına döndüklerinde, (inananlarla alay etmekten) zevk alarak dönerlerdi. Kafirler mü’minleri gördüklerinde “Şüphesiz bunlar yanlış yola girmiş sapıklardır” derlerdi.” (Mutaffifin, 83/29-32).
 

إِنَّ الَّذِينَ أَجْرَمُوا كَانُواْ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا يَضْحَكُونَ {29} وَإِذَا مَرُّواْ بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ {30} وَإِذَا انقَلَبُواْ إِلَى أَهْلِهِمُ انقَلَبُواْ فَكِهِينَ {31} وَإِذَا رَأَوْهُمْ قَالُوا إِنَّ هَؤُلاء لَضَالُّونَ {32} سورة المطففين

   Şimdi de Kur’an; şeytanın yandaşlarının düşmanlıklarını nasıl tasvir ediyor, bunu görelim. Bunlar mü’minlere karşı içlerinde nasıl bir kin ve düşmanlık taşımaktalar, bunu dinleyelim. Rabbimiz şöyle buyuruyor:

 “Ayetlerimiz, açık açık kendilerine okunduğunda, kafirlerin suratlarında, hoşnudsuzluk sezersın Onlar, kendilerine âyetlerımızı okuyanların nerdeyse uzerlerine saldırırlar. De ki: “Size bundan (bu öfke ve huzursuzluğunuzdan) daha kötüsünü bildireyim mi? Ateş! Allah, onu kafirlere vadetti. 0, ne kötü akıbet (varış yeri)dir!” (Hac, 22/72).

وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ  {72} سورة الحج

   İşte burada çok önemli bir gerçek yer almaktadır. Bu gerçek de şudur. Hz. Adem (a.s) ile İblis arasında meydana gelen düşmanlık, öyle bir düşmanlıktır ki bu, İblis ile Ademoğulları arasında da sürüp gitmektedir. İnsanlar yeryüzünde bulundukları sürece de bu devam edecektir. İnsanlık tarihi aslında baştan sona şu gerçeği doğrulamaktadır. İnsanlar; hidâyette ve doğru yolda olanlarla, heva, istek ve arzuları ile şeytanın peşinden gidenler diye ikiye ayrılırlar. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmuştur:

   “Sizi yaratan O’dur. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz mü’mindir.” (Tegabün, 64/2).

   Bu duruma göre dünyada ve ahirette bu iki grup arasında birleşme sözkonusu değildir. Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiye diyor ki: “Allah’ın sünneti ve ilahi kanunu gereği şudur. Allah (c.c) dinini hakim kılmak istediğinde, bu durumda dinine karşı çıkanlara ve muaraza edenlere karşı tüm delilleri ortaya koyar. Böylece Allah (c.c) sözleriyle hakk gerçekleştirmek istiyor ve batılın tepesine hakkı bindiririz de hemen batılın işini bitiriverir. Bir de bakarsın ki, batıl yok olup gitmiştir. (Mecmüul Fetâvâ, 28/57.)

   Şimdi Hz. Nüh’un kavminin ona olan düşmanlığına, Ad kavmine, Salih, Şuayb, İbrahim, Müsa, İsâ ve en sonunda Muhammed’in düşmanlarına bir dikkat edin. Sonra da bu düşmanlığı bir düşünün ki, cahiliye bu düşmanlıkla iman ehline karşı çıkmaktadır. Nitekim dünya durduğu ve insanlar da bir mirasçı olarak bunun üzerinde yaşadıkları sürece bu düşmanlık sürüp gidecektir.

   Bilindiği gibi Rahmanın velileri yani Allah dostları, sadece Allah (c.c)’ın kendilerini sevkettiği yolda yürümekte ısrarlıdırlar. Şeytanın dostları da koyu bir cahillik sapıklığı, karanlığı içinde yuvarlanıp gitmek isterler. Hep tağuta kulluk ve ibadet ederler, bu tağut ister bir eş ve benzer olsun, tapınılan bir eş ve ortak olsun, ya da istediği bir şehevî istek, bir cinsiyet, bir dil, bir sulta (hakimiyet), bir toprak veya ilk atalarının dinleri olmuş olsun hiç bir fark yoktur. Zira hepsi tağut olma vasfında birleşmişlerdir. Nitekim Rabbimiz ne güzel buyurmuştur.

“Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlere gelince, onların dostları da tağuttur. Onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliktirler. Onlar orada devamlı kalırlar" (Bakara. 2/257).

اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِوَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ {257} سورة البقرة

   Rahman’ın taraftarlarına gelince bunlar, Allah’a bağlı olup O’na mensup olanlardır. Bu kimseler Allah’ın bayrağı ve sancağı altında gölgelenmek isterler, bunlar Allah’ı veli ve dost edinirler, Allah’dan başkasını asla dost edinmezler. Bunlar bir tek aile, bir tek ümmettirler. Öylesi bir birlik ki, nesiller ve çağlar üstü, mekan ve vatan kavramları dışında bir tekliktir. Bu, kavimciliğin, cinsiyet ve ırkçılığın üzerinde bir birlik ve güçtür. Evet bu, her türlü asaletin ve soyluluğun üzerinde bir tek aile ve bir tek ümmet oluştur.”(Fi Zilali’l-Kur’an, 1/413.)

   İslam dini Hak ile batılın arasını ayırdetmek için gelmiş olan bir dindir. Aynı zamanda İslAm dini ile cahil? sistem arasını açıklamak için gelmiştir. Zira İslam, insanların bir araya gelmesini sağlayan unsur olarak ırkçılığı, renk, cins ve toprak bütünlüğü görüşünde değildir. Bunları temel unsur olarak kabul etmemiştir. Çünkü bu gibi şeyler tamamen eski ve yeni cahilî sistemlerin öngördüğü şeylerdir. Bu bakımdan her iki cahiliye arasında hiç bir fark yoktur, her ikisi de eşittir. Aksine İslam, insanların bir araya gelme esasını Allah için sağlam bir akide temeline dayandırmıştır. Aralarındaki üstünlüğü de salih amele bağlamıştır. Allah (c.c).şöyle buyurmaktadır:

 “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır (takva sahibi olanınızdır). Şüphesiz Allah bilendir, haberi olandır.” (Hucurat, 49/13).

يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوباً وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ {13} سورة الحجرات

   İnsanlar, Hz. Adem ve Havvâ’dan çoğalmaları veya herbirinin bir anne ve babadan doğmaları itibariyle yaratılışta eşittirler. Bu açıdan soy ve soplarıyla övünmeleri yersizdir. Çünkü gerçek ve yegane üstünlük, takva üstünlüğüdür.

   Hz. Peygamber (sa) de şöyle buyurmuşlardır: “Arabın aceme (arap olmayanlara) acemin de arap olanlara bir Üstünlüğü yoktur.

   Aynı zamanda siyahın beyaza ve beyazın da siyaha bir üstünlüğü yoktur, üstünlük sadece takva iledir. Hepiniz Adem’densiniz, Adem de topraktandır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 411.) Yine bir başka hadislerinde Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuşlardır:

   “Allah (c.c), sizden cahiliye kötütüklerini (kibri, gururu) ve atalarla övünmeyi yoketmiştir. (İnsanlar iki kısımdır:) ya takva sahibi mü’min veya bedbaht bir facir.” (Ebû Dâvud, Edeb, 111; Tirmizî, Menakıb, 74.)

   Bu bakımdan Hz. Mustafa (s.a) Efendimiz dinini kabul etmeyen yakınlarından ve akrabalarından uzaklaşıp onlarla ilgisini kesmiştir. Böylece kendisi mü’minlere bizzat örnek olmak istiyordu. Nitekim Amr b. As (r.a)’ın, Rasûlulah (s.a)’dan rivâyetine göre kendisi ondan şöyle söylediğini işitmiştir, Rasûlullah (s.a) hiç gizlemeksizin açıkça şöyle buyurdular:

   “(Akrabalarından bir takım kimseleri kasdederek) doğrusu filan aile benim velilerim = (dostlarım) değildirler. Ancak benim velim Allah’dır ve salih mü’minlerdir.” (Buhârî, edeb, 14; Müslim, iman, 215; Müsned IV, 203.)
   Yine Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuşlardır: “İnsanların bana en yakın olanları kimler olurlarsa olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar, takva sahibi olanlardır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 235.)

   Hz. Peygamber (s.a)’in bu hadisleri, Rabbimizin şu âyetine muvafık düşmektedir: “Şüphesiz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve mü’minlerin iyileri (salihleri)dir.” (Tahrîm, 66/4)

   Buradan şu gerçeği öğrenmiş olmaktayız. Mü’minler ancak Allah’ın velileridirler. Çünkü onlar, Allah’ın murad ettiği şeye bizzat icabet edenlerdir. Her şeyi bizzat Allah (c.c)’dan almışlardır. Bir tek O’na kulluk ve ibadet etmişlerdir. Bir tek O’ndan korkmaktadırlar. Halbuki ikinci fırka böyle değildir. Allah (c.c)’ın peygamberlerinden herhangi bir peygamber kendilerini davet ettiğinde şu cevabı verirler:

 “Onlara (müşriklere) “Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman onlar, “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız” dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?” (Bakara, 2/170)

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللّهُ قَالُواْ بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ شَيْئاً وَلاَ يَهْتَدُونَ {170} سورة البقرة

   Yine bir başka âyette de Rabbim onların halini şöyle bildiriyor:

“Onlara: “Allah’ın indirdiğine ve Rasûlüne gelin” denildiği vakit: “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları hiç bir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?” (Maide, 5/104)

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَى مَا أَنزَلَ اللّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُواْحَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ شَيْئاً وَلاَ يَهْتَدُونَ {104} سورة المائدة

   Allah velilerinin ve dostlarının nitelikleri ve vasıfları ise şöyledir: Davete icabet, Allah’ın hükmüne ve şeriatına kesin boyun eğiş ve 0’nun emrine uyuş. Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor:

 “Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Rasülüne da’vet edildiklerinde, “işittik ve itaat ettik” demek, sadece mü’minlerin söyleyeceği sözdür. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nur, 24/51)

إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَن يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ {51} سورة النور

   Şeytanın velileri, yandaşları ve dostlarına gelince, bunların en belirgin özellikleri de şöyledir: Allah’ın hükmünden ve şeriatından yüz çevirmek, heva ve istekleriyle şeytana uymak. Nitekim Rabbim haklarında şöyle buyuruyor:

 “Dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak “işittik ve karşı geldik”, dinle, dinlemez olası”, “râin┠derler.” (Nisâ, 4/46)

وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيّاً بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْناً فِي الدِّينِ {46} سورة النساء

   Bir başka âyette ise şöyle buyurulmaktadır:

“Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalım kim olabilir? Muhakkak ki biz, günahkârlara, ettiklerinin karşılığı olan cezayı vereceğiz.” (Secde, 32/22)

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِآيَاتِ رَبِّهِ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَا إِنَّا مِنَ الْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ {22} سورةالسجدة

   Allame İbn Kayyım da bu konuda şöyle diyor: “Rasûlullah (s.a)’ı yalanlayanlar, ona uymaktan yüz çevirenler, şeriatından yan çizenler, dininden uzak kalanlar, sünnetine uymayanlar, onun getirdiğine bağlanmayan ve yapışıp tutunmayanlar, cehaleti iyice içine sindirmiş olanlar, heva ve fesadı kalbine yerleştirmiş olanlar, inkârcılığı ve reddetmeyi göğüslerine yerleştirmiş olanlar, tüm organlarından isyan ve muhalefet çıkanlar, evet işte bütün bu nitelikleri taşıyanlar hepsi de şeytanın veli ve dostudurlar.” (Hidâyetü'l-Hayârâ 7.)

   Şeytan dostlarının ve velilerinin belirgin özelliklerini şöylece sıralayabiliriz: “Hak geldiği zaman, sırf koltuklarının elden gitmemesi için buna karşı koyarlar ve hakkı çiğnerler. Ayaklarıyla onu teperler. Şayet bundan aciz kalırlarsa bu defa hakkı ortadan kaldırmak için saldırırlar. Eğer bunu da yapamayacak olurlarsa bu defa, hakkın yollarında hile ve tuzak kurmaya girişir, değişik yol ve yöntemler denerler. Bunlar imkânları oranınca böyle bir işi yapmaya her zaman müsaittirler. Eğer bütün bunlardan bir şey elde edemezlerse bu defa sokakları ve konuşmayı hakka verirler ama, ondan yetkiyi, hüküm vermeyi ve uygulamayı kaldırırlar. Şayet hak üstün gelir ve zafer kazanırsa ve bu, onların lehine ise, bu defa hemen harekete geçerler ve hakka boyun eğerler. Fakat hakka gelişleri, o hakkın gerçekleşip uygulanması için değil sırf kendi amaçlarına, heva ve isteklerine uygun geldiği içindir. Nitekim yüce Mevlâ şöyle buyurınaktadır:

 “Onlar, aralarında, hüküm vermesi için Allah’a ve peygamberme çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir kısmı yüz çevirip dönerler. Ama, eğer (Allah ve Rasûlünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona boyun eğip gelirler. Kalblerinde bir hastalık mı var; yoksa şüphe ve tereddüd içinde midirler? Yoksa Allah ve Rasûlünün kendilerine zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zalimler kendileridir!” (Nûr, 24/48-5O) (Medaricu’s-Salikîn, 1, 53.)

وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُم مُّعْرِضُونَ {48} وَإِن يَكُن لَّهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ {49} أَفِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ أَمِ ارْتَابُوا أَمْ يَخَافُونَ أَن يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ أُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ {50} سورة النور

  Devam