Akaid

   İmam Hasan el Benna'nın hazırlamış olduğu bu 18 prensip İslam akaidinin 18 prensibindendir. Akaid hakkında ciltler dolusu kitap yazılan şu günümüzde, bu kavramı en sade bir dille 18 (aslında 20) madde halinde bizlere sunmuş olan İmam Hasan el- Benna'dan ALLAH razı olsun...

    1- İslam, hayatın bütün görüntülerini içine alan kapsamlı bir düzendir. Devlet ve Vatandır. Hükümet ve ümmettir. Ahlak ve Kuvvettir. Rahmet ve adalettir. Kültür ve kanundur. İlim ve irfandır. Madde ve servettir. Kazanç ve zenginliktir. Cihad ve davettir. Ordu ve fikirdir. Doğru bir akide ve sağlıklı bir ibadettir.

   2 - Kur'an ve Sünnet, İslamın hükümlerini öğrenmede her müslümanın temel kaynaklarıdır. Kuran Arab dili kaidelerine göre zorlanmadan ve tekellüfe katlanmadan anlaşılır. Sünneti seniyyenin anlaşılmasında da güvenilir hadis ravilerine baş vurulur.

   3 - Doğru bir imanın sağlıklı bir ibadetin ve mucahedenin bir nur ve lezzeti vardır. Allah bunları kullarının kalblerinden dilediğine atar. Fakat şunu iyice bilmek gerekir ki; ilhamlar, hatıra gelen şeyler, keşif ve rüyalar şeri hükümlere delil olamazlar. Bunlara, ancak dinin hüküm ve naslarıyla çelişmediği takdirde itibar edilir.

   4 - Muskacılık, üfürükçülük, nazar boncuğu takmak, falcılık, muneccimlik, kahinlik, gaybı bildiğini iddia etmek v.b. kendileriyle savaşılması gereken munkerlerdir. Kurandan bir ayet veya sünnetten me'sur bir rukye mustesnadır.

   5 - Hakkında delil bulunmayan mevzularda veya çeşitli ihtimaller anlaşılabilen meselelerde, yada mesalihi mursele hakkında imam veya vekilinin görüşleri, şeri bir kaideye ters düşmediği muddetçe uygulanır. Bunlar şartlara, örf ve adetlere göre değişebilir. İbadetlerde asıl olan hikmetlere iltifat etmeden kulluk görevini yerine getirmektir. İbadet dışındaki hayati meselelerdeise, asıl olan sır ve hikmetlerini, gaye ve maksadlarını öğrenip ona göre tatbik etmektir.

   6 - Masum Muhammed(sav) mustesna, herkesin sözü alınabilir ve terk de edilebilir. Selefi Salihinden gelen her şeyi, Kitab ve Sunnete muvafık olursa kabul ederiz. Muvafık olmazsa uyulmada Allahın Kitabı ve Rasulün sünneti daha evladır. Fakat ihtilaf edilen meselelerde ise şahısların hatalarını araştırmak ve yakışıksız sözler söylemekle onları hedef almayız. Onları niyetleri ile başbaşa bırakırız. Çünkü onlar yaptıklarına ulaşmışlardır...

   7 - Feri meselelerdeki fıkhi ihtilaflar, hiçbir zaman dinde bölünmeye, düşmenlığa ve buğzetmeye sebeb olamaz. Her muctehidin kendine göre mukafatı vardır. İhtilaflı meseleler hakkında Allah sevgisi atmosferinde gerçeğe ulaşmak maksadı ile yardımlaşarak ilmi incelemeye girişmekte bir mahzur yoktur.

   8 - Pratikte her hangi bir işle ilgili olmayan meselelere dalmak, şeran yasaklanan tekellüftendir. Örneğin hiç olmamış hükümlerin teferruatını çoğaltmak, ilmin henüz ulaşmadığı konularda Kuran ayetlerinin manalarını izaha kalkışmak, sahabeler arasındaki fazilet dereceleri, üstünlük sıralaması ve aralarında vuku bulan ihtilaflar hakkında konuşmak. Her birine sahabilik meziyeti ve niyetinin karşılığı vardır. Bu konuda tevil yapmakla çıkış yolu vardır.

   9 - Allahı tanımak, Onun vahdaniyetine inanmak ve layık olmayan sıfatlardan tenzih etmek, İslam akaidinin en yüce mevzuudur. Sıfat ayetleri ve bu husustaki sahih hadisler ve bunlara bağlı olan hususlar muteşabihattan olup bunlara, bize geldiği gibi inanırız. Onlar hakkında ne tevil yapmamız ve ne de tatil etmemiz cazidir. Alimlerin bu gibi ayet ve hadisler hakkındaki ihtilaflarına temas etmeyiz. Rasul ve ashabının tahammul ettiklerine biz de tahammul ederiz. Onların girişmediği mevzulara biz de girişmeyiz. "İlimde derinleşenler ise, biz ona inandık, hepsi rabbimizin katındandır derler"(Ali İmran: 7)

   10 - İslamda aslı olmayan ve insanların heveslerine uyarak hoş gördükleri bidattır. Ve her bidat sapıklıktır. İster dinde olmayanı ona ilave etmek, ister onda olan bir şeyi terketmek şeklinde olsun, bunlarla savaşmak en uygun vasıtlarla ortadan kaldırmak gerekir.Fakat bidatı ortadan kaldırırken, dah kötüsüne yol açmamak gerekir.

   11 - İlave ve terk suretiyle yapılan bidatler ve mutlak ibadetlerde belirli bir miktara bağlanmak fıkıhta ihtilaflı meselelerden olup bu konuda değişik görüşler vardır. Bu ihtilaflar araştırılmalı delillerle hakikate ulaşmaya çalışmakda bir mahzur yoktur.

   12 - Dinen rivayet edildiği şekilde kabirleri ziyaret etmek meşru bir sünnettir. Fakat uzaktan yada yakından mezarda yatandan yardım istemek veya bu gaye ile onlara nida etmek, onlardan bir ihtiyacımızı gidermelerini istemek, adak yapmak, kabirleri inşa etmek, onları örtüp aydınlatmak, onlara el sürmek, Allahtan başkasının adına yemin etmek ve benzeri bidatlar büyük günahlardandır. Bunlarla savaşmak gerekir. Bu gibi davranışları doğru kabul edebilmek için bir tevil yolunda, fitne kapısı kapansın diye baş vurmayız.

   13 - Allah'a(c.c.) dua ederken, onun yarattıklarından birini vesile edinerek ona yalvarmak, duanın keyfiyetiyle ilgili fer'i meselelerdendir. İtikadi bir mevzu değildir.

   14 - Hatalı örf, şeri lafızların taşıdığı manaları değiştirmez. Bu lafızların ifade ettikleri manaları dikkatle anlamak ve onların sınırında kalmak gerekir. Diğer yandan gerek dini ve gerekse dünyevi hususlarda kelime oyunlarından kaçınmak gerekir. Takılan adların önemi yoktur. Asıl önemli olan ad verilen şeydir.

   15 - Amelin esasını akide teşkil eder. Kalbi ameller, bedeni organlarla yapılan amellerden daha önemlidir. Her iki amelinde mükemmelce yapılması şeran matlubtur.

   16 - İslam insan aklını hürriyete kavuşturur. Onu kainata bakıp araştırmaya teşvik eder. İlme ve alimlere büyük değer verir. Herşeyin faydalı ve iyi olanını kabul eder. "Hikmet müslümanın yitik malıdır. Nerde bulursa almaya daha layıktır."

   17 - Dinin görüş sahası ile aklın sahası bazan ayrı olsa da, kesin ve mutlak gerçekliklerde mutlaka birdirler. Hiçbir zaman gerçeğe dayanan ilmi bir kaide, kesinleşmiş şeri nakillere muhalif olamaz. İkisinden hangisi zanni ise birleşmesi için o tevil edilir. İkisi de zanni ise o zaman akli olan kesinleşinceye kadar yada iflas edinceye kadar şeri kaideler uyulmaya daha evladır.

   18 - Kelime-i şahadet getirip onun gereğini yapan, farzları ve dini vecibeleri ifa eden, hiçbir müslümanı görüşünden yada günahından dolayı tekfir edemeyiz. Ancak kendinden küfür kelimesi sadır olursa, veya kesin olarak bilinen(zarurat-ı diniyye) bir hususu inkar ederse, Yahut Kuranın açık bir hükmünü yalanlarsa, Kuranı Arab dili üslubunun hiçbir halde ihtimal vermediği bir şekilde tefsir ederse, yada küfürden başka bir tevil ihtimali olmayan bir iş yaparsa küfre girer.

Tevhidweb Bilgi paylasim Forumlari'ndan Alinmistir. www.tevhidweb.net