KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR

 

   Bilindiği gibi küfür, inkarî ve inadî parçalardan meydana gelmiş bir bütündür. Küfrün bir parçasına rıza göstermek, küfrün hepsine rıza göstermek gibidir. Bu münasebetle din-i mübin-i İslam’da, küfre rıza göstermek değil, küfre isyan ile karşı koymak esastır. Allah-u Teala değişmez hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyuruyor:

   “Ey iman edenler! Ne sizden önce kitab verilenlerden dininizi oyuncak ve eğlence yerine tutanları ne de diğer kafirleri dost edinmeyin. Eğer gerçek mü’minlerseniz Allah’tan korkun.” (Maide Suresi 5/57)

   Dikkat edilirse bu ayet-i kerimede hükm-ü küfür gündeme getirilmiştir. Hükm-i küfür; dinimiz islamca (şer’an) iman edilmesi gereken şeyleri hafife ve alaya alma neticesi meydana gelen küfürdür. Cenab-ı Allah değişmez hayat programımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Allah (Teala)nm ayetlerini (ahkâmına muhalefet etmekle maskara, oyuncak ve) eğlence ittihaz etmeyin (alaya almaymız.)” ( Bakara Suresi 2/231)

   Cenab-ı Allah’ın ahkâmını beyan eden ayetlerle amel etmemek ve ayetleri maskara ittihaz etmek caiz değildir. Hiç kimsenin Allah-u Teala’nın hükümlerini hafife ve alaya almaya, eğlence ittihaz edinmeye hakkı yoktur. Binaenaleyh şer’an inanılması gereken şeylere önem vermek, saygı göstermek, İslamî gerçekleri ciddiyete alarak son derece hürmetle karşılamak gerekmektedir.

( Elfaz-ı Küfür (Hüseyin Aşık) Sh: 25, İST/1981) Aksi halde küfür meydana gelir. Şunu bilmekte fayda vardır: İslam diniyle Şeriat-I Garra ile alay eden ve Şeriat-ı Garra’yı çağdışı ilan eden günümüz demokratlarını, laiklerini, liberallerini ve sosyalistlerini herkim destek verirse, o kimse şeksiz kafirdir. Çünkü zerre miktarı kadar imanı olan bir kimse, ne demokratları, ne laiklikleri, ne liberalleri ve ne de sosyalistleri tasdik eder. Aksine zerre miktarı kadar imanı olan kişi, bütün bu sayılan-ları red ve inkar eder. Tevhidin, Şeriat-ı Garra’yı çağdışı ilan eden kafirlere rıza göstermeye tahammülü yoktur. Şeriat düşmanlarına razı olanlar, doğrudan doğruya şeriatı yalanlayanlardır. 

   Müslüman; Allah’ın şeriatına dayanmayan hiçbir eylem ve söze rıza göstermeyen insandır. Allah’ın şeriatına dayanmayan eylem ve sözlere kalbî ve fiifî rıza gösterenler, İslam dinine karşı göstermiş oldukları teslimiyetlerini bilfiil bozmuş olanlardır. Dolayısıyla gayr-i şer’i olana rıza göstermek, sebeb-i küfürdür. Esasen küfrü imana tercih edenleri kalben ve fiilen sevmek, kafir olmaya yeterli bir sebeptir. Allah-u Teala değişmez hayat mektebimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

   “Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz, iman üzerine küfrü tercih edip seviyorlarsa, onları dostlar edimneyiniz. Sizden kim, onları veli edinirse, işte onlar, zalimlerin tâ kendileridir.” (Tevbe Suresi 9/23)

   Müfessirin-i ulemadan Şehid Seyyid Kutub (Rh.a.) bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: “Buradaki “Zalimler” sözünden murad; hiç şüphe yok ki, müşrikler kastedilmektedir. Böyle bir kavmi eğer onlar, küfrü imana tercih ediyorlarsa, dost edinmek şirktir.” (Fizilal-il Kur’an (Seyyid Kutub) C:3, Sh: 1615, Beyrut/1982) Çünkü böyle bir durumda küfre rıza söz konusudur. Nitekim bu ayet-i kerimenin tefsirinde İmam-I Kurtubî (Rh.a.) şöyle diyor: “Herkim şirke razı olursa, o müşriktir.” (E1-Cami-u Li Ahkami’l Kur’an (İmam-ı Kurtubî) C: 8, Sh: 94, Mısır/1967) İmam-i Kurtubî (Rh.a.) tefsirinin başka bir yerinde de şöyle diyor: “KÜFRE RIZA KÜFÜRDÜR. MA’SİYETE RIZA MA’SIYETTİR.” ( E1-Cami-u Li Ahkami’l Kur’an (İmarn-ı Kurtubî) C: 5, Sh: 418, Mısır/1967) Dolayısıyla Müslüman, küfrün icra edildiği hiç bir yerde yer alamaz. Kelime-i küfrü telaffuz edeni dinleyip tasdik edemez.

   Evet, küfre ve kafirlere rıza göstermek, başlı başına bir küfür ve kafirliktir. Bakınız bu konuda Molla Husrev (Rh.a.) şunları haykırıyor: “Siyeru’l Ecnas’ta kaydedildiğine göre; bir kimse, başkasına küfr ile emretmek için azmeylese, sırf bu azmi sebebiyle kafır olur. Şayed BİR KİMSE, KELİME-İ KÜFRÜ KONUŞSA VE BİR CEMAATTE 0 KONUŞANIN SÖZÜNÜ KABUL EYLESE, 0 CEMAATİN HEPSİ KAFİR OLUR.” (Durerü’l Hükkam Şerhu Gureri’l Ahkam (Molla Hüsrev) C: 1, Sh: 244,İST/1258) Molla Hüsrev (Rh.a.)’ın bu açıklaması da bize gösteriyor ki; küfre kalben ve fiilen rıza göstermenin küfür olduğunda şüphe yoktur.

   Akaid ulemasından Molla Aliyyül Kari (Rh.a.) şunları kaydediyor: “Yüz sene sonra olsa bile, kim ki küfretmeye azmederse, o kimse hemen o anda kafir olur. Küfür kelimesini konuşan kimseye, bu işinden dolayı rıza göstererek gülen kimse kafır olur. Bu söz şunu ifade ediyor: Kim küfür kelimesini konuşan kimseye, bu işinden dolayı rıza göstererek gülerse kafir olur. Ama rızası olmadan gülerse o kimse kafır olmaz. Bu hususta mühim olan nokta rıza göstermektir. Bir kişi küfür kelimesini konuşur, insanlar da onu o adamdan kabul ederse şöyle ki, küfür kelimesiyle bir vaiz, bir muallim veyahut bir yazar konuşur da insanlar, buna muttali olduklarında doğruluğuna itikad ederlerse kafir olurlar. Onlar için hiç bir mazeret yoktur. Ancak küfür kelimesi fukaha arasında ihtilaf edilen bir kelime olursa, böyle değildir.

   El-Muhit adlı kitapta şu meseleden ziyade bahsedilmiştir: İnsanlar küfür kelimesini söyleyen kimseye hiçbir şey söylemeyip, küfür kelimesini konuştuktan sonra mecburiyet yok iken onun yanında otururlarsa, küfre iştirak etmiş olur1ar.” (Fıkh-ı Ekber Şerhi (Aliyyül Karı) Sh: 246, Beyrut 1984) Demek oluyor ki içerisinde ahkâm-ı küfür icra edilen mecisler de hiç bir mecburiyet yokken oturmak, küfre ve kafirlere rıza göstermektir. Bu da küfürdür.

   Sonuç olarak küfre ve kafirlerin küfrî fiillerine kalbî ve fiilî rıza küfürdür. Küfre rıza, küfrü kabul edip tasdik etmek demektir.

 

KAFİRLERE BENZEMEK KÜFÜRDÜR

 

   Kafirleri kafir yapan, hür iradeleriyle tercih ettikleri, kalp ve kalıplarına egemen kıldıkları küfürdür. Ka1bî ve fiilî olarak kafirlere benzemeye çalışmak, kafir olmaya kafidir.

   Bilindiği gibi, Arap lügatında bir kavmin itikad ve amellerini taklit etme işine “Teşebbüh” denilmiştir. Teşebbüh, arzu duyarak batıl din ve ideoloji bağlısı topluluklardan biri veya birkaçına onlara ait alâmet-i farika vasfındaki hususiyetlerinde benzemektir. (Mirkatü’l Mefatih Şerhu Mişkatu’l Mesabih (Aliyyül Karî) C: 4, Sh:431, Beyrut/ty.) Dikkat edilirse kafirlere teşebbüh; İslam’ın hududlarını aşma olayıdır. Yani kafirlere benzemek, İslam’ın hudutlarından çıkıp batılın hudutlarına ayak basmaktır.

   Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatta İslam’ın çerçevesini aşmaya, ilahî yasaları ihlale sebeb olan her bir sözü, davranışı ve işi Allah ve O’nun peygamberi yasaklamıştır. (El Helal-u vel Haramu Fil İslam (Yusuf Kardavî) Sh: 82, Beyrut/ty.) Nitekim bu konuda şanlı önderimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

   “Her kım bır kavme benzemeye özenirse o da onlardandır “ ( Sünen-i Ebi Davut (Ebu Davud) C: 4, Sh: 44, Beyrut/ty.)

   İslam uleması yukarıdaki hadis-i şerifin ışığında kafirlere benzemenin hükmünü izah etmişlerdir. Gümüşhanevî (Rh.a.) bu konuda şöyle diyor: “Kafirler arasında yerleşip bina yapan, onların bayramlarına iştirak eden ve onlara benzeyen kişi bu hal üzere öldüğünde kıyamet günü onlarla haşrolunur.” (Camiu’l Mutun (A. Ziyauddin Gumüşhanevî) Sh: 40, İST/ty.) Dikkat edilirse kafirlere benzemek, küfre giden bir yoldur. Kafirlere benzemek, İslam dininden vazgeçip, batıl ve muharref dinlere intikal etmenin alametidir.

   Biz müslümanlar kafirlere benzemekten, yaşayışları reddedilmiş olan bid’at ehline uymaktan nehyedildik. Kendisini mizah ve şaka yolu ile suret ve sireten Yahudi ve Hıristiyanlara benzetirse kafir olur. (Şerhu Kitabi’l Fıkhı’l Ekber (Aliyyul Karî) Sh: 279-280, Beyrut/1984) Sırrı Paşa (Rha.) bu konuda şunları kaydediyor: “Bele zünnar (papazların bellerine bağladıkları kuşağı) bağlamak gibi bazı meası/günahlar dahi var ki Hz. Şari (şeriat’ın sahibi) onları alamet ve emaret-i tekzibden addetmiş (saymış) bu da edille-i şer’iyye ile bilinmiş olduğundan o misillü measinin mürtekibi (günahların failinin) kafir olduğundan niza/ihtilaf yoktur.” (Nakdü’l Kelam Fi Akaidi’l İslam (Sırrı Paşa) Sh: 248, İST/ty.) Görü1düğü gibi din-i mübin-i İslam’a göre; şer’i şerifi tekzibe alamet olan herhangi bir davranışı kafirlere özenerek işlemek küfürdür.

   İslam ulemasından Şehid İskilipli-Atıf Hoca (Rh.a.) yukarıdaki hadis-i şerifin ışığında şunları söylüyor: “Bu hadis-i şerif mantuku itibariyle adetlerinde ve yaşayışlarında gayr-i müslim milletlere benzemekten kaçınmayı mutazammın olduğu gibi süret ve siretlerinde müslümanların en iyilerine benzemeyi de ifade etmektedir.

Şu halde bu hadis-i şeriflerin yüce manasınca müslümanlar küfür adet ve yolu, çirkin bid’at alâmeti sayılan şeylerde kafirlere ve çirkin bid’at sahiplerine teşebbüh/benzemekten men ve nehy olunmuştur.

   Bir müslümanın küfür adet ve alâmeti sayılan bir şeyi zaruret olmadan giyinmek veya takınmak suretiyle gayr-i müslimleri taklidi ve kendisini onlara benzetmesi şer’an yasaktır. Bu hususta icma-i ümmet dahi in’ikat etmiştir. Bunda hiç bir şüphe yoktur.

   Teşebbüh, başkalarının yaptığı bir işi onlara tabi olarak yapmak demektir. Şu halde hadis-i şerifin manası, bir millete benzemeye özenenler, benzemek istenilen ortak değerde onlardandır. 0 ortak değer küfür ise küfürde, ma’siyet ise ma’siyette, salah-ı hal ise salahta, bunların âdeti ise âdette o milletin hükmüne tabi olurlar, demektir.” (Frenk Mukallitliği ve İslam (Atıf Hoca/Ter: Sadık Albayrak) Sh: 2-3, İST/ty.)

   Evet, kafirlere kalbî ve fiilî olarak benzemek, başlı başına bir küfürdür. Şu bir hakikattır ki; müslümanlara benzeyen kişi müslümanlardandır, kafirlere benzeyen kişi de kafırlerdendir.

   İslam ulemasından Menâvî (Rh.a.) özetle şöyle diyor: “İçi dışını onaylar bir şekilde bir kişi bir toplumun Adetlerini benimser, onların ahlaki ile ahlaklanır, onlara has işleri yapmakla tanınır, kılık-kıyafette ve benzeri bazı işlerde onlarla bütünleşirse onlardan olmuş olur.

   İmanlı ve ahlaklı kişilere benzemeye çalışan kişi de pek tabii ki onlardandır. Onlara saygı duyulduğu gibi ona da saygı duyulur. Büyük günahları açıktan işleyen fasıklara benzeyen kişi de hiç şüphesiz onlar gibi küçümsenir ve aşağılanır. Yücelik nişanını takınan kişi bilfiil yücelmemiş olsa da ikram görür.

   Açıktan büyük günahları işleyen kişilerin kendilerine has giysileri olsa diğer insanlar bu giysileri giymekten yasaklanır. Çünkü bu durumda tanımayan kişi onların giysisini giyinen kişiyi onlardan sanabilir. Bu da hem zanda bulunan kişiyi günahkar kılar, hem de böylesine bir kötü zanna sebebiyet veren kişi günahkar olur.

   Benzeşmeler inançlar ve arzular gibi kalbî tasarruflarda olduğu gibi sözler ve işler gibi duyulur-görülür nevinden hususlarda da olabilir. Yemek, içmek, giyinmek, ev edinmek, evlenmek, birleşmek: ayrılmak, binmek - inmek gibi âdet1erde de gerçekleşebilir.

   Allah, Hz. Muhammed (SAV)’i hikmetle, sünnet, şeriat ve minhacla göndermiştir. Bu şeriatte Yahudiler ve Hıristiyanların semaviliğini yitirmiş değer yargıları ve hayat tarzlarına muhalif ve yepyeni kanunlar koymuştur. Bu sebeple Hz. Muhammed (S.A.V.) açık bir şer ve zarar görülmeyen hususlarda bile onlara aykırılığı emretmiştir.

   Kıymet hükümlerinde ve kılık kıyafette müştereklik benzeşenler arasında, ahlakta ve amelde duygu ve davranış birliğine sebeb olur. Bu, tercübe edilmiş bir gerçektir. Mesela; İlim adamlarının toplumca bilinen giysilerini giyinen kişi onlara katıldığı duygusunu taşır. Savaşçıların techizatını takınan kişi de onların duygu ve davranışlarından etkilenir. Hareketleri onların hareketlerini andırır.

   Dış görünümde aykırılık zıtlığa neden olur. Bu da kişiyi bir taraftan Allah’ın öfkesi altına sokacak, sapıklığa götürecek işlerden hakikat ehli kullarla irtibatlanmaya yöneltir.

   Zahirde benzerlik karışıma da sebep olur. Artık müslümanlarla batıl din ve ideoloji mensublarını ilk bakışta ve pek çok hususta ayırmak zor olur. Bu nedenle İbn-i Teymiyye (Rh.a.) şöyle diyor: “Her ne kadar: “... Sizden Yahudi ve Hıristiyanları dost edinen kişi onlardandır.“ ( Maide Suresi 5/51) anlamındaki ayet-i kerime onlara benzeyenin kafirliğine işaret ediyorsa da bu hadis ve benzerleri „gayr-i müslimlere en basit ahvalde benzerliğin bile haram olacağına delalet etmektedir.”

   Kısacası benzeme küfürde ise küfür, haramda ise haram, şiar da ise şiarın hükmü tahakkuk eder.” (Feyzu’l Kadir Şerhu Camiu’s-Sağir (Menavî) C: 6, Sh: 104, Beyrutlty.) Şunu bilmekte fayda vardır: Müslümanların itikat ve amelleri kafirlerin itikad ve amellerine benzemez. Bu nedenle müslümanlar, her yerde ve her zaman itikaden ve amelen kafırlerden farklı ve haklı olduklarını ortaya koymakla mükelleftirler. İtikat ve amelde kafirlere benzeyenler, kafirler gibi olurlar. Çünkü itikaden ve amelen kafire benzemek küfürdür.

 

MÜSLÜMANI TEKFİR ETMEK KÜFÜRDÜR

 

   Yeryuzünde tağutu tekzib ederek Allah’a iman etmiş bir müslümanı küfürle damgalamak, küfürdür. Çünkü böyle bir durumda küfrü kuvvetlendirip güçlendirme söz konusudur. İslam’a göre küfrü kuvvetlendirip güçlendiren her emare küfürdtir.

   İman esaslarına riayet ederek müslüman olmuş ve hayatında “elfaz-ı küfür” ile “efal-i küfür” meydana gelmemiş bir kişi, sırf bir, başkasının “sen kafirsin” sözüyle kafir olmaz. Aksine böyle birisine “sen kafırsin“ diyen kişi kafır olur. Bakınız bu konuda Şanlı önderimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) şöyle buyuruyor:

   “Kim bir insanı kafır diye çağırırsa, yahut öyle olmadığı halde, “Ey Allah düşmanı” derse, söylediği söz kendisine döner.” (Sahıh-ı Muslim Terceme ve Şerhı (A Davudoğlu) C 1 Sh 321 İST/1977)

   “Mü’mine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mü’rnini küfr ile itham eden onu öldürmüş gibi olur.” (Sahih-i Buhari (İmam-ı Buhari) C: 7, Sh: 233, İST/ 1315)

   “Bizim gibi namaz kılan, kıblemize yönelen ve kestiğimizi yiyen kimse, Allah’ın ve Resulünün teminanı elde etmiş kabul edilir. 0 halde (böylelerini öldürmek suretiyle) Allah’ın verdiği teminat ve ahdi bozmayın.” (Sahih-i Buhari (İmam-ı Buhari) C: 1, Sh: 102, İST/ 1315)

   “Bir insan (müslüman) kardeşine: “Ey kafir” diye hitabettiği zaman, ikisinden biri bu sözü üzerine almış olur. Şayet söylediği gibi ise küfür onda kalır, değilse söyleyene döner.” (Sahih-i Buharı (İmam-ı Buhari) C: 7, Sh: 97, İST/ 1315)

   “Bir kimse müslüman kardeşini tekfir ederse küfür (tekfir edilen veya edenden) biri üzerine döner.” (El Müsned (Ahmed b. Hanbel) C: 2, Sh: 142, Beyrut/ty.)

   Bu hadis-i şerifleri dikkate alan İslam uleması, müslümana karşı ileri sürülen te’vilsiz tekfirin küfür olduğu hususunda görüş birliği içerisindedir. Müslümanı tekfir etmenin küfür olmasının birçok sebebi vardır. Ancak en büyük sebep, imana taarruzdur. Bakınız bu konuda Said Havva (Rh.) şöyle diyor: “Her kim bir mü’mini kafirlikle damgalarsa şüphesiz kafir olur. Bir mü’mini kafirlikle suçlamanın küfre yol açmasının sebebi, bu suçlamanın iman özüne karşı girişilmiş bir saldırı niteliği taşımasıdır. “ (El-İslam (Said Havva) Sh: 95, Beyrut/1981) Bu nedenle İslam alimleri, sürekli müslümandan küfür ithamını iptal eden söz ve davranışlara önem vermişlerdir. Bakınız bu konuda İbn-i Abidin (Rh.a.) şöyle diyor: “Müslümandan küfür ithamı düşüren her söz tercihe daha layıktır, velev ki zayıf olsa bi1e.” (Mecmua’tur-Resail (İbn-i Abidin) C: 1, Sh: 34, İST/1325) Unutmayalım ki, müslümanı tekfirde gayret edenler, küfre eleman kazandırmada gayret gösterenlerdir.

   La ilahe illallah Muhammedün Resulüllah dedikleri ve bununla tenakuz teşkil eden bir vaziyette bulunmadıkları müddetçe ehli kıbleye dil uzatmaktan, imkan nisbetinde sakınmak lazımdır. Çünkü tekfirde tehlike vardır, sükutta yoktur. Tekfir, tekfir edilenin malının alınması, kanının dökülmesi, cehennemde ebedî kalınmasına hükmedilmesi gibi önemli hukukî neticeler doğuran şer’i bir hükümdür.( İslam’da Müsamaha (İmam-ı Gazali [Ter: Süleyman Uludağ Sh: 43-46,İST/1972) Bu münasebetle müslümanlar hakkında rastgele tekfirden uzaklaşılmalıdır. Aksi halde kişi müslümanı tekfir etmek suretiyle kendi imanını kaybeder. Elbette ki, kendi imanını kaybeden bir kimse, iman yerine küfre sahip olmuş olur.

   Evet, İslam’a teslim olanı teslimsizlikle itham etmek, teslimsizliğin ta kendisidir. İslam’a karşı teslimiyetsizlik de küfrün ta kendisidir. İbn-i Manzur (Rh.a) bu konuda şöyle diyor: “Müslüman kardeşine kafir diyen ya doğru söylemiştir veya yalan söylemiştir. Doğru söylemişse tekfir ettiği şahıs kafir olur. Eğer yalan söylemişse müslaman olan kardeşini tekfir ettiğinden, küfür kendine döner ve kerdisi kafir olur.” (Lisanü’l Arab İtbn-i Manzur) C: 5, Sh: 146, Beyrut/1955) Bu münasebetle haksız yere yani elfaz-ı küfür ve efal-i küfür hayatında meydana gelmemiş bir müslürnanı küfürle damgalayıp tekfir etmek küfürdür. Bu küfrü  işlemeye teşebbüs eden de kafirdir. 

KAFİRLERİ TEKFİR ETMEMEK

KÜFÜRDÜR

 

   Küfür küfürdür, İslam da İslam’dır. Küfre küfür, İslam’a İslam demek, Allah’a imanın alametidir. Açıktan iman esaslarını red ve inkar edenlere kafir demekten kaçınmak, kafirleri küfürleriyle birlikte sevip saygı duymak demektir. Küfrü ve kafiri sevip saygı duymak ise, Allah-u Teala’yı inkar etmekle eşdeğerdir.

   İslam’a göre iman iddiasında bulunanlar, küfrü ve küfrün menbaı sayılan Tağutu inkar etmekle mükelleftirler. Allah-u Teala değişmez hayat düsturumuz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

   “Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilen kitablara iman ettik, diye boş iddiada bulunanlara bakmaz mısın? Onlar Tağut’un (İslam’la çatışan ve çarpışan şahıs, ilke, anayasa ve rejimlerin ölçüleriyle) muhakeme olmak istiyorlar. HALBUKİ ONLAR ONU (TAGUT’U) İNKAR ETMEKLE EMROLUNMUŞLARDIR. Şeytan ise, onları çok uzak bir sapıklığa düşürmek ister.” (Nisa Suresi 4/60)

   Dikkat edilirse bu ayet-i kerime’ye göre Allah-u Teala’nın inzal ettiği nizama mukabil ve onun yerine geçmek üzere hukuk ve nizam vaad edenlere tağut dememek, kendilerini reddetmemek, tağutluktur. Dolayısıyla “Kafirleri küfürleriyle vasıflandırmaktan kaçınmak küfürdür” hükmü Kur’an’a muvafık olan bir hükümdür.

   Kafirleri tekfır etmemek/küfür ile damgalamamak, şehadet davasını bozar. Yani imanı bozan durumlardandır. Bakınız bu konuda Said Havva (Rh.a) şöyle diyor: “Şehadet kelimesini reddedenleri kafir saymamak, şehadet davası ile çelişen bir durumdur. Bu konudaki genel kaide şudur: KAFİRİ TEKFİR ETMEYEN/KAFİR SAYMAYAN ŞÜPHESİZ KENDİSİ KAFİR OLUR. HER KİM DE KAFİRİN KÜFRÜNDE ŞÜPHE EDERSE ŞÜPHESİZ 0 DA KAFİR OLUR. Kafirin, kafirliğine şüphe ile bakmanın veya onun inanç sistemini doğru görmenin ya da bu inanç sistemini küfre götürücü saymanın küfre yol açması da, bu tutumun Allah’ı ve Peygamberimizi yalanlama anlamına gelmesinden, ötürü-dür. “ ( El İslam (Said Havva) Sh: 95, Beyrut/1981)

   Evet, Allah-u Teala’yı ve Allah-u Teala’nın inzal ettiği sistemi açıktan red ve inkar edenlere kafir dememek başlı başına bir kafirliktir. Çünkü Allah’ı ve Allah’ın kanunlarını açıktan reddedenlere kafir demeyen kişi, bu işi yapanın küfrüne rıza göstermektedir. Gayr-i müslim olan bir kimseye müslüman ismini vermektedir. Bu da, müslümanı kafir yapacak bir cinayettir.

   Ahkâm-ı şirk’in istilası altındaki İslam coğrafyasında kafirleri tekfir etmeme hastalığı, Şeriat düşmanı Laik Müslüman(!) tiplerin çoğalmasına sebep olmuştur. Şu bir hakikattır ki hem laik, hem müslüman olmak mümkün değildir. Çünkü bir insan ya laiktir ya müslümandır. “Laik Müslüman(!)” iddiası, iki ayrı ilaha teslimiyetin bir ifadesidir. Bu da tamamen müşrikliktir Bunun için diyoruz ki, ‘Devlet ayrı, din ayrı,      Devlet dine hükmedecek fakat din devlete karışmayacaktır” diyen laiklerin müşrikliklerini gizleyip ikrar etmemek imana münafidir. Yani imanı bozar.

    Sonuç olarak yeryüzünde Allah-u Teala’nın       gönderdiği şeriat nizamını çirkin görüp reddedenlere “müslüman” ismini verme konusunda hiçbir müslüman muhayyer  değildir. Yine hiç bir müslüman şeriat nizamını çirkin görerek ona mukabil ve yerine geçmek üzere kanun, yasa, anayasa ihdas edenlerin küfründen şüphe etme konusunda muhayyer değildir. Şeriat nizamını reddettiğini ilan ve iddia edenleri kafirlikle isimlendirmekten kaçınmak kafirliktir. Kur’an-ı Ke rim’de kafirlerin yollarının daha doğru olduğunu iddia eden gavur kayırıcıları tağut’a iman edenler olarak takdim edilmişlerdir. Nitekim Allah’u Teala şöyle buyuruyor:

   “Kendilerine kitaptan nasib verilmiş olanların cibte ve tağut’a iman edip, küfredenlere: “Bunlar müminlerden daha doğru yoldadırlar” dediklerini görmedin mi?” (Nisa Suresi 4/51)

    Şunu unutmayalım ki; Demokrasiyi şeriata tercih edenleri, hakimiyet kayıtsız şartsız halkındır ilkesine        sarılanları, laiklik ilkesine iman edenleri, karısını kızını meydanlarda açık saçık dolaştıran deyyusları, faizi serbest eden vampirleri, parlamentolarda Şeriat-ı  Garra’ya muhalif anayasa metinlerini uyduran sahte ilahları, ahkâmda Avrupa’ya dilencilik eden Avrupaperestleri, Şeriatı Demokrasi’ye tercih edenden, hakimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır düsturuna iman         edenden, laiklik ilkesini red ve inkar edenden, karısını kızını İslamî tesettüre büründürenden, faizi yasaklayan     savaşçılardan, Parlamentolarda uydurulan anayasa metinlerine toptan La/hayır diyenden ve Avrupa Topluluğuyla bütünleşmeyi reddedenden daha doğru yolda görenler, cibt ve tağut’a iman etmiş gayur kayırıcılardır. Bu böyle biline...

Başa Dön   Devam