Hey Ankara, bizi duyuyor musun?
Ağa, yeni aldığı traktörünün direksiyonuna geçmiş. Kâhyasıyla birlikte
şehrin yolunu tutmuş. Tabii, kâhyası traktörün yanı sıra yaya yürüyormuş.
Yolda canı sıkılan Ağa’nın aklına bir muziplik gelmiş: “Kâhya be” demiş, “Bir
avuç çamur yersen, traktörü sana veririm.”
Kâhyanın aklı da gözü de zaten traktörde imiş: “Emredersin Ağam” demiş.
Çamuru avuçladığı gibi yemeğe başlamış. Ağa çoktan pişman olmuş ya, sözünden
de dönememiş. Çarnâçar traktörden inmiş. Kâhya kurulmuş traktörün
direksiyonuna. Öylece şehre inmişler.
İşlerini bitirip köye dönerken, aynı yerde bu kez Kâhya’nın ayranı kabarmış:
“Ağam, şu bana yedirdiğin çamurdan sen de bir avuç yersen, traktörü iade
ederim.”
Ağa zaten bin pişman ya, etrafta gören olup olmadığını kontrol ettikten sonra
çamura yumulmuş. İğrenerek de olsa yemiş. Sonra da geçmiş tekrar traktörün
direksiyonuna.
Kâhya ise hemen traktörden inip başlamış traktörün yanı sıra yürümeye. Fakat
kafasına da bir soru saplanmış: “Yahu ne değişti?” Sonunda bu konuyu ağasına
açmaya karar vermiş: “Ağam be, köyden çıkarken traktör senindi, köye dönerken
traktör hâlâ senin; peki biz vıcık çamurları neden yedik?”
¥
Bendeniz de benzer bir merakın içine düştüm: Şu “zina” tartışması neden
açıldı? Neden onca kavga üretildi, spekülasyon yapıldı?..
Bu tartışmaların ekonomiye yansımaları yüzünden borçlarımız arttı, döviz ve
faiz yükseldi, borsa düştü, dış borçlarımız iki trilyon civarında arttı!
Sahi, biz bu tartışmaları niçin yaptık?
¥
Bir şeyi açıklığa kavuşturalım, çünkü Ankara’nın yeterince anlamadığını
düşünüyorum...
AB ile birlikte olmak istiyorsak, “Kahraman Türk milletine kimse karışamaz”
afrasından tafrasından kurtulacağız! Her işimize karışmalarını içimize
sindireceğiz...
Daha doğrusu, üye ülkeleri kontrol eden mekanizmanın içinde yer alacağız;
doğal olarak da hem kontrol edeceğiz hem de kontrol edileceğiz. Hatta yeni üye
olan, ya da aday olan ülkelerden daha fazla üzerimize gelecekler: Çünkü
Birliğin tek Müslüman üyesi olacağız...
Yani onlarla aynı inançtan gelmiyoruz... Aynı medeniyetten gelmiyoruz... Aynı
kültürden gelmiyoruz... Üstelik tarih boyu onları dövmüşüz (hak etmeleri ayrı
konu)...
Bütün bunlar AB’yi bize karşı “teyakkuz” durumunda tutmaya yetmez mi? Buna
rağmen Sayın Başbakanımız, “AB içişlerimize karışamaz” biçiminde beyanatlar
verdi...
Karışır efendim! Nitekim de karıştı. Ve Sayın Tayyip Erdoğan da bunun
neticesinde, birkaç gün önce geri çektirdiği Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nı
TBMM’den geçirmek üzere TBMM’yi toplantıya çağırttı. İyi de etti aslında...
Yalnııız...
¥
Bu aşamada bizi yöneten siyasi iradeye birkaç sualim var:
1. Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nı Avrupa Birliği’nin istekleri doğrultusunda
Meclis’ten geçirecektiniz de, neden vaktiyle geri çektiniz?..
2. Avrupa Birliği’ni içişlerimize karıştıracaktınız da, neden “AB içişlerimize
karışamaz” şeklinde kesin demeçler verecek kadar celâllendiniz?
3. Avrupa Birliği’nin talepleri istikametinde Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nı
geçirmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni toplayacaktınız da, niye tatile
soktunuz?
4. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin her toplantısı milyarlarca liraya mal
oluyor; boşa geçen toplantıların faturasını ödemeyi düşünüyor musunuz?
5. TCK Tasarısı geçmeden Meclis tatile sokulduğu için ekonomi çalkalanmıştı:
Borsa düşmüş, faiz ve döviz yükselmiş, bu yüzden Türkiye iki trilyon Türk
Lirası fazla faiz ödemek zorunda kalmıştı: Bunu bize mi (olup bitenlerden hiç
günahı olmayan halka) fatura edeceksiniz?
6. Başörtüsü konusunda geri adım, İmam Hatip konusunda geri adım, zina
mevzuunda geri adım derken, acaba saydınız mı; iki yıllık iktidarınız
müddetince kaç ileri, kaç geri adım attınız?
Ve son soru:
Büyük çabalar ve masraflarla geri çıkaracağımız taşı kuyuya neden attık?
ybahadiroglu@vakit.com.tr