Zina... Hayvanlar da özgür
değil... Domuzlar hariç!
Delikanlının biri; yüksek tahsile gitmiş, büyük şehirlere... Yaz tatilinde
de köyüne dönmüş... Eve gelmiş ki, babası yok... Anası, tarlada çalışıyor
deyince, tarlaya gitmiş!..
Bakmış, babası çalışıyor... Hoş-beş faslından sonra; baba, az işim kaldı
demiş, şurayı da belleyip, tırmık çekeyim de, gideriz eve!
Delikanlı okumuş ya, sınıf atlamış ya, illâ belli edecek!..
Tepeden bakan bir eda ile sormuş babasına;
Baba, tırmık dediğin ne?
Baba, uyanık biri... Anlamış oğlundaki değişimi!.. Bir ders vermek
istemiş!..
Yerde, dişleri havaya doğru duran tırmıkı gösterip, hele demiş, şunun
dişlerine, şöyle kuvvetlice bir basıver!
Basmış delikanlı!..
Basmasıyla birlikte de, tırmığın sapı, donk diye alnının tam ortasında
patlamasın mı?!?
Delikanlı; o acıyla, babasını filan unutup, basmış küfürü;
Vayy.....ın tırmığı!
Baba, yapıştırmış lâfı;
Hah, işte şimdi, aramıza hoşgeldin evlât!
...............
Rahmetli babam, bir yaz tatilinde tarlaya gittiğimde anlatmıştı bu
hikâyeyi...
Sonra da nasihat etmişti;
Sakın sen de aslını inkâr edenlerden olma!.. Ekmeğini yediğin topraklara sırt
çevirme!.. Özünden ve sözünden dönme!.. Bil ki; kökünü/kökenini inkâr eden
köksüz kalır!.. Kökü olmayan ağaç, tez kurur!
Bu nasihat, taa o günden beri kulağıma küpedir!.. Nereye gidersem gideyim,
Anadolu çocuğu olduğum gerçeğini asla aklımdan çıkarmadım!..
Öyle ya;
Aslını inkâr eden, haramzâdedir!
BU DÖNÜŞ, VANTİLATÖRÜ BİLE NEZLE EDER!
İyi de, durduk yerde niye anlattım bunu?.. Anlattım, çünkü, toplumsal
erozyon ve yozlaşma o raddelere geldi ki; ortalık, bırakın köklerini
inkâr edenleri, dalları ve yapraklarını bile inkâr eden yabancılarla
doldu!..
Bu toprağın insanına, bu toprağın inançlarına, kültürüne, diline,
tarihine ve örflerine o kadar yabancılar ki, verdikleri örnekler hep
Avrupa veya ABDden!.. Kullandıkları dil de Türkçe değil!..
Millete yönelik baskılar sözkonusu olduğunda, Ee ne yapalım, bunlar
Türkiyenin gerçekleri! diyen zâdeler, din, iman, ahlâk, şeref, ar, hâyâ,
namus kavramları gündeme geldiğinde, Türkiyenin asıl gerçeklerini unutup
(!) hemen savunmaya geçiyorlar;
İleri ve demokratik Batı ülkelerinde bu kavramlar tarihe karıştı!.. Madem
Avrupalı olma yolundayız, o halde bu kavramları da gündemimizden çıkaralım!
Kalıbımı basarım ki;
Bukalemun denilen hayvan, bu kadar hızlı renk değiştiremez!..
İşlerine geldiğinde o kadar hızlı dönüyorlar ki; inanın, bu dönüşün
hızından, vantilatör bile nezle olur!..
Evet, aynen böyle!..
Millete daha fazla hak, daha fazla özgürlük istendiğinde, Ne yapalım,
Türkiye gerçekleri! edebiyatı;
Din, ahlâk, namus denildiğinde, ileri ve demokratik Batı ülkeleri
dayatmaları!..
Dedim ya;
Bu fırdöndülerin hızlı dönüşünden, vantilatör bile nezle olur!
TEK HEDEFLERİ İSLÂM!
Şunu gayet rahatlıkla söyleyebilirim:
Bu adamlar, neyi savunduklarını bile bilmiyorlar!.. Hatta, savundukları
şeyi nasıl savunacaklarını da bilmiyorlar!..
Saçmalıyorlar!..
Artık kanıksadık... Biliyoruz ki, İslâma ve Müslümana karşı büyük bir
kin besliyorlar ve saldırı için de her fırsatı kullanıyorlar!..
Meselâ;
Yerden pıtrak gibi biten meyhaneleri, barları, kerhaneleri görmüyorlar
da, Camiler birbirinin kapı komşusu! diye başlık atıyorlar!.. Ya da; sanki
çok dertlerindeymiş gibi, cami için harcanan 300 milyar liranın israf
olduğunu yazıyorlar!..
Yığınla örnek!..
Maksat, İslâma ve Müslümanlara düşmanlık!..
Hani, adam gibi marksist veya mert bir ateist olsalar, yine de anlayışla
karşılarım!.. Görevleridir, yapacaklar! der, geçerim!..
Ne var ki, işin içine;
Camiye sövgü, kiliseye övgü girince, işte orada ele veriyorlar
kendilerini!.. Demek oluyor ki, bunlar; Camiye düşman, kiliseye dostlar!..
İmamlara tu kaka!..
Papazlara mersiye!..
Müslümana sövgü,
Hıristiyana övgü!..
Niye?..
Eee, ötekiler Batılı ya, bunlar da; içinden çıktıkları kabuğa kıllı
diyecek kadar kestaneleşmişler ya, illâ gösterecekler nasıl bir Batı uşağı
olduklarını!..
HAYVAN KADAR ÖZGÜR!
Lâfı yabancılaşmadan açıp, nerelere getirdik?.. Oysa, asıl amacım,
Hayvanlar kadar özgür yaşamak isteyen Güneri Civaoğluna bir çift söz
söylemekti...
Madem oraya geldik, o halde Civaoğlunun önceki günkü yazısından bir bölüm
aktaralım...
Şöyle diyordu:
Hiçbir AB ülkesi hukukunda öngörülmeyen zinaya hapis cezası nasıl olur da
TCKda AB ile uyum değişiklikleri paketinde yer alabilir? (...) ABde
insanlar evlenmeden birlikte yaşıyorlar. Eşcinseller bile evlenebiliyor.
Onlara bu hüküm uygulanmayacak, sadece TC vatandaşları için mi geçerli olacak?
Türkiye, ABden tam üyelik görüşmeleri için tarih isterken, gerekçesi
Avrupalı olmak... Ama... Kendi insanlarına Avrupalının insan haklarını,
özgürlüğünü, saygınlığını tanımamak. (...) El âlemin orasına, burasına ceza
uygulamaya kalkmak, insanlık haklarına da aykırı. Yoksa sevişmek insanlık
hakkı değil mi? İnsanlarımız, bu coğrafyada hayvanlar kadar özgür
olamayacaklar mı?
Hani, biraz önce; bunlar, neyi nasıl savunacaklarını da bilmiyorlar demiştim
ya, işte bu satırlara istinaden söylemiştim!..
Gördünüz işte;
Güneri efendi, sevişme konusunda, hayvanlar kadar özgür olmak istiyor!..
Doğrusu, onun adına üzüldüm!.. Çünkü; böyle bir özgürlük talebini belki
Avrupa kabul edebilir ama, hayvanlar asla!..
Tabiî, domuzlar hariç!.. Çünkü onlar, alabildiğince özgürdür!.. Hatta, belki
de, Güneri efendinin istediğinden bile fazla özgür!..
Sizin anlayacağınız;
Güneri efendinin özgürlük talebine, ancak domuzlar karşılık verebilir!..
Diğer hayvanlar asla!..
HANGİ HAYVAN O?
Belgesellerde görmüşsünüzdür!..
Yürüyen, uçan, yüzen ve sürünen bütün hayvanlarda, istisnasız aile hayatı
vardır!.. Aileyi çekip-çeviren ve yöneten de, tek erkektir!.. Diğer
erkekler; ya sırasını savmıştır, ya da sırasını beklemektedir!..
Güçlü olan mücadeleyi kazanmış ve aileyi yönetme hakkını elde etmiştir!..
Onun haricindeki hiçbir erkek, dişilere dokunamaz!.. Dişi, çiftleşmenin
ardından, artık erkeğin korumasına geçmiştir!.. Doğuma ve hatta yavrunun
kendi ayakları üzerinde durmasına kadar, erkek, hep dişisinin yanındadır!..
Peki, niçin?..
Elbette, neslin sağlıklı devamı için!.. Aksi halde, kimin, kimden doğduğu
belli olmaz ki; bu da sağlıklı aile yapısının ortadan kalkması ve
Dallasvari bir karmaşanın yaşanması demektir!..
Diyeceğim o ki;
Güneri efendinin arzuladığı hayvanlar kadar özgür olma hayâline, hayvanlar
dünyasında bile yer yok!.. Ama, dediğim gibi, domuzlar hariç!..
Ve fakat;
Güneri efendinin; kalkıp da, kendi pisliğini bile yiyen bir hayvan kadar
özgür olmayı isteyeceğini hiç sanmam!..
Ama, ne yapalım ki;
Onun arzuladığı cinsel yaşam biçimine uyan, domuzdan başka da bir mahlûk
yok!..
Varsa söylesin de, hayvanlar dünyasıyla ilgili bilgilerimizi gözden
geçirelim!..
AHH O METRESLER!
Olayın Güneri boyutunu burada kesip, diğer boyutunu açık ve net koyalım
ortaya... Ne kadar yok sayılmak istenirse istensin; bu ülkenin değişmez
gerçeklerinden biri de dindir!..
Tartışılan zina konusu da, dinî bir kavramdır... Dolayısıyla, bu kavram
kendi alanı içinde ve de ehil insanlar tarafından konuşulur!..
Ama, kalkıp da;
İş, dinî nikâh da zinaya girer mi? noktasına götürürlerse; işte orada, bana
düşen görev, Oha!.. Çüşş! demektir!..
Öyle ya;
Dinin ruhsat verdiği bir evliliğe, sen kalkar da zina dersen, işte bu
eşşekliktir!.. Malûm, eşşekler de kitap ve bilgi yüklüdürler, ama
sırtlarında taşıdıkları kitaplar, onları eşşeklikten kurtaramaz!..
Size bir şey söyleyeyim mi;
Zina serbest olsun diyenler var ya, bunları asıl düşündüren şey,
garsoniyerleridir!.. Çünkü; evlerinden uzakta ve karılarından gizli
dayayıp-döşedikleri garsoniyerlerde, sık sık metres değiştirip, o biçim
yaşıyorlar!..
Lolita yarışmaları düzenleyip, şöhret yapma vaadleriyle çocuk yaştaki
kızları kirleterek, hayatlarını karartıyorlar!..
Asıl istedikleri, işte bu!..
Ahlâksızlık ve iğrençlik dolu bu yaşam biçiminin sürmesini istiyorlar!..
Eğer ceza gelirse, garsoniyerlere metres atmak zorlaşacak!.. Hem, işin
içinde deşifre olma riski de var!.. Her olay da, asansör boşluğuna
düşmekle örtbas(!) edilemiyor ki!..
Merak ediyorum;
Kendi karıları da hayvanlar kadar özgür yaşamak isteseler, acaba ne
derlerdi?..
BEBEK YERİNE KÖPEK!
Her neyse... Devamını arzuladıkları Televole dünyasına girmeyelim şimdi!..
Ne var ki; şunu söylemek zorundayım: Dayattıkları cinsel özgürlük şekli;
domuzlar hariç, hayvanlar dünyasında yok!..
Haa, Avrupada yok mu?..
Elbette var!.. Ama, Avrupalı kadının durumu ortada: Kadınların, cinsel
özgürlük adına; karınlarında bebek taşımayı reddedip, kucaklarında köpek
gezdirmeyi tercih etmelerinden bu yana, habire yaşlanıyor Avrupa!.. Hem de,
binlerce Euroluk doğum teşviklerine rağmen!..
Evet;
Evlerden bebek ağlamaları değil, köpek havlamaları yükseliyor!..
İşin doğrusu, hızla yok oluyor Avrupa!.. Aile kavramı, zaten tükenmiş
durumda!.. Hiç kuşkunuz olmasın ki; bir gün gelecek, zina edecek kadın da
kalmayacak ve Sodom-Gomore günlerini yaşayacaklar!..
Arzu ettikleri; Avrupadaki homoseksüel evlilikler ise, yol açık,
buyursunlar orada yaşasınlar özgürlüklerini!..
Ama biz; bu toprağa ve bu toprağın değerlerine bağlı kalmayı sürdüreceğiz!..
Hayvanca değil, insanca yaşayarak!..
Tavsiyem o ki;
Yabanlar da, dönsün özüne!..
Bazı şeyler, dank etsin kafalarına!..
Tırmığın sapı donk etmeden!