Zillet duraklarında esir pazarlayanlar

İnsan olarak insanca bir hayat yaşamak için her gün yeni bir engeli aşıyoruz; çünkü zulmün gölgesinde, aydınlığın ötesinde yasalarla gelen yasakları yaşıyoruz!
Gözlerimizde rehin kalan yağmurlara mersiye okuyanlar ve okutanlar, zillet duraklarında bizleri esir diye pazarlayanlardır. Çünkü zulmün ve zalimlerin egemen oldukları coğrafyalarda en kıymetli meslek, zillet duraklarında esir pazarlamaktır.
Allahû Teâla’nın hükmüne muhalif hükmü kim ileri sürerse sürsün, her halükârda o kimse bir firavundur. Firavun hükmündekilerin ileri sürdükleri her bir hüküm, bir zillet durağıdır. Dolayısıyla Allahû Teâla’nın tayin ettiği hududa rağmen hudud tayin etmeye kalkışanlar, zillet duraklarında esir pazarlayanlardır. Rasûlüllah (sav), bizleri ikaz ediyor:
“Haberiniz olsun! Her padişahın kendine mahsusu bir korusu vardır. Dikkat edin! Allah’ın korusu yeryüzündeki haram ettiği şeylerdir.” (Sahihi Buhari/ Kitabu’ül İman)
Zillet Duraklarında Esir Pazarlayanlar; Firavun’ların ehramlarına taş taşıyanlardır.
Zillet Duraklarında Esir Pazarlayanlar; düşmanın attığı taşı baş yapanlardır. Nitekim yaşadığımız coğrafyada memleketi satanlar, düşmanın attığı taşı baş yapanlardır!
Zillet Duraklarında Esir Pazarlayanlar; tahtadan bir ata binerek, ellerindeki sarmaşıktan mızraklarla kime ve neye saldırdıklarını bilmeden gülünç ve komik bir komedyanın gönüllü figüranı haline gelenlerdir.
“Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam kollarımı makas gibi açarak.
Durun, durun bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden!
Çekiyor tebeşirle yekun hattını afet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir laf var, buyurunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum.”
Kişi baş eğiyorsa yerdeki gölgeye, hiçbir zaman kavuşamaz tevhid’in hakim olduğu ülkeye!
Yürekler mahkûm etmişse nuru; hayatlar bulamaz huzuru. Vakta ki vahy’den mahrum kalınca yamaçlar, acılarla devrildi meyve veren ağaçlar!
Vakta ki, çoğalınca hedefsiz kalabalıklar; denizleri ayağına getirdi akvaryumdaki balıklar!
Zalimlerin dilekleri hayat için olunca direk; kendiliğinden kelepçelenir bilek! Dolayısıyla zalimlerin dileklerine işçilik yapanlar, kabiliyetlerin hırsızları, onurun tüccarları, şahsiyetin ise katili olanlardır.
Kaba kuvvete dayanarak insanları hizaya sokmak ve onları kurulu müşriki düzenin kurallarına uyar hale getirmek için çalışmak, zillet duraklarında esir pazarlayanların asli vazifelerindendir.
Kabiliyetlere zincir vuranlar, memleketin istikbaline pusu kuranlardır. Şu bir hakikattir ki; kişi vahy’den almıyorsa ışık; dili güzel olsa da insanlığı karışık!
Memleketteki hakkı temsil eden sesleri zulüm kokan nefeslere teslim edenler, zillet duraklarında esir pazarlayanlardır. Şunu unutmayalım ki; bir yerde hayatı şekillendiriyorsa zulüm kokan nefesler; hiç şüphesiz orada kaybolmuştur hakkı temsil eden sesler!
Kaba kuvvetin jandarmalığını yapanlar, yürekleri zulme sevdalanmış olanlardır. Şunu bilelim ki; hakkı temsil eden sesleri mahkûm edenler, zulüm kokan nefeslerdir.
Zillet Duraklarında Esir Pazarlayanlar; demokratik sistemlerdeki politik partilerdir. Politik Partiler; firavunun şahsiyetini temsil eden müşahhas örnekler, akıllarının itiraz etmesine rağmen, kendilerine icazet veren müşrik rejimden emir bekleyen köleler; örgütlü ölüler!
Zalimlerin arzularına göre hareket edenler, yaşayan ölülerdir. Tabii ki, kendi düzenleri içinde kendi çıkarlarına hizmet ettikleri kadar insanlara imkân sağlayanlar da, zillet duraklarında esir pazarlayanlardır.
Zillet Duraklarında Esir Pazarlayanlar; harman döven öküzün ağzını bağlamaya çalışanlardır. Onlar; ev sahibi, kendilerini bıraktığı halde, kendileri ev sahibini bırakmayan hırsızlardır.

Mustafa Çelik 27.07.2004 Vakit
mcelik@vakit.com.tr