Zalimlere meyletmenin faturası
Yeryüzünde Allahû Teâlanın indirdiği hükümlere muhalefet ederek kendi
keyiflerini kanun haline getirip hukuk diye dayatanlar, tuğyan edip haddini aşan
zalimlerdir. Bu zalimlerin en büyük amaçları, insanlara yaşama biçimi
belirleyerek ilahlık makamına çıkmaktır. Zalimlerin bu durumlarını onaylamak,
doğrudan doğruya Allahû Teâlanın insanlara yaşama biçimi, hayat nizamı olarak
gönderdiği yegâne hak din olan İslâmı yalanlamaktır.
Mensubu bulunduğumuz İslâm dini, zulmün ve zalimliğin her çeşidine karşı bir
inkılâbı kebirdir. Zulmü ve zalimliği ortadan kaldırmak için İslâmdan daha
büyük inkılâb bulunmaz. Ancak Müslüman oldukları halde zulme ve zalimlere karşı
çıkmayı gereksiz görenlerin din anlayışlarında bir problem var demektir. Altını
çizerek diyoruz ki; bizi zalimlere dost kılan ve zalimlerle uzlaştıran din
Allahû Teâla tarafından indirilen din değil, haddini aşanlar tarafından
uydurulan dindir. İndirilen dine uyanlarla, uydurulan dine uyanlar hiç, bir
olurlar mı?
Zulüm, haddi aşmaktır, zalim ise haddini aşan insandır. İnsan kuldur ve kulluk
hududunda kaldığı müddetçe insanlığı ile gündemde kalır. Meselâ her hangi bir
insan veya insanlar grubu Allahû Teâlanın indirdiği hükümleri çirkin bulup
reddederek onlara mukabil ve onların yerine geçsin diye hükümler, kanunlar icad
etmiş olsalar, kulluk hadlerini aşarak ilahlık iddiasında bulunmuş olurlar.
Çünkü Allahû Teâlaya rağmen insanlar için emirler ve yasaklar, suçlar ve
cezalar içeren bir nizam vazetmeye kalkışmak, sahte ilahlık davasında
bulunmaktır. İşte Allahû Teâla bu zalimlere boyun eğmeyi, yardım etmeyi ve
kalben kendilerine meyletmeyi yasaklıyor:
Zalimlere meyletmeyin, sonra size ateş dokunur. Sizin Allahdan başka
dostlarınız yoktur. Sonra yardım olunmazsınız. (Hud Suresi/ 113)
Allahû Teâlanın inzal ettiği hükümlere mukabil ve onların yerine geçsin diye
hüküm icad edenler, kendilerini ve memleketlerini yakmak, ateşe vermek pahasına
ateşle oynayanlardır. Şunu unutmayalım ki; memleketin başına belâ ve musibet
kapılarını açanlar, Allahû Teâlanın hükümlerinin gayrisına kaçanlardır.
Müfessirin ulemadan İmam- Kurtubi (Rh.a.) bu ayetin tefsirinde şunları söylüyor:
Bu ayet-i celiledeki zalimlere meyletmeyin yasağındaki zulümedenlerden kasıt,
müşrikler olduğu söylendiği gibi, hem müşrikler hakkında hem de günahkârlar
hakkında umumî olduğu da söylenmiştir. Bu ayet-i kerime aynı zamanda kâfirler
ile bidat ehli ve onların dışında türlü masiyet işleyen kimseleri terk edip,
onlardan uzaklaşmaya da delildir. Çünkü bu gibi kimselerle sohbet ve arkadaşlık,
küfür veya masiyettir. Zalim kimse ile takiyye olmak üzere arkadaşlık, zaruret
halinde bu yasaktan istisna edilmiştir. Tabiî ki, doğrusunu en iyi bilen Allahû
Teâladır.
Zalimlere meyletmek, onları sevmek, onlara itaat edip boyun eğmek ve onların
amellerinden razı olmaktır.
Yukarıdaki ayet-i kerimede zalimlere meyletmenin cezası da beyan edilmiştir.
Zalimlerle içli dışlı olmak, onlarla sohbet etmek, onların haktan yüz
çevirmelerine rağmen onlara karşı çıkmamak ve yaptıkları işlerde onlara
muvafakat etmek, ateşte yanmaya sebebtir. (El- Cami-u Li Ahkâmil Kuran (İmam
Kurtubi) C:9, Sh: 108, Mısır/ 1967)
Dikkat edilirse, zalimlere yardım etmek şöyle dursun, onlara meyletmek bile
yasaklanmıştır. Zalimlere meyletmek, zalimlere yardım etmek gibi değildir.
Zalimlere meyletmek, kişinin kalbinin ibresinin zalimlerden yana olmasıdır. İşte
nassı Kuran ile sabittir ki; kişinin kalbinin ibresinin zalimlerden yana
olması, cehennem ateşine çarpılmasına sebebtir. Bu nedenle diyoruz ki; âhirette
ve dünyada cehennemî bir hayat yaşamayı garantileyenler, zalimlere
meyledenlerdir. Çünkü Kuran-ı Kerim, açık bir şekilde zalimlere meyletmenin
cezasının ateş çarpması olduğunu önümüze koymaktadır. Ayet-i kerimede
zalimlere meyletmenin cezası olarak ateş çarpması mutlak bir şekilde
geçmektedir. Yani sadece âhirete münhasır değildir. Söz konusu ateş çarpması bu
dünyada da gerçekleşebilir. Nitekim günümüz İslâm coğrafyasında yıllar yılı
zalimlere boyun eğmenin, yardım etmeninin, dalkavukluk edip kendilerini iktidara
taşımanın faturasını cehennemî bir hayat yaşayarak ödeyen bir hayli Müslüman
kavimler bulunmaktadır.
Günümüzde Filistin topraklarında İsrailli Yahudi Teröristler tarafından
işlenen cinayetler ile Irak topraklarında Amerikalı Hıristiyan Teröristlerin
vahşetlerini zalimlere meyletmenin cezası noktasında değerlendirdiğimiz zaman,
zalimlere meyletmenin faturasının ne kadar ağır olduğunu görürüz. Hakeza bugün
Filistin topraklarında İsrailli Yahudi Teröristler tarafından işlenen
cinayetler ile Irak topraklarında Amerikalı Hıristiyan Teröristler tarafından
ortaya konulan vahşetlere rağmen şeytan Amerika ve Katil İsrail dostluğundan,
müttefikliğinden feragat etmeyip kendilerine destek veren ferdler, aileler,
kurumlar, kuruluşlar, devletler, hükümetler ve topluluklar, cehennemî bir hayat
yaşamaya davetiye çıkaranlardır. Yahudi ve Hıristiyanların dostluğundan
vazgeçmeyen Müslümanlar, Yahudileşmiş ve Hıristiyanlaşmış sayılırlar. Çünkü bir
Müslüman için Yahudi ve Hıristiyanlara dost olmanın şeksiz neticesi Yahudilik ve
Hıristiyanlıktır. Allahû Teâla buyuruyor:
Şunu bilelim ki; zalimlerin yarın ki zulümlerini garantileyenler, bugün
kendilerine yardım edenlerdir.
Mustafa Çelik 29.09.2004 Vakit
mcelik@vakit.com.tr