Yunus Sûresi 107. âyeti ile tanışmak ister
miyiz?İnanan bir insan için hazar ve
sefer halinde, Rabbine olan kulluğu eşittir. Bunun paralelinde bir başka
gerçek vardır ki, o da inanan insanın dinde zikzak yapması söz konusu
olamaz. Bütün hayırlı işlerin, hizmetlerin anahtarı ve şerrin kilitleri
olan inançlı insanın korktuğu tek varlık, kendisini yaratan ve kendisine
annesinin şefkatinin yüz katı şefkati olan Allah'tır. O'nun haberi ve izni
olmadan, insanın tek bir kılı dahi koparılamaz. Bütün dünya insanı
karşısına geçse ve kendisi Allah taraftarı olduğu müddetçe inanan insanın
korkması ve inandığı davadan bir adım geri atması düşünülemez. Çünkü
inanmıştır:
"Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek
yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun nimetini-lütfunu geri çevirecek
de yoktur." (Yunus/107)
İşte dava insanının beslendiği mutlak gerçekler bunlardır.
Buraya kadar her şey güzel ve yolunda. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü
vardır. Hiç de yakışık almayan madalyonun bu yüzü, ciddi olarak ele
alınması gereken bir konudur. Dedik ya, mü'min bir insan için savaş ve
barış hali dahil, ne kadar olumlu veya olumsuz hadiselerin içerisinde
kalsa bile, Allah'a olan kulluğunda ne bir geri adım, ne de yolundan sapma
olamaz. Hz. Yusuf'un kuyudaki kimliği ile saraydaki kimliği şeref belgesi
olma özelliğini hâlâ korumaktadır ve kıyamete kadar da koruyacaktır.
Sevgili Resulümüzün, dikkatimizi çeken bir hadisi vardır. Önce bu güzel
söz ile tanışalım ve daha sonra gidişatımıza bir göz atalım:
"Her işin bir gayret dönemi vardır. Her gayret döneminin de bir gevşeme
devri vardır. Kimin gevşeme dönemi benim sünnetim ölçüsünde olursa, o
hidayete ermiştir. Kimin ki böyle değilse helak olmuştur." Beyhaki'nin
Şuabu'l İman isimli eserinden alınmıştır. Bkz. C.Sağir Ter: 2/36
Gevşeme dönemi ve sünnete sarılmak, 28 Şubat dönemi ve kime ve nelere
sarıldığımızı gözden geçirmek, "Kıyametin koptuğunu görseniz bile,
elinizde bir fidan varsa dikin" hadisi ve küçük çaplı birkaç korku,
iktisadî durgunluk ve 28 Şubat'ı geçerli bir gerekçe gibi kabullenip,
Peygamberimize adeta sırtımızı dönmek... Hem de Allah'ın huzurunda
yaşadığımızın farkına varmadan:
"Ey Musa! Korkma; çünkü Benim huzurumda peygamberler korkmaz. Ancak, kim
haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki
Ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim." (Neml
Sûresi/10)
Yani; ey Musa, korkma, Ben varım. Özgürce sorumluluklarını yerine getirmek
üzere görevlendirilen peygamberler Benim huzurumda korkmazlar...
Ancak haksızlık edenler; zulmedenler, dinimin yükselişinin, dindar
kullarımın ilerlemesinin önünü kesme planları yapıp uygulayanlar korkar.
Ticarette bile sadece kâr ortaklığını kabullenip zarara ortak olmamak caiz
olmazken, Allah için yapılan kulluğumuzu tek taraflı düşünemeyiz.
Galibiyet ve mağlubiyet günleri bizim elimizde değil, Rabbimizin
elindedir.
Mü'min insanın değişmez vasfı, yiğitliğidir. Vahye ve mantığa uyum
sağlayan yiğitlik, içerisinde yaşadığımız zamanın insanlarına ümit telkin
ederek, geleceğe yönelik bakışları da canlandırır.
"Nice peygamberler vardı ki, beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu
halde savaştılar da, bunlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı
gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri
sever." (Â.İmran Sûresi/ 146)
Yani, nice peygamberlerle birlikte birçok Allah dostları savaştılar. Allah
yolunda, İslâm hayatı yaşarlarken başlarına gelenlerden dolayı yılgınlık
göstermediler. Zaafa düşmediler. Boyun eğmediler. Allah, sabrederek
mücadeleye devam edenleri sever.
Netice, bu asırda yaşayan ve Rabbimizin emanetini yaşayarak gelecek
nesillere devretmeye namzet olan her mü'min kadın ve erkek, hayrın
anahtarı ve şerrin kilitleri olmak durumundayız.
"Allah'ın ellerine hayrın anahtarını verdiği kimselere müjdeler olsun.
Ellerine şerrin anahtarlarını verdiği kimselere de yazıklar olsun" (İbn
Mace, Mukaddime bölümü)
İçine yüz dolar koyarak İncil ile Müslüman avına çıkmış misyonerlere,
kıyamet alameti olarak bakıp, elinde mutlak gerçek Kur'an olduğu halde
okumaktan ve anlamaktan aciz olan kimselere diyeceğimiz bir şey yoktur.
Her türlü olumsuzluğa rağmen, tercihini Rabbine yapmış ve kararlı
adımlarla Allah yolunda yürüyen tevhid erlerine ise, dünyalar dolusu
selâmlar olsun.
Abdullah Büyük 27 Şubat 2005 Vakit
abuyuk@vakit.com.tr