"Uluslararası hareketlilik"

Yazın sıcak günlerine girilmesine rağmen uluslararası alanda önemli bir hareketlilik yaşanıyor.

Arap Birliği’nin oldukça sönük geçen Tunus zirvesinin ardından, Amerika’da G-8 zirvesi gerçekleştirildi. Bu arada Türkiye, NATO zirvesine ev sahipliği yapmak için oldukça yoğun çalışma ve telaş içinde. Bütün bu toplantıların ana konuları arasında ise Irak ve Filistin’deki işgal, buraların geleceğinin ne olacağı ve Amerika’nın kuyuya bir taş atmasıyla dünya gündemine oturan Büyük Ortadoğu Projesi var.

G-8 denince küreselleşme (globalleşme) akla geliyor. Aslında toplumlararası ilişkilerin sıklaştırılması ve tabiattaki imkânların paylaşılması tarzındaki küreselleşmeye kimsenin itirazı yok. Ancak küreselleşmenin bir başka boyutu daha var ki o da çağdaş sömürgeciliğin genel çerçevesini çizmektedir. Adalet ve hukukun küresel boyutta hâkim kılınmasını isteyen ve bu konuda duyarlı hareket edenler işte bu tarz küreselleşmeye karşı çıkıyorlar.

Çağdaş sömürgeciliğin temel stratejisi haline gelen küreselleşmede zengin-yoksul arasındaki uçurum gittikçe büyümekte, sermaye belli ellerde toplanmakta, tabiattaki imkânlar adalet ölçülerine göre paylaşılmamakta ve maddi güç siyasal bağımsızlığın önünü kesen araç olarak kullanılmaktadır. G-8 de işte bunun örgütlü yapısını oluşturuyor.

G-8 içindeki devletler normalde birbirleriyle rekabet içindedirler. ABD, dünya hâkimiyetinin tamamen kendi elinde toplanmasını, ekonomik durumu iyi ülkelerin “yardımcılar”, diğerlerinin ise “köleler ve hizmetçiler” olarak emrinde çalışmalarını istiyor. Fakat ekonomik yönden güçlü diğer ülkeler ABD’nin yanında “yardımcılar” olarak değil de “ortaklar” olarak yer almak, tabiatın imkânlarını ve dünya üzerindeki hâkimiyeti onunla eşit şartlarda paylaşmak; geri bırakılmış ülkelerin de sadece ABD’nin değil kendilerinin de köleleri ve hizmetçileri olmalarını istiyorlar. “Demokrasi, küresel barış, yoksulluğun önlenmesi” vs. gibi kavramlar ise dünya halklarının yanıltılması amacıyla kullanılan yaldızlı sözler.

G-8 çağdaş sömürgeciliğin ekonomik kanadını, NATO ise askeri kanadını oluşturmaktadır. Yani bunların her ikisi de aynı gücün hizmetindedirler. NATO zirvesi de yakında Türkiye’de gerçekleştirilecek. Türkiye, bu zirve esnasında en ufak bir problem yaşamamak için daha önce benzeri görülmemiş tedbirler aldı ve almaya devam ediyor. Şiddet eylemlerinin önlenmesi için alınan tedbirleri makul görebiliriz de insanlarımızın NATO’nun çizgisine ve amaçlarına karşı tepki gösterme haklarını kullanmalarına karşı böylesine polisiye tedbirlere başvurulmasını izah etmek mümkün olamaz. Hele ezilen, acı çeken insanlara yardım eli uzatmak, onların seslerini duyarlı kitlelere duyurmak için yürüttüğü faaliyetlerle, çabalarla tanınan İHH’nın gayretli elemanlarının, hiçbir gerekçe gösterilmeden gözaltına alınması bu konuda ölçülerin çok fazla kaçırıldığını göstermektedir. Şimdi NATO’yu protesto mitinginde toplanacaklar gerçekten NATO’yu mu protesto edecekler yoksa onun adına yapılan hukuk ihlallerini mi?

Ahmet Varol 13.06.2004 Vakit