Türkiye ne BOP'ta, ne BAP'ta... Resmen DİP'te!

Yanlış hatırlamıyorsam, “fıkra”nın kahramanının ismi Agop’tu... Agop, “2 evli” imiş... Yine yanlış hatırlamıyorsam, eşlerinin adı da, “Huk” ve “Hok” imiş... Agop; bazen Huk’un evine gider, bazen de Hok’un evinde gecelermiş!..
Fıkra bu ya;
Agop, evlerden birine gitmeden önce, “meyhane”ye uğramış... Bir duble, bir duble daha derken, zilzurna sarhoş olmuş...
Sonra, meyhaneden çıkıp, düşe-kalka yürümeye başlamış... Olacak ya; belediyenin açık bıraktığı “fosseptik çukurları”ndan birine düşmüş!..
Çukur, derin mi derin!..
Agop, bir türlü çıkamıyor!..
Boğazına kadar “bok”ta!..
Dertli dertli söylenmiş;
“Eve gelmediğimi görünce; Huk zannedecek ki Hok’tadır... Hok da zannedecek ki Huk’tadır!.. Bilmezler ki; Agop, boğazına kadar boktadır!”
BUSH ZANNEDİYOR Kİ!
Gazetelerdeki ve televizyonlardaki haberlerle, köşe yazılarındaki yorumlara bakınca; görüyorum ki, “Türkiye’nin durumu” da, Agop’tan pek farklı değil!..
Amerika zannediyor ki;
“Türkiye BOP’tadır!”
Avrupa da zannediyor ki;
“Türkiye BAP’tadır!”
Oysa, Türkiye;
Ne BOP’ta, ne de BAP’ta!..
Türkiye, özellikle “insan hakları” konusunda tam mânâsıyla “dip”tedir!..
İşte “başörtüsü” yasağı!..
İşte, “meslek lisesi” mezunlarına uygulanan “katsayı” adaletsizliği!..
İşte “kelepçelenen” bilekler!.. İşte üzerlerine “tazyikli su” sıkılıp, “panzer” sürülen öğrenciler!..
İşte “kapatılan” partiler, dernekler ve vakıflar!.. İşte “basılan” Kur’an kursları ve gözaltına alınan çocuklar!..
Bush zannediyor ki, Türkiye; bir “İslâm ülkesi”dir!.. Bu “zan”la da, “Ortaköy Camii” ve Boğaziçi Köprüsü’nün göründüğü muhteşem “İstanbul manzarası”nın önünden dünyaya “mesaj” veriyor:
“Avrupa, Türkiye’yi üyeliğe alarak tek bir dinin kulübü olmadığını kanıtlamalıdır!.. Türkiye; güçlü, laik ve demokratik 150 yıllık demokrasisi ve sosyal reform tarihiyle başkaları için model bir ülkedir!..
Demokratik toplumlar, inançları dışlamamalı, onların katılımını arzu etmelidir!”
Bununla da yetinmeyip, tam 21 defa “dinî kavram” kullanıyor!..
Bir kere “laik”, bir kere de “Atatürk” diyor... Buna karşılık, 5 kere “Müslüman”, 6 kere “inanç”, 4 kere “din”, 3 kere “İslâm”, 1 kere “Hazreti İbrahim” ve 2 kere de “Tanrı” diyor... Sözlerini de, “Tanrı Türkiye’yi korusun” diye bitiriyor!..
Evet, Türkiye’yi bir “İslâm ülkesi” zannediyor Bush!.. “Kafaya almak” için de bol bol “dinî kavram” kullanıyor!..
Öyle ya;
Türkiye’ye, bir “İslâm ülkesi” olarak “Büyük Ortadoğu Projesi”nde büyük iş düşecek!..
Gayet açık;
Bush, Türkiye’yi “BOP’ta” görmek istiyor!.. Zaten, NATO’nun İstanbul Zirvesi’nde de “BOP’un askerî boyutu” oluşturuldu!..
AVRUPA ZANNEDİYOR Kİ!
Bush, Türkiye’yi “BOP’ta” zannededursun, Avrupa da “BAP’ta” görmek istiyor!..
Yani, “Büyük Avrupa Projesi”nde!..
Ama, nasıl?..
“Din”inden uzaklaşmış, “başörtüsü”nden arınmış, “Batılı yaşam tarzı”nı kabullenmiş bir şekilde!..
Aslına bakarsanız;
Bush’un, Türkiye’yi “BOP’ta” görmek istediği mesajlarını verdiği saatlerde, AİHM’in açıkladığı “başörtüsü yasağına onay” kararı da, aynı Türkiye’nin “BAP’ta” görülmek istendiğinin bir mesajıydı!..
Ama, dediğim gibi;
“Kur’an, kurban ve başörtüsü” gibi değerlerden arınmış haliyle!..
Eğer, böyle bir “amaç” olmasa; hem de aynı gün, “köy boşaltma” dâvâsında “farklı” bir karar verip de, “kendisiyle çelişki”ye düşmezdi AİHM!..
TÜRKİYE’DE YAŞIYORSAN!
Düşünebiliyor musunuz;
Leyla Şahin’in “başörtüsü” dâvâsında, “üniversite eğitimini kabullenmekle, devletin temel ilkelerinden olan laikliğin yükümlülüklerini de kabul etmiş sayılırsınız” diyen AİHM’in yargıçları; 1994’te “köylerinden zorla uzaklaştırılan” ve “zorunlu göç”e maruz kalan Tuncelili Abdullah Doğan ve 14 arkadaşının dâvâsında, Türkiye’yi “haksız” ve “suçlu” buluyor ve bu tavrın “insan hakları ihlâli” olduğuna hükmediyor!..
İyi de, “AİHM’ci kafası”yla düşünürsek;
“Köy boşaltma” ve “zorunlu göç” de “Türkiye’nin özel şartları”(!)ndan kaynaklanan ve “devletin bekası”(!) için başvurulan bir yöntem değil mi?.. O halde, “Tuncelili vatandaşlar” da uymalı “Türkiye’nin kuralları”na!..
Sadece bu da değil...
“Bozuk yollarda kaza yapmak” da... Belediyelerin açıp da kapatmadığı “çukurlara düşmek” de... Gösterilerde “coplanmak” veya gözüne “biber gazı” sıkılmak da... Bazı karakollarda “işkence”ye maruz kalmak da... Sık sık kesilen “elektrik” yüzünden, ev aletlerinin arızalanması da... Bir “geceyarısı operasyonu” ile yataklardan kaldırılıp “gözaltı”na alınmak da... “Tazyikli su” veya “Filistin askısı”na maruz kalmak da... “Türkiye’de yaşamayı kabullenenler”in hemen her zaman karşılaşacağı “vak’a-yı adiye”lerden değil midir?..
Öyle ya, burası Türkiye!..
“Her an, her şey olabilir!”
Belediyelerin kapatmadığı bir “çukur”a düşebilirsiniz!.. Ya da, başınıza “saksı” düşebilir!..
“Sıradan” ve “normal” vak’alar!..
Ama, hayır;
Böyle bir “mağduriyet”ten dolayı dâvâ açıp, sonuç alamadığınızda, eğer AİHM’e giderseniz, hemen icabına bakılır ve Türkiye “suçlu” bulunur!..
Şakır şakır da “yüklüce tazminat” alırsınız!..
“İSLÂMÎ KİMLİK” HARİÇ!
Ammaaa...
Bir şartı var AİHM’in!..
“YAŞ’zede” olmayacaksınız!..
“Refah Partili” olmayacaksınız!..
En önemlisi de;
Başınızda “örtü” veya boynunuzda “hilâl şeklinde kolye” gibi, “dinî simge” taşımayacaksınız!..
Haa, “Hıristiyan” veya “Musevi” olursanız, “o dinlerin simgeleri”ni taşıyabilirsiniz!.. Bir “mağduriyet”e uğradığınızda da, AİHM yargıçları hemen gereğini yapıp, “yasakçı”ların icabına bakar!..
Ancak, dediğim gibi;
“İslâmî kimlik” veya “İslâmî sembol” taşımamak şartıyla!..
Zira, AİHM’in “İslâmî sembol”lere tahammülü yok!..
“Gerekçe”si de hazır:
“Madem Türkiye’de yaşıyorsun; o halde, devletin temel ilkelerine uymaya mecbursun!”
Ve fakat;
Başına “taş” düşer, köyün boşaltılır, fırınlı ocağın “gaz kaçağı” yapar da mağdur olursan, bana uğra!.. Biz AİHM olarak icabına bakarız!..
NASIL BİR TÜRKİYE?
Hayır, “mizah” yapmıyorum... “Gerçeğin ta kendisi”ni resmetmeye çalışıyorum...
AİHM, açıkça diyor ki;
“Ben, dinî kimlikli bir Türkiye istemiyorum!.. Bana geleceksen, İslâmî kimliğinden soyun, öyle gel!”
Malûm, önceki gün Vakit’te, bu tavrı “Haçlı kafası” olarak yorumlamıştık... Bizim dışımızdaki gazeteler ise; bu “kafa”nın, sadece “AİHM yargıçları” ile sınırlı olmadığını, “aynı zihniyet”in Avrupa’ya da hâkim olduğunu, gayet açık şekilde deklâre etmişler:
“Türbana Avrupa freni!”
“AB’den türban yasağına onay!”
Çok doğru!..
Karar, sadece “AİHM yargıçları”nın kararı değil!.. Türkiye’nin eşiğinde bekletildiği “Avrupa” da böyle düşünüyor ve istiyor!..
Yani;
“İslâmî görüntünün en aza indirildiği” ve hatta “yok” olduğu, ya da “Hıristiyanlar için tehlike arzetmeyecek” bir Türkiye!..
İşte böyle bir Türkiye; “Büyük Avrupa Projesi”nde, yani “BAP”ta yer alabilir!..
Öyle ya;
ABD’nin olduğu gibi, Avrupa’nın da “proje”leri var ve bunların hayata geçirilmesinde Türkiye “köprü” olacak!..
BOP... BAP... DİP!
Uzun lâfın kısası... Türkiye üzerinde “derin hesaplar” yapılıyor... Herkes, “cepte keklik” görüyor Türkiye’yi !.. Bush zannediyor ki; Türkiye “BOP’ta”dır!..
Avrupa da zannediyor ki; Türkiye “BAP’ta”dır!..
Oysa;
Türkiye; “borç”larıyla, “baskı” ve “baskın”larıyla, “dayatma”larıyla, “buyurgan bürokrasi”siyle, “yozlaşma”sıyla, “kimliksizleşme”siyle, “Televole”siyle, “Devlet iktidarı-millet iktidarı uyuşmazlığı”yla, “trilyonluk tazminat dâvâları”yla, “kamusal alan”larıyla... Hasılı kelâm, “yaşanamayan özgürlük”leri, sürekli ihlâl edilen “insan hakları” ve “cezalandırılan düşünce” uygulamalarıyla “dipte”dir!..
Evet;
Bu haliyle, ne BOP’tadır Türkiye, ne de BAP’ta!.. Bal gibi “dipte”dir!..
Bu gidişle de; yukarı çıkması, biraz zor!..
Çünkü efendim;
“Ankara’nın buyurganları”, Türkiye’nin “derin”lerden kurtulup da, “dünya yüzeyi”ne çıkmasını istemiyor!..
İşlerine gelmiyor!..
Ama, nereye kadar?!?

Dam otu!

Demirel “Kırkpınar Güreşleri”ni övüp, “Bu güreşler, Türklüğün ve İslâm’ın izlerini taşır” dedikten sonra, şu “uyarı”da bulunmuş:
“Tarihini unutanlar, bir yere kadar giderler ve orada kaybolurlar... Varmaları lâzım gelen ummana varamazlar... Bir milletin, kendisini o millet yapan karakter vasıflarına sahip çıkması, kişiliğini muhafazası bakımından zorunludur. Eğer tarihte olduğu gibi, medeniyetlere mührünü vuran bir millet olmaya devam etmek istiyorsak, vasıflarımıza sahip çıkmalıyız... Geçmişi olmayanlar, Türkçe’deki bir tabirle ‘dam otu’na benzerler!”
“9. Senfoni”ci ve “işte çağdaş Türkiye”ci bir Demirel’den, geç kalmış, ama doğru bir tesbit... Dam otu; gerçekten de büyüyemez!.. “Yeşermesi” ile “kuruması” bir olur!.. Çünkü, “besleneceği kaynak” yoktur!.. Türkiye’yi de, “dam otu”nun akıbeti bekliyor gibi!..
“Adam gibi adam”lar azaldıkça, ortalık “dam otları” ile dolmaya başladı!..

Hasan Karakaya 02.07.2004 Vakit