"Türkiye Camiler Birliği"nin
14 Şubat bildirisi!!!Nasıl
başlık ama?!?.. Başlığı okuyunca; heyecandan dilinizi yutup, nutkunuz
tutuldu değil mi?.. O halde, devamını da okuyun... Şimdi size, bir "faks
metni" sunacağım... Bu metin, 14 Şubat günü, yani Pazartesi gününün
akşamında geçti elime... Noktasına ve virgülüne dahi dokunmadan, yalnız
"bazı kelimelerin yerine, başka kelimeler koyarak" aynen yayınlıyorum...
"DİNE YÖNELİK LİNCE DUR DENİLMELİDİR!"
Buyrun, "kavramları tarafımdan değiştirilmiş" faks metnini birlikte
okuyalım:
"Son zamanlarda bazı medya organlarınca inancımız ve cemaatlerimize
yöneltilen saldırılar, din hürriyetine tecavüz boyutunu çoktan aşmış,
bizzat varlığımızın aşağılanması ve linç çağrısına dönüşmüştür.
Sistematik bir şekilde aşağılanıyoruz, sistematik bir şekilde hedef
gösteriliyoruz.
Bizler, Türkiye'deki Camiler Birliği'nin üyeleri olan Müslümanlar olarak
bu konudaki yaklaşımdan duyduğumuz üzüntü ve rahatsızlığı Türk kamuoyuyla
paylaşmak isteriz.
Çağdaş habercilikten uzak, taraflı ve düzeysiz yaklaşımların arkasındaki
zihniyet Müslümanlığı, değerlerini, inanan vatandaşlarımızı ve
camilerimizi kasıtlı olarak hakir görmek ve halkımıza bu şekilde
çarpıtarak yansıtmaktadır. 1400 yıllık evrensel İslâm inancı bu program ve
haberlerde garip tarikatlarla, bölücü emellerle, yasadışı eylemlerle
özdeşleştirilmekte, saygısızca kötülenip aşağılanmaktadır. Bu konuların
suni ve kasıtlı bir şekilde sürekli gündemde tutulması, arkasında kötü bir
niyet olduğunu göstermektedir.
Laik ve demokratik Türkiye'nin vatandaşları olan bizler, Kur'an-ı Kerim'e
inanma, inancımızı yaşama, açıklama ve özgürce ibadet etme hakkına
sahibiz. Müslümanlığı benimsemek, bu inancın gereklerini yerine getirmek
ve Kur'an-ı Kerim buyrukları doğrultusunda yaşamak, Türk vatandaşları
olarak bizim T.C. Anayasası'nın güvencesi altında olan hem hukuki ve hem
de insani hakkımızdır.
Belli bir zihniyetle hazırlanan bu tür program ve haberler bizleri,
camilerimizi ve ailelerimizi marjinal gruplara hedef gösterip tehdit
altına almaktadır. İbadethanelerimize saldırılar düzenlenmekte,
toplantılarımıza saygısızca müdahale edilmektedir.
Ayrıca, İslâm'a giren, ülkemizde yaşayan yabancı uyruklu Müslümanlar
toplum huzurunda ağır hakaretlere uğramakta, çirkin ve hayal ürünü
senaryolara alet edilmektedir.
İnancımıza, hayat karşısında duruş ve tasavvur biçimimize yönelmiş bu
saldırılar, sadece bizleri en temel insan haklarından mahrum bırakmayı
hedeflememekte, aynı zamanda ülkemizi derin bir hoşgörüsüzlük çukuruna
sürükleyerek Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerine inşa olduğu, laik, demokratik
bir hukuk devleti olmak vasıflarına da darbe indirmeyi amaçlamaktadır.
Türkiye Camiler Birliği olarak devletimize ve halkımıza derin bir saygıyla
ve sevgiyle bağlıyız. İnançlarımıza ve değerlerimize saldırarak bizi gerek
vatanımıza düşman gösteren, gerekse TC'nin AB'ye katılımı aleyhine malzeme
olarak kullanmak isteyenleri Türk halkının vicdanı huzurunda şiddetle
kınıyoruz.
Vatandaşlar arasında din ayrımı gözeten, kin ve düşmanlık uyandırmayı
amaçlayan bu tür program ve haberlere karşı halkımızı, devletimizi ve tüm
kuruluşları hassasiyet göstermeye çağırıyoruz. Bu amansız saldırıya gelin,
hep beraber dur diyelim!
Saygılarımızla."
BU NE CESARET?
Okudunuz!..
Ve tabiî, hayretler içinde kaldınız!..
Kendi kendinize dediniz ki;
"Allah Allah, Türkiye'deki Müslümanlar; bu kadar cesurlaştı, bu kadar
şuurlandı da bizim mi haberimiz olmadı?!?..
Valla bravo!..
Demek, Türkiye'deki Müslümanlar, hele hele cami cemaati sinmişlik ve
pısmışlıktan kurtulup; böylesine kafa tutmaya, böylesine postasını koymaya
başladı ha!..
Hayret bi şey!..
Başını Televole programlarından kaldırmayan!.. Irak ve Filistin'deki
katliamlar ekrana geldiğinde kanal değiştiren!.. Camiye giderken, 8. sınıf
fahişe fotoğraflarının bulunduğu kerhane bültenini andıran gazete adlı
paçavraları ceketinin cebine sokup, kıbleye yönelen!.. Mağazalarında mini
etekli kızlar çalıştıran!.. Başörtülü kızlar dindar bir damat adayı
beklerken, oğluna transparan giyimli gelin arayan!.. Müslümanlığın namaz
ve oruçtan ibaret olduğunu zanneden!.. Biti biraz kanlandığında; önce
çevresini, sonra çehresini, daha sonra da okuduğu gazeteyi değiştiren!!!..
Bizim Müslümanlar, böyle bir bildiri yayınladı ve gazetelere faksladı
ha!..
Valla, inanılır gibi değil!..
Demek ki;
Bu Haçlı Savaşı, bu misyoner kuşatması, bu Batı dayatması, en sonunda
bizim Müslümanları da uyandırdı!..
Valla bravo!!!"
HEMEN SEVİNMEYİN!
Evet, böyle dediğinizi duyar gibiyim...
Sevindiniz!..
Ümitlendiniz!..
Takdir ve tebrik ettiniz!..
Ama, maalesef;
Sevinciniz, ümidiniz, takdiriniz boşuna!..
Çünkü;
Böyle bir "faks metni" yok!..
Ben uydurdum!..
Daha doğrusu;
Böyle bir "bildiri metni" var da, içinde "Kur'an", "Müslüman", "İslâm" ve
"Cami" ifadeleri yok!..
Yazının başında da dediğim gibi; bildiri metninin içine "Müslüman"
ifadesini de, "Cami", "İslâm" ve "Kur'an" ifadelerini ben koydum!..
Bildirinin "asıl metninde" ise, "Protestan Kiliseleri" ve "Hıristiyanlar"
var!..
Yani, siz; şimdi yeni baştan okuyacaksınız bu metni!.. Tabiî,
"Müslüman"ların yerine "Hıristiyan"ları, "Cami cemaatleri"nin yerine de
"Protestan Kiliseler Birliği" ifadesini koyarak!..
Çünkü efendim;
Bu bildiriyi kaleme alıp, gazetelere fakslayan kuruluş, "Türkiye Protestan
Kiliseleri Birliği"nden başkası değil!..
"Basın Danışmanlığı"nı da; televizyonlardan aşina olduğunuz İsa Karataş
adlı bir "Hıristiyan Türk" yapıyor!..
Gördüğünüz gibi;
Resmen ve alenen "kafa tutuyor"lar!..
"Haykırıyor"lar!..
"Suçlu" psikolojisiyle değil, "güçlü" psikolojisiyle diklenip, "tehdit" de
ediyorlar!..
"Müslüman mahallesinde salyangoz sattıklarını" umursamayıp, "hedef" de
gösteriyorlar!..
BİR "MÜSLÜMAN" OLSA!
Ne yalan söyleyeyim;
Bu bildiriyi okuyunca, gıbta ettim adamlara!.. "Tahrif edilmiş
İncil"lerini, nasıl da yiğitçe savunuyorlar?..
Bir "Müslüman" olsa;
"Koltuğum tehlikeye düşer!.. Yanlış anlaşılırım!.. İşim, unvanım riske
girer!.. Neme lâzım; bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" der ve böyle
sözler sarfetmeye asla cesaret edemez!..
Edeni de; ya "radikal"likle suçlar, ya da "uçta olmak"la!..
Hatta ve hatta;
"Bu kadar cesaret gösterdiğine göre ya MİT'tendir, ya da derin devletin
adamı!" damgasını yapıştıranlar da çıkabilir!..
Ama, adamları görüyorsunuz... "Savunma" yerine, son derece cesurane bir
şekilde "saldırı" stratejisi uyguluyorlar!..
Hem de;
"Laikliği" ve "demokrasiyi" kalkan olarak kullanarak!.. "Hedef" aldıkları,
"hakaret" ettikleri, "tecavüz"le suçladıkları taraf ise, bu ülke nüfusunun
yüzde 99'unu teşkil ettiği söylenen "Müslüman"lardan ve o Müslümanların
"medya organları"ndan başkası değil!..
İtiraf edeyim ki;
Bu "cür'et" ve "cesaret"e hayran kaldım!..
Adamlar;
Bir "azınlık" gibi değil, sanki "ülkenin sahibi" gibi ahkâm kesiyorlar!..
Gel de gıbta etme!..
HİÇBİR TAKİBAT YOK!
Ama, şunu da merak etmiyor değilim: Böyle bir "bildiri"yi yayınlayan;
meselâ "İslâmî bir kuruluş" olsaydı, ya da aynı kişilerin, geçenlerde
televizyon ekranlarında yaptığı gibi, "Emniyet'in Kilise Raporu"na,
milyonlarca insanın önünde "Yalan!.. O rapor, baştan aşağı yalan!" diye
bağıran, bir "Müslüman" olsaydı, acaba başına neler gelirdi?..
Herhalde, ilk iş "Devlet'in Emniyet Teşkilâtı'na hakaret"ten gözaltına
alıp, hapse atmak olurdu!..
Böyle bir "bildiri" yayınlamak da;
"Din ve dince kutsal şeyleri kullanarak, halkı kin ve düşmanlığa
sevketmek" olarak addedilir, 312. Madde'den dâvâ açılır ve dooğru kodese
gönderilirdi!..
Ama, görüyorsunuz;
Türkiye Protestan Kiliseler Birliği, aslanlar gibi mücadele veriyor,
İstanbul/Beyoğlu ve Ankara/Kızılay'da "İncil"ler dağıtıyor, bu arada
"apartman altlarında kiliseler açmaya" devam ediyorlar da, ne "takibat"a
uğrayan var, ne de "gözaltı"na alınan veya tutuklanan!..
"Müslüman"lar tarafından açılan "Kur'an Kursları"na ise, "yasadışı" olduğu
iddiasıyla, anında baskın!..
Buna rağmen;
Adamlar, "baskı"dan, "saldırı"dan, "tecavüz"den ve "linç"ten dem
vuruyorlar!..
Gerçekten büyük cür'et, gerçekten büyük cesaret!..
İşte açıkça yazıyorum;
Bizim "Müslüman"lar olsaydı, "sivri" görünmemek, "radikal"likle
suçlanmamak, "diyalogcu ve hoşgörülü" tanımlanmak için, çoktaan havlu
atar, sakalı/bıyığı kazıtır, boynuna kravatı takardı!..
Ama, elin oğlu?!?..
Neyse...
Daha fazla konuşturmayın beni!..
Her şey meydanda... Türkiye'ye, "Din derslerini zorunlu olmaktan çıkarın!"
diye dayatan Batı'nın içimizdeki "uzantı"ları, aslanlar gibi "din
mücadelesi" veriyorlar!..
Biz, "uyumaya" devam edelim!..
Hasan Karakaya 19 Şubat 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr