"Taciz" yaygaraları, "tecavüz"leri bastıramaz!

Televizyon ekranlarına çıkıp, "Saldırıya uğruyoruz!.. Tehdit ediliyoruz!.. Kiliselerimize taciz var!" dedikleri yakınmalar, böyle bir şey olsa gerek!..
Din, bir "inanç" meselesidir!.. "Sapık bir yol" tuttursa da; bir kişinin kolundan tutup, "Gel, bu yola gir!" demek, kimsenin haddi değildir!.. Sadece "doğru"lar tebliğ edilir, o kadar!..
Amma velâkin;
Dinsel sapıklığın içine "cinsel sapıklık" da girerse; işte orada biraz durup, düşünmek gerekir!..
Bu durumda yine "sessiz" mi kalınmalı?.. Ya da, nereye kadar?..
LÂF KALABALIĞI!
Görüyor olmalısınız...
Hemen her hafta, bir başka televizyon ekranında, bazı "misyonerler" çıkıyor ve son derece fütursuz bir tavırla, "saldırgan" ifadeler kullanıyorlar!..
"Baskı"ya maruz kaldıklarından, "tebliğ"lerinin engellendiğinden, "saldırı"ya uğradıklarından dem vurup, Anayasa'nın 10. maddesindeki "kimseye ayrıcalık tanınamaz" hükmünün kendilerine de uygulanması gereğinden söz ediyorlar!..
Hani, ağızları da iyi lâf yapıyor!.. "İnandırıcı" olamasalar da "lâf kalabalığı" ile baskın çıkmaya çalışıyorlar!..
Gayet açık ve net ki;
"Tebliğ" gibi bir amaçları yok!.. Resmen ve alenen "propaganda" yapıyorlar!.. Evet, evet "siyasal kavga" veriyorlar!..
Eh, karşılarında da "İslâm"ı yeterince bilmeyen ve olayı "milliyetçilik" ekseninde ele alan kişiler yer alınca, tartışmalar "asıl zemin"den uzaklaşıp, "sen-ben kavgası"na dönüyor!..
Ve galiba;
"Amaç" da bu!.. Taraflar "kavga" etsin ,"elektrikli bir ortam" oluşsun ki; program "reyting" yapsın!..
Yoksa, "misyonerlik tehlikesi"ne dikkat çekmek gibi bir çaba sarf edildiğini hiç sanmıyorum!..
Eğer öyle olsaydı;
"Batı'daki örnekler" tek tek aktarılır ve "peki bunlar ne?" diye sorulurdu!..
VAKİT'E YARGISIZ İNFAZ
Öyle ya; Batı'da, hem de "Müslüman"lara hitap eden "imam"lar; "entegrasyon"u engelledikleri, "radikal" konuşmalar yaptıkları bahanesiyle ve aslında "asimilasyon"a direnç gösterdikleri için "yoğun baskı"lara maruz kalıyorlar!..
Bununla da yetinmeyip;
"Baskın"lara maruz kalıyorlar!.. Daha sonra da "istenmeyen kişi" ilân edilip, "sınırdışı" ediliyorlar!..
Sizin anlayacağınız;
Batı'daki "imam"ların, vazgeçtik "Hıristiyanlara tebliğ"de bulunmasını, cuma namazlarında "minber"lere çıkıp, "Müslüman cemaat"e hitap etmesi bile yasak!..
Ve son örnek:
"Batı karşıtı" ve "Batılı toplum düzenine aykırı" yayınlar yaptığı iddiasıyla, bir gazetenin, evet Vakit'in Almanya'da yayınlanması, İçişleri Bakanı'nın kararıyla "yasaklanıyor!"
Hem de, yayınına "ara" vermesine ve tam 66 gündür Almanya'da baskı yapmamasına rağmen!..
Düşünebiliyor musunuz;
"Fikir özgürlüğü, demokrasi, insan hakları" konusunda raporlar hazırlayıp, herkesi "insan haklarına saygılı" olmaya davet eden "Batı"nın Almanya'sı, kendi ülkesinde "fikir ve düşünce"yi boğuyor!..
Hem de;
Ortada bir "mahkeme kararı" olmamasına rağmen!.. Hem de İçişleri Bakanı Otto Schily'nin "ben yaptım, oldu" şeklindeki "keyfi" kararıyla!..
Sizin anlayacağınız; "imam"lar da susturuluyor Batı'da, "basın" da!..
Gerekçe ise çok anlamlı:
"Siyonist teröre karşı çıkmak, Batılı toplum düzenine boyun eğmemek!"
Ama "Hıristiyan misyoner"ler;
Hemen her hafta "halkı Müslüman Türkiye"nin televizyon ekranlarına çıkıp, çatır çatır konuşabiliyor!.. Yahudi Hahambaşı Haleva da, yandaş medyaya mektuplar gönderip, onları kışkırtabiliyor!.. Buna rağmen, hâlâ "özgürlük"lerinin kısıtlandığından, "taciz"lere maruz kaldıklarından dem vurabiliyorlar!..
Tabiî, olayı saptırıyorlar!..
"Taciz"e yeltenen kendileri olduğu halde, "zeytinyağı" gibi üste çıkıp "baskın" olmaya çalışıyorlar!..
KARTAL'DA CİNSEL TACİZ!
İşte buna İstanbul'dan bir örnek... Kartal'da yaşanan bir olayı, "haber ajansları"ndan geçtiği şekliyle, aynen aktarıyorum:
"Beykoz'da, mahalledeki küçük yaştaki çocuklara yönelik misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğu belirlenen bir kişi, taciz etmek istediği genç tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Alınan bilgiye göre olay, 15 Şubat 2005 tarihinde Beykoz Harmantepe mevkii İncirköy Caddesi'nde meydana geldi. Oturduğu mahallede, küçük yaştaki çocukları sık sık evinde toplayarak misyonerlik faaliyetlerinde bulunduğu belirlenen Engin Çolak (40), evinde bıçaklanarak öldürülmüş halde bulundu.
Yapılan incelemeler sonucunda Çolak'ın, sık sık evine gelen çocuklar arasında bulunan R.Y. (15) tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Beykoz'da saklandığı evde yakalanan R.Y.'nin Asayiş Şube Müdürlüğü'nde verdiği ifadede, misyonerlik yapan Engin Çolak ile sık sık görüştüklerini belirterek, "Olayın meydana geldiği akşam canım sıkıldığı için Engin Çolak'ın evine gitmiştim. Konuştuğumuz sırada dinime ve peygamberime küfür etti. Buna çok sinirlendim ve bağırmaya başladım. 'Ben senin büyüğünüm. Bana bağıramazsın' dedi.
Bunun üzerine 'Bize iyi örnek olman gerekiyor. Dinime nasıl küfür edersin' diye bağırdım. Evden çıkmak istedim fakat buna izin vermedi.
Beni oturttu ve vücuduma dokunmaya başladı. Beni taciz edince sinirlendim, 'yapma' dedim.
Beni dinlemedi. Masanın üzerindeki bıçakla onu göğsünden ve sırtından bıçakladım. Cep telefonunu da aldım ve kaçtım" dediği öğrenildi.
Mahallesinde oturan çocukları sık sık kiliseye götürdüğü öğrenilen Engin Çolak'ın yalnız yaşadığı evinde yapılan aramalarda, misyonerlikle ilgili yazılar ve porno filmler ele geçirildi."
Evet, olay bu...
Olay yargı aşamasında olduğu için daha fazla ayrıntıya girmiyorum...
Ama, göreceksiniz;
Önümüzdeki günlerde bu olay da çarpıtılacak ve "misyonerlik" bu olayı örnek gösterip, "imanlı evlatlarımızın canlarına kast ediliyor" diye yaygara koparacaklardır!..
Tabiî, bunun bir "dinsel saldırı" olduğunu iddia edecekler!.. Olaydaki "cinsel sapıklık" boyutunu ise büyük bir ustalıkla gizleyecekler!..
Evet, evet; "suçlu" iken "güçlü" görünmeye çalışacaklar!..
"TSUNAMİ BİR FIRSAT!"
Bu vesileyle, şunu açık açık söyleyelim:
Özellikle "Evangelist akım"ın ABD'de güçlenmesinden bu yana yoğunlaşan "misyonerlik faaliyetleri"nin amacı, kesinlikle "din tebliği" değildir!..
Eğer öyle olsaydı;
Meselâ, "hiçbir Hıristiyan yok" dedikleri Adapazarı'na gidip de, orada "kilise" açmaya yeltenmezlerdi!..
Bunların amacı, "insani yardım" da değil!.. Eğer öyle olsaydı; yine Adapazarı'na, "deprem"den sonra yaptıkları "çıkartma harekâtı" deprem yaralarının sarılmasıyla sona erer ve çeker giderlerdi!..
Oysa, uzun yıllar kaldılar Adapazarı'nda!.. Çocuklara, "psikolojik destek" adı altında, nasıl bir "Hıristiyanlık aşılaması"na yöneldiklerini gayet iyi biliyorum... Eğer "deşifre" olmasalardı, daha uzun yıllar kalacaklardı orada!..
Sormak lâzım kendilerine;
"Madem bir tek kişiyi Hıristiyan yapamadınız; o halde Adapazarı'nda niye kilise açmak istiyorsunuz?.."
Demek ki, amaç başka!..
Biraz önce dedim ya, bunların amacı "din tebliği" filân değil!.. Bunlar, "mağduriyet"leri de fırsat bilip, "menfaat" elde etmeye çalışıyorlar!..
Nitekim, bunun en son örneğini Güney Asya'da gördük!..
Hele hatırlayın;
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Güney Asya'yı vuran tsunami dalgalarının 'harika bir fırsat' olarak nitelerken sadece 'Amerika'nın imajı"nı düşünmüyor muydu?.. Devam edelim... Ortadaki bulgular, misyonerlerin felaketten çıkar elde etme umudunda olduklarını gösteriyor.
Amerikan İslâm İlişkileri Konseyi'nin ele geçirdiği, meşhur Evangelist Jerry Falwell imzalı bir elektronik posta mesajında, Hıristiyanların Hindistan, Tayland, Sri Lanka ve Endonezya'daki felaketzetelere yardım etmesi isteniyor.
Buyrun, okuyalım:
"Müslümanların çoğunlukta olduğu bu bölgedeki milyonlarca insan, hayatları boyunca Hz. İsa'nın ismini bile duymadılar."
Mesajda, Falwell'in rektörlüğünü yaptığı Liberty Üniversitesi'nin organize ettiği Uluslararası Haçlılar Örgütü'nün yardım dağıtmak amacıyla bölgeye bir heyet göndereceği ve yardımla birlikte on binlerce insana kendi dillerinde yazılmış İncil dağıtılacağı şöyle bildiriliyor:
Amacımız bu Asya bölgesine ileriki aylarda gidecek Liberty Üniversitesi'nden yüzlerce misyonerin önünü açacak çalışmalar yapmaktır."
Malûm, Fallwell denilen bu adam, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e 'terörist' iftirası atarak Amerika'daki Müslümanların tepkisini çekmişti:
Yine Virginia merkezli Evangelist misyoner örgütü World-Help'in Açeli 300 öksüz çocuğu bir Hıristiyan yurduna yerleştirmek üzere bölge dışına çıkarttığı meçhulümüz değil!..
HEDEFLERİ TÜRKİYE!
Tüm bunlardan sonra, şunu açık ve net olarak söylemek durumundayız;
Misyonerlerle mücadelenin yolu, "fevrî çıkışlar"dan değil, onların "hedef"ini bir "bütün" olarak görmekten geçiyor!..
''Baptistler ve Yeni Dünya Düzeni'' adlı bilimsel çalışmasını tamamlayan ve yakında kitap olarak yayınlanacağını anlatan Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Rafet Özkan, "Evanjelizm" olarak da bilinen aşırı tutucu Protestan gruplardan olan "Baptistler"in özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu'da itikadi ve etnik ayrımcılığı teşvik etmeye çalıştıklarını söylüyor...
Baptistlerin Diyarbakır, Erzurum, Antalya, Bayburt ve İzmir gibi illerde "istasyon" kurmaya çalıştıklarını söyleyip, ekliyor:
''Yeni dünya düzenini, 20 milyon taraftarı olan Baptistler oluşturmaya çalışıyorlar. ABD yönetiminde de Baptistler çok etkili durumda. Bu grup özellikle Doğu ve Güneydoğu'da itikadi ve etnik ayrımcılığı teşvik etmeye çalışıyorlar. Bunların aşırı tutucu olduğu göz önüne alınırsa ne kadar büyük bir tehlike olduğu daha iyi anlaşılır. İki bölgemizdeki Alevi Kürtlerin istatistikleri kendi kaynaklarında yer alıyor. Bunlar ülke bütünlüğü açısından tehlike olarak algılanmalıdır.''
Devam ediyor sayın Özkan;
"Misyonerler, tüm dünyayı çalışma alanı olarak görürler!.. Fakat özellikle Türkiye'de çalışmalarının artmasının altında çeşitli sebebler yatıyor!.. Hıristiyan misyonerlerin bilinç altında Anadolu'nun kendilerine ait olduğu inancı yatıyor. Dolayısıyla böyle düşünen misyonerler için Anadolu'yu Hıristiyanlaştırmak boyunların borcudur.''
Tabiî, burada "insan"lardan ziyade, "toprak"ların "Hıristiyan" yapılmasının amaçlandığını görmek gerekir!..
Yani; "toprak"lar Hırisiyanların eline geçsin de, halk "Müslüman" kalsa da olur!.. Müslüman bir halkı "köle" olarak kullanmak ve onları "sömürmek" daha çok işlerine gelir!..
Zaten, Prof. Dr. Ali Rafet Özkan da bunu söylemeye çalışıyor!..
Diyor ki;
"Misyonerlik hareketleri ile din elden gitmez!.. Ama, ülke elden gidebilir!"
Bunu görmek ve "tedbir"i de ona göre almak gerekir!..
Şunu da görmek gerekir:
ABD yönetimi "Evangelist bir kuşatma" altında bulunsa da; temelde "kapitalist" ve "sömürgeci" bir ülkedir!..
Bu mantığın temeli de, çok eskilere dayanmaktadır.
İşte bir örnek...
Bir "Afrika kâşifi" ve aynı zamanda "İngiliz Sömürgeci" olan David Livingstone bundan 150 yıl önce, yani 1857'de aynen şunları söylemiştir:
"Medeniyetin iki öncüsü, Hıristiyanlık ve ticarettir!.. Bunlar, birbirinden asla ayrılamaz!"
Bu söz; "Misyonerlik" faaliyetlerine de, "Irak'ın işgali"ne de, yeterince ışık tutuyor olsa gerek!..
Sözün özü;
"Taciz" yaygaraları ile kendi "tecavüz" amaçlarını örtbas etmek istiyorlar!..
Alman İçişleri Bakanı Otto Schily'nin Vakit'e yönelik tahammülsüzlüğü de, "Batı'nın önündeki engelleri kaldırmayı amaçlamak"tan kaynaklanmaktadır!..
İstiyorlar ki; önlerinde "engel" kalmasın ve rahatça at oynatabilsinler!
Gerisi, lâf-ı güzaf!..

Hasan Karakaya 26 Şubat 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr