TV'de bir evrim tartışması

Birkaç ay önce Bilim Araştırma Vakfı'ndan (BAV), Altuğ Berker kardeşim, telefon etti. "Bu gece Ceviz Kabuğu programında evrim teorisi tartışılacak" diyordu. Benim de izlememi istiyordu. "Helâl olsun sayın Hulki Cevizoğlu'na! Demek ki eşekleri bile ekran başına toplayacak. Maymunlarla insanların ne alâkası var? Olsa olsa eşeklerin maymunlarla bir akrabalığı olabilir. Belki de zavallı çilekeş eşekler içlerinden, biz insanlara bu kadar faydalı olduğumuz halde onlara yaranamadık. Bu maymunlar nasıl oldu da safsata bir iddia ile maymunların atası oldular diyorlardır" dedim. Karşılıklı gülüşerek, telefonları kapattık.
Tartışma saatine daha çok vardı. TV, altyazı geçiyordu. Tartışmaya kimlerin katılacağını söylüyordu. Aralarında, Süleyman Demirel Üniversitesi'nin o zamanki İlahiyat Fakültesi'nin Dekanı olan bir genç prof da vardı. Zeki ve imanlı biriydi. Kendisini gıyaben tanırdık ve severdik. Oldukça rahatlamıştık. Maymun döllerini bir solukta susturabilir diye düşünüyorduk.
Tartışma başlayınca anladık ki, bizimki öbürlerinden daha hızlıymış. Evrim safsatasını Kur'an-ı Azimüşşan'a sokuşturmaya çalışıyordu. Dayanamadım. Ceviz Kabuğu'nu aradım. Tartışmaya telefonla katıldım. "Maymundan insanın oluştuğu iklim ve tabiat şartlarını, bugün laboratuvarlarda oluşturmak hiç de zor değil. Klonlama denilen bir teknikle insanları bile kopyalayabiliyorlar. Bilim ve teknoloji bu kadar ilerlemiş durumda. Vazgeçtik maymundan insan yapmalarından, haydi kurbağadan tosbağa yapsınlar da görelim" dedim. Dekan prof sözü nereye getireceğimi anlamıştı. Ben daha sözlerimi bitirmeden savunmaya geçti. "Hüseyin Ağabey, biz sizi çok severiz. Bizleri siz yetiştirdiniz" diyordu. Sağolsun ama hiç de yetişmişe benzemiyordu. Biz, insanın maymundan geldiğine hiçbir zaman inanmamıştık. Onları nasıl böyle yetiştirmiş olabilirdik? "Biz de sizleri seviyoruz. Onun için ateşten korumaya çalışıyoruz. Şimdi size bir soru soracağım. Ona vereceğiniz cevapla ahiretteki yerinizi, siz kendiniz tercih etmiş olacaksınız. Akılla vahiy çatıştığı zaman, siz hangisine göre hareket edersiniz?" dedim. Akılla vahiy çatışmaz dedi. "Bu doğru, ama o senin aklın değil. Senin aklın daha şimdiden vahiyle çatışıyor. Vahiyle çatışmayan akıl, idraksizliğinin idraki içinde olan ve ?Ben aldanıp yanılabilirim, doğruyu bilen, gören, yaratan ve söyleyen Allah (cc)'tır' diyen ve kendi aczini idrak eden akıldır. Sözlerinizden anlaşılıyor ki, o da sizde yok" dedim.
Komünizm, bütün dünyada iflas etmişti. Türk milliyetçileri; "Komünistler Moskova'ya!" diye bağırıyorlardı. Şimdi de Rus milliyetçileri, eski yoldaşlarına, "Komünistler Ankara'ya!" diye bağırıyorlarmış. Tabiî ki kızıllar buna eskiden de kızıyorlardı. Şimdi de kızıyorlarmış. Demek ki samimi değillermiş. Bize; "Müslümanlar Mekke'ye" diye bağırsalar, sevincimizden ?İnşallah inşallah!' diye havalara uçarız. Bir zamanlar Allah Resulü'nün ipek ayaklarını öpmüş olan o mübarek topraklara gidebilmek için üste para bile veririz. İnsanın en büyük şerefi imanı değil midir?
Evrim safsatası bütün dünyada çoktan bitti. Bizim ülkemizde de, Adnan Oktar (Harun Yahya) Hocaefendi sayesinde, ilmen ve aklen rezil, kepaze edilerek, yerlere serildi. İçimizdeki evrim yobazları hâlâ öküzler gibi bıraktığımız yerde otluyorlar. Maymun dedelerinin kuyruğuna yapışmış, bırakmıyorlar. "İlle de atamız budur!" diyorlar. Kendilerini maymun dölü sayıyorlar. Bir de dönüp onlara "Maymunsunuz" deseniz, soluğu mahkeme kapısında alırlar. İnsan, aslından ve inancından utanır mı? Hayatta böyle salaklık olur mu? En büyük nimet ve rahmet imandır. Ondan mahrum bulunan, her şey olur da insan olamaz. Burada, rahmetli Necip Fazıl Üstadımın çok güzel bir sözünü (biraz değiştirerek) söylemeden geçemeyeceğim. "Bir insan ki, iman nimetine maliktir, neden mahrumdur? Bir insan ki iman nimetinden mahrumdur, neye maliktir?" İşte böyle. Allah bizi kendi yolundan ayırmasın!

Hüseyin Üzmez 21 Şubat 2005 Vakit
huzmez@vakit.com.tr