|
II. Dünya Savaşı
sırasında, yahudilerin toplandığı ve pek çoğunun da soğuk,
sıcak, açlık, hastalık vs. sebeplerle kitleler halinde öldüğü en
büyük temerküz kamplarından birisi olarak bilinen Auschwitz
Toplama Kampı’nın Alman ordularını’nın elinden alınışının ve
oradaki onbinlerce yahudinin kurtarılmasının 60. yıldönümü
dolayısiyle, Batı medyasında o dönemi anlatan yorumlar,
dokümanter filmler daha bir sökün etti, özellikle de alman
medyasında..
Ki, kamuoyuna yansıyanlar, gerçekten de dehşet verici.. Tıpkı,
Bosna’da 12-13 yıl öncelerde en azından 200 bin insanın sırf
müslüman olduğu için kamplarda kaburga kemikleri sayılacak
derecede deri-kemik hale gelmiş insanların öldürülüş sahneleri
gibi.. Ama, Bosna Trajedisi hatırlanmıyor bile, ‘kinler
küllensin..’ adına.. Auschwitz ise, hiç unutulmamalı..
Halbuki, zulme uğrayanlar, mazlûmlar
arasında, inançlarına göre bir ayırım yapmak da bir büyük
zulümdür ve gayri-ahlâkîdir.. Hiçbir zulüm iyi değildir.
Auschwitz’e gelince.. O ‘holocaust’
iddialarının küçümsenmesine vesile olabilecek bazı rakamlar
ortaya çıkabilir endişesiyle, özellikle Batı dünyasında, karşı
iddia ve belgeler sözkonusu bile edilemiyor.. Ve ‘Toplama
kamplarında öldürüldüğü iddia olunan sayıda yahudi, o zamanlar,
bütün Avrupa’da yoktu!. Artık, gerçeğe, belgelerle yaklaşmak
zamanı geldi..’ diyen araştırmacı ve tarihçilerin üzerine,
‘ırkçı, anti-semit/yahudi düşmanı’ diye abanılıyor..
Biz müslümanlar, hiçbir zulüm ve zâlimin
alkışçısı olamayız ve inanırız ki, Allah’ın yarattıklarına
acımasızca, merhametsizce davranışlar, ‘gayretullah’a dokunur ve
onun sillesi korkunç olur..
Bu bakımdan, yahudilerin ‘Buhtunnasr/
Nabukudnasr’ eliyle Babilonya’dan ‘exodus’ü, ‘tehcîr’i /
göçettirilişi üzerinden geçen ve Hz. Îsâ’yı öldürttükleri
iddiasıyla hristiyanlarca sürekli ezilen, aşağılanan, dışlanan,
getto’larda yaşamaya mecbur bırakılan ve her sosyal buhranın
müsebbibi olarak ‘pogrom’larda katledilen, bu topluluğun 2 bin
yıl süren vatansızlıklarının perişanlık ve acılara en fazla dert
ortağı olanlar da, müslümanlar olmuşlardır..
Geçenlerde de, Varşova’nın ağır
bombardımanına karşı şehir halkının gösterdiği ve 60 yıl boyunca
siyasî sebeplerle gizlenmiş olan kahramanca direniş anıldı..
Halbuki, bu bombardımanın kimler tarafından yapıldığı, uzun
yıllar gizlenmiş; tıpkı, Beyaz Rusya (Belarus)’daki ‘Katin
Ormanı Faciası’ gibi.. 1944 yılında, Polonya’lı 20 bin subay ve
asker öldürülüp, biri çukura gömülmüş ve savaş sonunda, bu toplu
mezar Stalin tarafından ortaya çıkarılmış; ve başta
Polonya’lılar olmak üzere, yüzmilyonlarca insan ağlatılmış ve o
korkunç cinayeti işlettiği gerekçesiyle Hitler’i lanetlemişti.
Almanya ne de olsa, ağır şekilde yenilmişti; herşey, onun
üzerine yıkılıyordu.. Ancaaak, aradan 40 küsur yıl geçtikten
sonra, Alman Şansölyesi Helmuth Kohl, Sovyet lideri Gorbaçev’e,
1986’larda, ‘Sn. Gorbaçev, biz savaşta, Katin Ormanı’nda, değil
20 binlik bir orduyu teslim alacak kadar; hattâ hiç bir askerî
birlik bulundurmamıştık..’ dediğinde, Sovyetler Birliği lideri,
bu cinayetin bizzat Stalin’in emriyle işlendiğini itiraf etmiş
ve Alman, Sovyet ve Polonya liderlerinin katıldığı bir
merasimle, o mekandoaki dev mermer levhaya, yeni suçlunun adı
yazılmıştı.. Ama, konu, ‘nazi’ler temize çıkabilir..’ hesabıyla,
medyada yerini bulmadı.
Geçtiğimiz günlerde, Dresden’in kavruluşunun
60. yıldönümü yaşandı.. Dresden’de bir katliâm yaşandığını
söyleyen bir neo-nazist siyasetçinin ırkçılık propagandası
yaptığı gerekçesiyle koğuşturmaya tâbi tutulduğu bildiriliyordu.
Evet, 1945’in Ocak ayında, yani Almanya’nın can çekişmekte
olduğu bir sırada, Amerika, sırf gücünü isbatlamak için, bir
gece, bütün bir Dresden şehrini öylesine ağır bir bombardımana
tâbi tutmuştu ki, o gece, Dresden’de sıcaklığının 1 300 dereceyi
bulduğu bildiriliyor. Ve Dresden’in 250 bini aşkın nüfusundan
pek azının hayatta kalabildiği söyleniyor, ama, konu hâlâ da
sorulamıyor. Çünkü, mağlûblar, hep susmalı.. Keza, teslim olan
950 binlik alman ordusunun, birkaç sene içinde nasıl eritildiği
ise, hâlâ konuşulamıyor..
Evet, Auschwitz toplama kampının
kurtarılışının 60. yıldönümü dolayısiyle, o facianın
kurbanlarının hatırasının dünya televizyonlarında anılmasından
rahatsız olmamalıyız.. Belki, böylece bu gibi facialar, toplum
davranışlarında cinayet ve zulümlere karşı, hatta irade dışı,
tabiî bir refleks bile oluşturabilir ve bu da, toplumların yeni
cinayetlerine bir engelleme olabilir.. Ama, benim itirazım,
‘çifte standart’lılığa..
Yoksa, sadece galib gelenlerin acılarının
devamlı yansıtılması ve mağlûblar safında bulunanların
acılarının hatırlanmak bile istenmemesi, daha nice yeni savaş
ateşlerini fitilliyecektir. Hiçbir insanın can vermesi bize zevk
vermemelidir. Ama, yahudilere yapılanların devamlı
hatırlatılması, Filistin’lilere yapılanların görülmemesi için
bir hedef karartması ise, o ayrı mes’ele..
Selahattin Eş ÇAKIRGİL 27, Ock , 2005
Haksöz
e-mail: cakirgil@yahoo.de |