Ahmet Varol 10 Ekim 2004 Pazar, Vakit gazetesi
İsrail işgal devleti önceden gizlemeye çalıştığı gerçeği açığa vurma ve kendini haklı çıkarma amacına yönelik propagandada onu kullanma noktasına geldiğinde geniş çaplı askeri operasyon başlatma kararı aldı. Bu kararla Kassam füzelerinin hedefi olan yerleşim merkezlerindeki göçmenlere: "Sıkıntıda olduğunuzu biliyoruz ama bu operasyon sizi rahatlatacak, yerinizden oynamayın" mesajı vermek istiyordu. Filistinlilere yönelik saldırılar düzenlerken, söz konusu Yahudi yerleşim merkezlerine de üst düzey hükümet yetkililerini göndererek yerlerinden ayrılmamaları çağrısı yaptırması bu amacı ortaya koyuyordu.
İşgal devleti Cenin katliamına benzer, hatta ondan da şiddetli bir saldırı planlamıştı. Böyle bir saldırının Gazze'deki özerk yönetimi dize getireceğini, dolayısıyla onun HAMAS'ı ve diğer direniş örgütlerini silahlarını bırakmaya zorlayacağını, onun da ötesinde halkın katliamlar ve yıkımlar karşısında beyaz bayrak çekerek mücahitlere: "Aman ne olursunuz silahlı mücadeleyi bırakın da şu felaketten kurtulalım!" diyeceğini umuyordu. Böyle bir şeyi başarması durumunda ise yerleşim merkezlerine dönerek göçmenlere: "Gördüğünüz gibi bu iş bitmiştir. Şimdi yerinizde durun. Bir yere gitmeyin" diyebilecekti. Hatta bu noktaya gelinmesi durumunda işgale karşı silahlı mücadelenin durdurulması amacıyla pazarlık aracı olarak gündeme getirilen Gazze'den çekilme planı da belki rafa kaldırılacak ve işgal devleti bölgede biraz daha ayağını sağlamlaştırmak için yeni araziler gasp edip yeni yerleşim merkezleri kurarak göçmen ve onları koruma iddiasıyla sokulan işgalci asker sayısını artırma yoluna gidecekti.
İşgal devleti söz konusu hedeflerine doğru ilerleyebilmek için yoğun bir psikolojik savaşla işe başladı. Bunun amacı karşı tarafı işin başında yıldırarak direniş cesaretlerini kırmaktı. Operasyonu, Cibaliya'da bir kalabalığın üzerine hiçbir sebep yokken tanklarla ateş edip savunmasız yirmi insanı şehit ederek, onlarcasını da yaralayarak başlattı. Bu saldırının söz konusu psikolojik savaşı destekleyici etki yapacağını ve Filistinlilerin morallerini çok fena bir şekilde yıpratacağını umuyordu.
Ama öyle olmadı. Gazze'deki şartlar Cenin'dekinden epey farklı olduğundan burada mücahitler daha etkili bir savunma gerçekleştirebildiler. Uluslar arası Siyonizmin ve ABD'nin güdümündeki medya dışarıya pek yansıtmadı ama Filistinli direnişçiler işgalcilere birçok yerde etkili darbeler vurdular. Örneğin bir yerde elli komandolarını pusuya düşürerek, önce üzerlerine el bombaları, sonra roketler fırlatarak, sonra da otomatik silahlarla çatışmaya girerek birçok askerlerini öldürmeyi birçoklarını da yaralamayı başardılar. Öyle ki işgalciler üç askerlerinin cesedini de bırakıp kaçmışlardı. Birçok yerde imha edilen tankların ve zırhlı araçların görüntüleri medyaya dağıtıldı.
Mücahitler, şehadet eylemlerinde taktik değişikliği yaparak birçok yerde işgalci askerlere ve onların korumaya çalıştıkları göçmenlere ağır darbeler vurmayı başardılar. Yeni taktikle, ölümü göze alan iki veya üç mücahit ellerindeki otomatik silahlarla, bazen de sırtlarına yüklendikleri veya arabalarına koydukları roketatarlarla ani bir şekilde işgalci askerlerin arasına dalıyor ve öldürülünceye kadar çarpışıyorlardı. Bu tarzda birçok eylem gerçekleştirildi ve her eylemde en az bir, çoğu zaman da birkaç asker öldürmeyi birçoklarını da yaralamayı başardılar. Bu itibarla işgalci Siyonistlerin son saldırılarında şehit edilen Filistinlilerin en az yüzde yirmisini bu şekilde şehadet eylemi gerçekleştiren mücahitler oluşturmaktadır.
Siyonist medyanın, askeri operasyona gerekçe oluşturmak amacıyla biraz da abartarak gündeme getirmesi sebebiyle psikolojik tesiri daha da artan Kassam füzelerinin, Bettar ve Yasin füzelerinin, havan toplarının atılması işlemi ise devam etti. Örneğin önceden yazlık gibi düzenlenmesine rağmen şimdi bir korku merkezi haline gelen Sderot yerleşim merkezine yine birçok füze fırlatıldı.
Bütün bunların üstüne, her ne kadar Filistin'deki direniş örgütleriyle bir ilgisi olmasa da, Taba'daki olaylar eklenince işgal devleti iyice sarsıldı. Taba'daki olayların ise işgalci devletin ektiği fırtınanın, estirdiği terörün bir sonucu olduğunu hatırlatalım.
Sonuç olarak şunu ifade edelim ki Siyonist devletin estirdiği terör fırtınası ve şiddet onu rahatlatmamıştır ve rahatlatmayacaktır. İşgalci devletin Kassam füzeleri gerçeğini açığa vurarak Gazze'ye yönelik askeri operasyon başlatması ortaya büyük sermaye koyarak, büyük kumara girişmekti. İşgal devleti kendi içinde yaşadığı problemler arasında kumar oynadı, ama biz kaybettiğine inanıyoruz.
Mü'minlere çağrımız: Unutmayın ki Filistin davası ümmet davasıdır. Mescidi Aksa, bütün mü'minlere emanettir. Siyonizm tüm İslam âlemi için bir tehdittir. Bu tehdide karşı savaşanlar ümmetin murabıtlarıdır. Onları tarihi gerçeklere aykırı safsatalarla mahkûm ederek kendilerini sorumluluğun dışında görenler büyük hata ediyorlar. O murabıtlara sahip