|
Selam olsun İbrahim’e, İsmail’e, Hacer’e…
İbrahim, İsmail ve Hacer… Şeytana haddini bildirmiş üç insan… Adları nesiller boyu anıla gelen iman ve teslimiyet sembolleri… Yüce namları hâlâ dipdiri… Namazlarda dualar hep onlara… Her sene bayramımız onlarla… Her sene onlarlayız hac yolunda… İbrahim, İsmail ve Hacer… Kutlu şehrin kurucuları... Pek çetin imtihanların muhatabı İbrahim… Ateşleri gül bahçesine döndüren imanı, yine sınamada. Ciğerparesi, biricik evladının canını kendi elleriyle alma ve O’na teslim etme sınavında… Gün, Kurban Günü… Gün, teslim oluş günü… Can bu tenden çıkmadan imtihan bitmeyecekti anlaşılan. “Gerçekten bu, apaçık ve kesin bir imtihandı” diyecekti kelamında Rabbi, ondan övgü ile bahsederken... Vadiye odun toplamak için götürüldüğünü sanan yavrusuna söyleyeceklerini düşünürken önünü kesmişti Şeytan. An çok kıymetliydi. “Vallahi sanıyorum ki, Şeytan, rüyanda sana gelip, şu yavrucağızını boğazlamanı emretmiştir” deyip şüphelere düşmesini istemişti. O da yetmedi, babalık şefkatine dokunup, merhametsizlikle, evlat katili olmakla itham etmişti. Ama nafile... Onun kim olduğunu anlayan İbrahim, Allah’ın emrine uymadaki kararlığını, Allah düşmanının yüzüne haykırmıştı. Vadiye inen yol biraz aşılmıştı ki, Şeytan koşar adım İsmail’e yetişti İbrahim’de bulamadığını onda bulma umuduyla. “Ey çocuk! Baban seni nereye götürüyor biliyormusun?” diye lafa girdi. Vadiden odun toplamaya gittiklerini söyleyen İsmail’e tüm inandırıcılığı ile babasının niyetini anlattı. Can tatlıydı. Elbette korkup kaçacaktı İsmail... Yüzde yüz emindi bu kez. “Neden?” diye sordu İsmail. “ Neden bir baba boğazlasın ki çocuğunu?” “Rabbinin bunu kendisine emrettiğini sanıyor” dedi Şeytan en öldürücü darbeyi vurmuş olmanın heyecanıyla. Babasını tanıyan İsmail, artık durumunun ciddiyetini kavramış olmalıydı, diye düşündü Şeytan. Ama sevinci yarım kaldı. Umutları boşa çıktı. Rabbinin emrini yerine getirmek isteyen babasına, nasıl itaat edip boyun eğeceğini söyleyince İsmail, soluğu Hacer’in yanında aldı. An pek kıymetliydi. Zaman durmalı, her şey donmalı, ne yapıp etmeli bu iş tersine çevrilmeliydi. Hem böylece peygamberler atasından kalan yadigara nesiller boyu “Lebbeyk” diyerek gideceklerin önü de kesilecekti. Acele ulaştı, İsmail’in güzel annesine. Hangi anne kıyardı ki yavrusuna... Havva’yı şaşırtmıştı ya… Aynısını şimdi de yapabilirdi… İbrahim’le İsmail’in vadiye gidiş sebeplerini anlattı geç kalmış olmaktan korkarcasına. İnanmadı Hacer. “Olmaz öyle şey”dedi. İlave etti sinsice kendisinden Allah’a sığınılacak olan, “bunu Allah’ın kendisine emrettiğini söylüyor”. İşte şimdi Hacer, İbrahim’in kararlılığını anlayacak ve peşlerinden yetişip, “Sen nasıl babasın” diye İbrahim’in yakasına sarılacaktı. Ama hiç de öyle olmadı. Teslimiyet timsali mübarek kadın sadece “Eğer Rabbi bunu emrettiyse, Allah’ın emrine boyun eğmek gerekir” dedi. Pek muhtemel ki, son ana dek çırpındı Şeytan. Olan biteni izledi her şeyiyle. Babasından hakikati duyunca, İsmail’in yanağı üzeri yere yatışını… Babasına yüzüne bakmamasını tavsiye edişini… “İnşallah beni, sabredenlerden bulacaksın” deyişini… O keskin bıçağın İsmail’in narin bedenine dokununca körelişini… Ve kurbanlığı… Allah’ın “ Ey İbrahim! Sen rüyana sadakat gösterdin. Şüphesiz ki, biz iyi hareket edenleri, işte böyle mükafatlandırırız” diyerek gönderdiği kurbanlığı... Selam olsun İbrahim’e, İsmail’e, Hacer’e… Bayramları mübarek olsun… Bayramımız mübarek olsun… Hacıların duası, duamız olsun.
Derya Güney 20 Ocak 2005 Milli Gazete e-mail: deryaguney@yahoo.com |