Seferberlik ve adak
Niçin gençleri ahlaksızlığa ve manevî ölüme sevk eden bin bir türlü
sefahathânelerden ürkülmez ve oralara baskınlar yapılmaz da Kur’ân öğretilen
yerlere olmadık baskılar, baskınlar yapılır, bir türlü anlaşılmaz!? “Niçin?”
diye başladığımız o kadar soru var ki!.. Ama hep yutkunarak sorduğumuz sorular
bunlar... Cevabın gelmeyeceğini bile bile sorup, cevabı bildiğimiz hâlde bir
ehl-i insaftan cevap beklediğimiz sorular... Bazen elimizi kolumuzu bağlamakla
beraber, himmet ateşimize odunlar olan sorular bunlar...
Yaz ayları geldiğinde ‘kaçak Kur’ân kursu baskını’ haberlerinden geçilmiyor;
niçin? Niçin halkın büyük bir ihtiyacı olan Kur’ân öğrenme ihtiyacı, resmî
yollarla karşılanmadığı gibi diğer tüm yollar da tıkanmaya çalışılır? Kim ne
hakla, ne hadle bu yollara barikatlar kurmaya cüret eder? Kur’ân’ın kime ne
zararı görülmüş, duyulmuş? Aydınlıktan korkan yarasalardan başka kim nûr’dan
kaçar?.. Birileri hâlâ Kur’ân’la dertliyse bu halk da kendi evini Kur’ân kursu
yapmaz mı? Bu nazarla bakınca kaç ‘kaçak Kur’ân kursu’ vardır memlekette
acaba? Yüzbinlerce hatta milyonlarca!.. Olmalı da... Her ev bir Kur’ân kursu
olmalı. Her fert bir Kur’ân talebesi, bir Kur’ân hocası... Bakalım o zaman ne
olacak?..
¥
Kur’ân’la “meşguliyet özürlü” yığınların hakiki saadeti yakalamalarının imkânı
yok. Hayatımızdaki huzûr, yirmi dört saatlik ömrümüzün dolaylı veya dolaysız
ne kadarını Kur’ân’la geçirdiğimizle doğru orantılı. Bu hakikate, Bediüzzaman
Hazretleri “Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi
ittiba-ı Kur’ân’dır” ifadesiyle dikkat çekmiş. Asır marazlı, unsur hasta, uzuv
illetli ise “Size iki şifâ bırakıyorum: Bal ve Kur’ân!” nebevî emrine daha
kuvvetli kulak verilmeli.
Asrın marazı, unsurun hastalığı, uzvun illeti âhirzaman fitnelerinin
şiddetinden kaynaklanıyor elbet. “Bu fitnelerden nasıl kurtuluruz?” diye soran
Hz. Ali (kv)’ye Resûlullah (asm)’ın cevabı şu şekilde olmuş: “Kurtuluş
Allah’ın Kitâbı’ndadır. Kur’ân hak ile bâtılın arasını ayıran kesin bir
hükümdür, bir eğlence değildir. Kur’ân’ı terkeden âsiyi Allah helâk eder.
O’nun dışında hidâyet arayanı dalâlete sevkeder. O, tutunacak sağlam bir
Kitap, hikmetli bir zikir, dosdoğru bir yoldur. Kur’ân hevâ ve hevesi yanlış
yola çekmeyen, dile kötü söz söyletmeyen, ulemâyı hiç bıktırmayan, ne kadar
okunursa okunsun değerini kaybetmeyen, hikmetleri tükenmek bilmeyen bir
kitaptır. O’nu okuyan, doğru kimselerden olur. O’nunla amel eden mükâfatını
görür. O’nunla hükmeden âdil olur. O’na dâvet eden, doğru yola erdirilmiş
olur.”
¥
Bu meyanda yüzlerce hadis-i şerif var ve okuyoruz. Mühim olan bunları hayata
geçirebilmek. Geçen asrın evvelinde, nûrânî Kur’ân dellallarının başlattığı
bir seferberlik var ve o seferberlik sayesinde ‘Kur’ân’sız vatan’ olmaktan
kurtulduk: “Kur’ân evleri seferberliği.” Adı açıkça bu olmasa da yapılan
buydu. Kur’ân’ın harfine, diline, hakikatine tekrardan milletimizi rabtetmek
için kahramanca hizmet eden mücâhidler sayesinde bugün beş vakit ezan
işitiyoruz memleketimizde.
Bizim Kur’ân’la olan bağımızı kuvvetlendirmekteki gevşekliğimiz milletimizin
başına karabasan gibi tebelleş olan şeytânî heyûlanın ömrünü biraz daha
uzatıyor. Yapacaklarımız oldukça basit ama hayli de zor: Basit, çünkü,
Kur’ân’la irtibat kurmak ve başka insanlarla da bu irtibatı tesis etmek uzun
bir zaman istemiyor. Altyapısını zaten çilekeş büyüklerimiz hazırlamış. Zor,
çünkü, tüm âhirzaman fitnelerine inat, nefsi yere çarpıp bilinenleri amel
cihetine dökmek kuvvetli bir îman, sarsılmaz bir dirayet ve ehemmiyetli bir
takvâ istiyor.
Şu yaz aylarını fırsat bilip her birimiz, Kur’ân’la irtibatı hiç olmayan bir
kişiye Kur’ân’ı tanıtmayı, okutmayı, başta namaz olmak üzere hakikatlerine
dikkat çekmeyi başaramaz mıyız? Evlerimizi birer Kur’ân kursu hâline istesek
getiremez miyiz?
Muhterem bir büyüğümden mühim bir müjdeyi yeni öğrendim: Resûlullah (asm)
Bedir harbi sonrasında her bir esirin on kişiye okuma yazma öğretmesi şartıyla
salıverilmesini emretmişti. Buradan yola çıkarak bazı müçtehidler on kişiye
Kur’ân öğretenin günahlarının affolunacağını söylemişlerdir.
O hâlde ne duruyoruz?.. Hemen şimdi, on kişiye Kur’ân öğretmeyi ‘adak’
yapalım! Kurtulmamız gereken esâret zincirlerimiz hem sayıca çok, hem de çok
çirkef çünkü!..
Ahmet Muhsin Meriç 04.07.2004 Vakit