|
Sahtesi de,
gerçeği de öldüren içki, ‘devlet emri’dir! (?)
 |
Son günlerde bir ‘sahte rakı faciası’ kamuoyunun
gündemine oturdu.. ‘Sahte rakı’ yüzünden ölenler, şu âna kadar ve
bilindiği kadarıyla, 25’i bulmuş.. Rakısız bir dünya
düşünemiyenlerden birisi, bu ölümleri ne demekse, ‘şerefli bir
ölüm..’ olarak nitelemiş.. Beni ise, en çok da, gerçek rakının
öldürdükleri, daha mı az suali meşgul ediyor.. Sahi, nice aileleri
söndüren, nicesinin dünyaya doğuştan bedenî ve ruhî ‘anomali’lerle
gelmesine vesile olan; beyinleri ibtal edip cinayetlere yönlendiren
içkinin gerçeği, sahtesinden daha mı az öldürüyor? |
Hani, sahte para basan lâz’a sorarlar, ‘Seni niye
attılar zindana?’ diye.. O da, ‘Benim bastığım paraların benzerini
devlet de basmış, onun için!..’ der.. Bu sahte rakı hikayesi de öyle..
Gerçeği de öldürüyorsa, niye sadece sahtesine karşı çıkılır? Ama, bu
soruya, beyinlerini alkollü içkilerle ibtal etmiş olanların makûl bir
cevab vermesini beklemiyorum.. Medyada yazıldığına göre, bazıları
rakının sahte olup olmadığını, eşşeklere içirterek deniyormuş.. Kendi
bedenleriyle merkeblerinkinin aynı fıtrî özelliklere sahib olduğunu mu
düşünmüşler, dersiniz.
Ancak, konunun laik rejimle ilgili bir yöne daha var ki, biz söylersek,
netâmeli sayılır.. Ama, Hürriyet’in bir yazıcısı, daha dün, ‘Bizim
rakımız aynı zamanda siyasi kimliklidir. Öbür içkilere benzemez. Mustafa
Kemal’in beyin fırtınaları estirdiği ünlü rakı sofraları, cumhuriyet
tarihimizde asla göz ardı edilemez.’ dedikten sonra; ‘12 Eylûl’cülerin
de, ‘28 Şubat’çıların da birer ‘fırtt’ aldıktan sonra harekete
geçtiklerini hatırlatıyordu; ‘rakıdan ölenlerin şerefli bir ölümle
öldükleri’ni de söyleyerek.. Aklın ibtal edildiği içki sofralarındaki
‘beyin fırtınaları’nın bir de millete neye mal olduğunu ve sonunu
düşününüz.. ‘Bülbül hâmuş (suskun), havz tehî, (havuz boş) gulistan
harâb,/ Hayr umulur mu böyle gecenin sabahından..’ beytin ilk mısraını,
edebî ölçülere riayet ederek ‘Yöneteciler ayyâş, gulistan harâb..’ diye
değiştirenler çıksa, n’olur? (Bilindiği gibi, M. Kemal de, kendisine
rakıyı kesinlikle yasaklayan Prof. Fischinger’e, ‘Her dediğini yaparım
da, işte bunu yapamam..’ demekten kendini alamaz ve karaciğeri harâb
olup, sirozdan gider..)
Bu tabloda, rejimin etkisine gelince.. Bir bürokrat,
kaymakamken yaşadıklarını anlatıyor hâtıratında.. (27 Şubat tarihli
Hürriyet’ten..) Kaymakam, Mardin- Ömerli ilçesinin bir köyüne gider,
İlçe Jand. Kom. Üsteğmen’le birlikte. Ancak gitmeden önce muhtara,
‘Rakıyı da soğut!’ haber verir..
Muhtar dindar birisi.. ‘İşte o olmaz’ deyince,
kaymakamla üsteğmen, beraberlerinde götürürler, rakıyı... Muhtarın
sofrasına oturulur.. Eski kaymakam, sonrasını şöyle anlatıyor:
(‘Muhtar rakı yok mu?’ diye sordum. ‘Yoook, işte o
olmaz. Günah, bizde rakı bulunmaz..’ dedi. (…) Bunun üzerine kendi
rakımızı çıkardık, çay bardaklarına koyduk. Bu durumda muhtarın
yapabileceği bir şey kalmamıştı. Aklıma bir hınzırlık geldi. Bardağa
rakı doldurup, (…)‘Haydi muhtar iç bakalım, günahı benim boynuma.’
‘-Yapma etme kaymakam bey, bu yaşıma kadar ağzıma
sürmemişim, bana bunu etme.’ … Üsteğmen atıldı: ‘Devletin kaymakamı iç
diye emrediyor, sen itiraz mı ediyorsun?’
Zavallı muhtar ne yapacağını bilemedi.. …Sonunda,
bardağı eline aldı ve bir dikişte içti, … ama, suratı bumburuşuk oldu,
ağzını açıp derin nefes aldı. (…) Ve.. sordu: ‘Hele siz bana deyin
bakayım, siz bu zıkkımı gönül rızasıyla mı içiyorsunuz, yoksa devlet
zoruyla mı?’
Komutanla birbirimize baktık. Bu çok bilgece bir
soruydu. Üsteğmen yanıtladı: ‘Biz devletin memurları değil miyiz,
elbette devlet zoruyla içiyoruz.’ deyince, Muhtar bir an durdu:
‘Tevekkeli değil, bu gönül rızasıyla içilecek bir b.. değil...)
***
Hani, meşhurdur, ünlü ayyâşlardan Neyzen Tevfîk
kendisinden sofra arkadaşlığı yapmasını ve bir de ‘ney taksimi’
geçmesini isteyen ‘malûm’ birisine, ‘Sanma ciddiyetle yaparım
san’atımı.. / Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir../ Bezm-i
mey’de (içki meclisinde) sufehânın (içenlerin) sazâ meftûn oluşu,/
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir..’ diye bir nazîrede bulunmuş,
işi deliliğe vurup.. Ve de, ‘Şu delilik sâyesinde epeyce söz söyledim..’
diye gururlanmış..
Pazartesi, Mart 07, 2005
Kaynak: Selahaddin Eş Çakırgil
Haksöz-Haber
|