Rüya
Rüyamda, Türkiye'de yaşadığımı, geçmişimle bağımlı olduğumu gördüm. Hiçbir
yere gidemiyorum. Yalnızım, yerim yok, yurdum yok, tutacak dalım yok, her
tarafımda uğultulu sesler, dayanamıyorum, kulaklarımı ellerimle kapatıp
imdat diyorum.
Derinden bir ses bana hiç bağırma;
-Burada demokrasi var! Burası laik! Burası cumhuriyet ülkesi. Burada her
kafadan bir ses çıkar; burada yaşamak istiyorsan sistemlere git,
sistemlerin dayandıklarına git dedi. Haklılık payı düşünerek doğruca
demokrasinin kapısını çaldım, kiralık olsa da bir yer istediğimi söyledim,
yaşıma ve sakalıma baktı:
-Nerede istersen orada yaşarsın, istediğin gibi yersin, içersin, namazını
kılarsın, orucunu tutarsın, ibadetin bütün gereklerini yaparsın.
Yaşayışındaki muamelad kısmını da yutarsın. Tarzını buna uydurur,
kanunların gölgesinde kendine yer bulursun;
Çekinerek ve kibarca:
-Ben Müslümanım. Allah'ın kanunları ile sizin kanunlarınız çatıştığında ne
yapacağım. Bana:
-Vatandaşların bütünü Müslüman. Onlar yaşıyor da sen mi yaşayamayacaksın?
Benim kuralım bu. Evimin içinde başka inanç, kanunlarımın yanında başka
bir kanun istemem.
Oradan çıktım, laikliğin kapısını çaldım:
-Yersiz yurtsuz kaldım, Müslümanım. Müslamanca yaşayacağım bir mekân ver.
Her dine aynı mesafede olduğunu duydum, beni de kabul et. Beni tepeden
tırnağa süzdü de:
-Benden zor bir şey istedin. Yapamayacağım bir dilekte bulundun. Her dine
eşit mesafede olduğum doğrudur. Ama, İslâmiyete eşit mesafede olmam mümkün
değildir. Ben de bir dinim. Kendimi korumam için İslâmiyeti yok sayarım.
Varlığını kabul etsem de ben yok olurum. Misafirimsin, hürmetim örfümün
gereğidir. Bahçem senindir, bostanım sana aittir. Sofram da açıktır. Benim
dinime gelirsen vatandaşım olursun, girmezsen, İslâmî bütün hareketlerine
sakınca korum.
Kendimi yabancı hissettim, uçarak seyahat ettiğimi de gördüm, öldüm mü?
diye düşündüm. Cennette mi cehennemde miyim? diye kendime sordum. Bu arada
bir topluluğa rastladım. Birisi kürsüye çıkmış:
-Kanunlar bizim! Çıkaranlar biziz! Yönetenler yönetemiyorlar!
Vatandaşlarımız mağdur! Biz bütün bunların hakkından geliriz! Cenneti biz
veririz, cehennemi de biz açarız! Bize oy verin ki, şu arkandaki iki yolu
açalım. Millet rahat, sizler huzurlu olunuz!
Hemen tarif edilen yola yöneldim. O ova, bu dağ derken, bir kapıya vardım,
kapıyı çaldım. İçerdeki sese misafir olduğumu söyledim. Şakur-şukur kapı
açıldı. Beni görünce yüzü ekşidi, biraz da kızdı.
-Sen Müslümansın, buraya kendi ayağıyla gelen Müslümana rastlamadım.
Burası senin yerin değil? Karşıki yola git, senin yolun orası. Kendisine;
yoruldum, oturup biraz dinlensem!
-Anlatamadım, burası senin gibi Müslümanlara yasaktır. İçerdekilerin çoğu
Müslümandır. Başımızdaki de onlardan birisidir. Size bu kadar müsamaha
göstermemiz de o yüzdendir. Şimdi doğru yollan git. Beni de tehlikeye
atma.
Ayrılmadan önce:
-Bu ülkede kimler yaşar? diye sordum.
Bana:
Müslümanlığı satan, kullanan ve istismar edenler boldur.
Burada Türkiye Cumhuriyeti'nin sahipleri ile laikliğin gölgesindeki
Müslümanlar yaşar.
Kendisine:
-Bu ülkenin ismi nedir?
-Sen fazla soru soruyorsun. Bu kadar konuşmamı da kıyağım bil, dedi. Dönüp
kapıyı kilitledi.
Mahzunum, kederliyim, boş bir arazideyim, dinleniyorum. Biraz sonra bir
adam gördüm koşarak yanına gittim.
-Evlât burası neresidir? diye sordum. Bana hayretle bakarak,
-Burası Arafat merkezi. Henüz kapısı dünyalılara açılmadı, siz nereden
girdiniz?
-Kendisine:
-Şu karşıki kapıdan geliyorum, dedim. Yarı acır, yarı sevinir gibi baktı
da:
-İyi ki Allah kurtarmış. Orası sahte dünyalıların yeridir. Giren çıkamaz.
Çıkan da hiç dönmek istemez. Gerçi çıkanı da görmedik ya! Senin bağın
zayıflamış ki salıverdiler. Girenler, çıkmadığı için orada ne olduğunu
bilmiyoruz. Sahi orada ne var?
Kendisine:
-Beni içeri almadılar.
-İyi ki almamışlar, dedi ve sustu.
Kendisine bir sürü soru sordum. Hiç bana cevap vermedi.
-İyi ki almamışlar, iyi ki almamışlar diyerek, yoluna devam etti. Onun
tavrına irkildim, sıçrayıp kendime geldim yatağımdayım.
Gördüğüm de rüyaymış.
Duran Kömürcü 19 Mart 2005 Vakit
dkomurcu@vakit.com.tr