Oyunların hedefindeki Lübnan

Son dönemde ABD'nin Suriye'ye baskısı görünüşte Lübnan'ı bu ülkenin "pençesinden(!)" kurtarmayı amaçlıyor. Ancak sahneye koymak istediği oyunların hedefine birinci derecede Lübnan yerleştirilmiştir. Çünkü siyonist işgal devletinin geleceğiyle ilgili planlar öncelikle Lübnan'la bağlantılıdır. Bundan dolayı ABD, Suriye'nin etkisinden kurtarılmasını istediği Lübnan'a şimdi kendi müdahale etmeye, uzaktan talimatlar göndermeye başladı.
Saldırgan ABD, Suriye'yi ekonomik kıskaca almak için çıkardığı ambargo yasasını "Suriye'nin Sorgulanması ve Lübnan'ın Onuru Yasası" olarak adlandırmıştı. Bu isimlendirmeyle Lübnan'ı siyasi onuruna kavuşturma çabasında olduğu imajı vermek istiyordu. Oysa bu ülkeyi onuruna kavuşturma oyunu, Irak'ı özgürleştirme oyunundan farklı değildir. Çünkü ABD Suriye'nin müdahalesini bahane ederek Lübnan'ın tepesine kendi çöreklenmek ve bu ülkenin onurunu kendisinin, Irak'ta, Afganistan'da ve daha birçok ülkede masum insanların kanlarına bulanmış kirli postallarının altında çiğnemek istemektedir.
ABD güdümüne girmenin, başlarındaki yönetimin ABD tarafından kumanda edilmesinin kendilerine onur kazandırmayıp tam aksine onurlarını beş paralık edeceğini Lübnanlılar çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla, geçmişte yaşananlardan ibret almayıp da kendilerine vaad edilen geçici menfaatler için Lübnan'ın geleceğini karartma amacına yönelik planlara alet olmayı kabullenmiş görünen küçük bir siyasi azınlığın dışında kimsenin bu oyuna gelmeye yanaşmadığı ortadadır.
Geçtiğimiz günlerde başkent Beyrut'un Hıristiyan kesimin yoğun olduğu sanayi bölgesinde bir hafta içinde arka arkaya üç patlama oldu. Birincisi 19 Mart'ta meydana geldi ve 11 kişinin yaralanmasına sebep oldu. İkincisi 23 Mart'ta meydana geldi ve bu olayda üç kişi öldü beş kişi yaralandı. Üçüncüsü ise 26 Mart'ta meydana geldi ve bu olayda da 2 kişi ölüp sekiz kişi yaralandığı gibi aynı zamanda büyük bir yangın çıktı.
Lübnan son dönemde bu tür olaylara pek şahit olmuyordu ve istikrarlı bir ilerleme içine girmişti. Nasıl oldu da ABD'nin el atmasıyla birlikte böyle arka arkaya, faili meçhul bombalama eylemlerine şahit olmaya başladı? Üstelik ülkede dini cemaatleri bir yana bırakın siyasi gruplar arasında bile böyle şiddete yönelik bir sürtüşme söz konusu değilken. Hiçbir siyasi grup bu eylemleri tasvip etmezken ve hepsi birden lanetlerken!
Belli ki ABD ve onunla işbirliği içindeki siyonist işgal devleti Lübnan'ı yeniden fitne ateşinin içine çekmek istiyor. Bombalamaların stratejik yönden tahlili de söz konusu kirli ellere işaret ediyor. Bu olaylar ABD'nin terörü hegemonya planları için nasıl da bir araç ve metot olarak kullandığını göstermektedir.
ABD için terör iki tarafı keskin kılıç gibidir. Bir tarafıyla terörü doğrudan araç ve metot olarak kullanmak suretiyle, diğer tarafıyla ise gerekçe olarak kullanmak suretiyle insanları doğramaktadır. Gerekçe olarak kullandığı terör de çoğu zaman kendisinin icra ettiğinden başkası değildir. Zaten teröre bir gerekçe olarak ihtiyaç duyduğunda kendi eliyle bir şeyler çıkarmaktan çekinmediği artık ABD siyasetini iyi tahlil edebilenler tarafından biliniyor.
ABD'nin ve onunla işbirliği içindeki siyonistlerin zikrettiğimiz bombalamalarla Lübnan'daki Hıristiyan Marunî cemaatini bir kez daha fitne ateşinin içine çekmeyi amaçladıkları anlaşılıyor. Çünkü 1978-88 arasında yaşanan iç savaşta böyle bir fitneden yararlanılmıştı ve siyonist işgalciler bu fitne vasıtasıyla birçok amaçlarını gerçekleştirebilmişlerdi. Ancak gelişmeler Marunîlerin geçmişte yaşadıkları tecrübeden yararlanarak aynı fitne ateşinin içine bir kez daha girmeye yanaşmadıklarını, bu kez oyunun farkında olduklarını gösteriyor. Marunîlerin en çok tanınan siyasi partileri Falanjist Parti (Ketâib Partisi) lideri Kerim Bakardoni söz konusu patlamaların arkasında 1559 sayılı kararı destekleyen, Suriye askerlerinin Lübnan'dan çekilmesini ve Lübnan direnişinin silahtan arındırılmasını isteyen dış güçlerin olduğunu dile getirdi.
Marunî lider böyle düşünürken son dönemde Lübnan üzerinde oynanan oyunlarda maşa olarak kullanılmaya aday görülen Velid Canbulat Suriye ve Lübnan istihbaratını suçladı. Kerim Bakardoni ise ona: "Canbulat yaptığı yorumlarda hata ettiğini zamanla anlayacaktır" diyerek cevap verdi. Çünkü o emperyalist güçleri ve onları kumanda etme çabasındaki siyonistleri yeterince tecrübe etmiş ve tanımıştı.
ABD'nin bu patlamalarla bağlantılı daha ne gibi hesapları olabilir? Bu soruya da inşallah müteakip yazımızda cevap vermeye çalışacağız.
 
Ahmet Varol 30 Mart 2005 Vakit
avarol@vakit.com.tr