Öyle yaptınız, böyle oldu
Meşrû bir hedefe gitmek istiyorsanız, illâ meşrû vâsıtaları bulmak zorundasınız.
Yalan ile, katakulli ile, aldatma ile, hile ile netice almak görünüşte kolay
gibi gözükür; ama sonunda ellerin boş kalması mukadderdir. Hangi tilki ilelebed
köşeyi dönebilmiş ki?
Yeni kurulan TCyi yaklaşık sekiz sene İslâm Cumhuriyeti olarak idare eden
zümre, devletin direksiyonunu milletin bin yıllık inanç sisteminin dışına doğru
çevirince; halktan gelebilecek muhtemel tepkileri sıfırlayabilmek için, kontrolü
kendi ellerinde bir Diyanet İşleri kurmakta da beis görmemişlerdi. Bir yazarın
şu sözleri dikkatle okunmalı:
Cumhuriyetin bütün bir Diyanet İşleri düzenlemesi ve tabiî laiklik anlayışı
ve uygulaması, bu nüfûz edilmez kitleyi, kendi kulak verecekleri kişiler
yoluyla denetim altında bulundurma tasarımının sonuçlarıdır. Bunlar ancak
hacı-hoca takımının sözünü dinler. O halde, hangi hacı-hocaların bunlara lâf
söyleyeceğini biz belirleyelim! (. ...) Çok partiye geçişte, bu karanlık
kitlenin öbür tarafa geçeceği bellidir. Öbür tarafı kim olacaksa olsun! Onun
için bu aşamada, bu kitleye yön gösterecek önder kadronun rejime sâdık ve
güvenilir olması gözetilmiştir. (Murat Belge, Radikal, 29 Şubat 04)
Rejimin ipini elinde tutanlar, demek ki diyanet ciheti ile siyaset cihetini
her zaman kendilerince emin olan ellere teslim etmeyi uygun bulmuşlardır. O
emin eller de, seksen senelik bir çalışma sonunda ülkeyi işte şimdiki tabloya
mahkûm etmemişler midir?
Bugün gelinen noktaya baktığımızda, icâzetli siyasî kadroların memleketi dünya
sıralamasında ilklere soktuğu söylenebilir mi? Bir KKTC denemesi, TCnin itibar
grafiğini göstermeye yetmedi mi? Dış ve iç borçlarını artık bu ülkenin kendi öz
kaynaklarıyla ödeyemeyecek duruma geldiğini hangi aklı başında insan görmüyor?
İcâzetli siyaset bu neticeyi verdi de, icâzetli diyanet farklı meyveyle mi
donandı? Kuran ahkâmını söyleyemeyen, dinin temel kaynaklarından koparak
müsteşriklerin dümen suyuna giren, fıkha göre abdest almasını bile bilmediği
halde kendisini müctehid imamlardan yukarda gören, icazetin yüzü suyu hürmetine
de ekranların gediklisi olan sarıklı taifesinin insanımızı getirdiği nokta
ise, Anadolunun her yerine pıtırak gibi doluşan kiliseler ve İslâmdan kopan
mürted sürüleri olmamış mıdır? Bunlar kimin eseridir?
İstiklâl Harbi yıllarında, samimi Müslüman olmadıkları halde işgalci Haçlı
sürülerine karşı, Mağdem ki gün gelecek/Herkes aynı meleğin/Önünde
eğilecek/Niçin o güne değin/Çan sesleri duyayım/Bugün de bir, yarın da/Bırakın
uyuyayım/İzmir kapılarında diyen vatan evlâtları toprak oldu da, bugün
gerçekten Müslüman göründüğü halde Haçlılarla diyalog ve hoşgörü yarışına
çıkanlar sahneyi doldurmadı mı? Bunlar kimin eseridir?
Şu tesbit haksız mıdır:
Türkiyede misyoner faaliyeti yeni değil. Misyonerler bu ülkede dinlerine adam
kazandırma bâbında yüzlerce yıldır bir arpa boyu yol gidemediler. Yani,
halkımızın çok küçük bir parçasını bile Hıristiyanlaştıramadılar. Umutsuzluğa
kapıldılar. Fakat, şimdiki manzara onlar için fevkalâde umut vericidir. Onların
yolunu kesecek güçlü, samimi Müslümanlar, din adamları yoktur veya
engellenmiştir. (Asım Yenihaber, Vakit, 29 Şubat 04)
Sevr plânını 20. asrın başında silâh zoruyla gerçekleştiremeyen Haçlılar,
rejimin akılla bağdaşmayan icazetli siyaset ve diyanet projesi sebebiyle bugün
ellerini soğuk sudan sıcak suya sokma zahmetine bile katlanmadan hedefe
yaklaştılar. İktisaden, siyaseten ve diyaneten Cezayir sarmasına alınan bu
ülkenin göbeğinin güneşi görmesi için tek çelme yetmeyecek mi?
İnsanımızın gerçekten itimad edeceği, İstiklâl Harbindeki gibi peşine
takılarak Haçlı sürülerine karşı ölüme koşacağı hangi hocamız-hacımız kaldı?
Kurana sırtını dönenlerin peşine hangi samimi Müslüman takılır? Var mı bir
inkişaf hedefiniz?
Mustafa Kaplan 04.08.2004 Vakit
mkaplan@vakit.com.tr