Kafası ve
vicdanı çalışan bütün Türkiyelilerin, büyük ve tesirli bir fikir öfkesi
içinde birtakım sorular haykırarak sormaları gerekir. Bu sorulardan biri
şudur:
– Bizden
daha küçük, bizden daha az imkanlı, sanayileşmeye ve kalkınmaya bizden
geç başlamış Güney Kore bütün dünyaya otomobil ihraç ediyor da biz niçin
edemiyoruz? Türkiye'nin yolları, şehirleri Güney Kore otomobilleriyle
dolu da, orada niçin bir tek Türk otomobili bile yok?
Bu soruya
Türkiyeli bir okur-yazar olarak cevap vermeye çalışacağım. Soru, tek
kelimeyle cevaplandırılabilir: Vasıfsızlık...
Türkiye'yi idare edenler,
Türkiye'nin iş adamları ve sanayicileri,
Türkiye'nin plan ve programcıları... vasıfsızdır.
Tabiî,
kendilerini vasıfsız görmeyenler bu hükme itiraz edecekler, "Hayır,
yanılıyorsun!" diyeceklerdir. O halde tekrar soruyorum:
–
Vasıflısınız da, niçin Güney Kore'ninki gibi kaliteli, başarılı bir
otomotiv sanayii kuramadınız ve ürettiğiniz otomobilleri bütün dünyaya
ihraç edemediniz?
Bin
dereden su getirecekler, bin türlü bahanenin arkasına sığınacaklardır.
İnanmayınız.
Tarihte
dünyanın en büyük cihan-devletini kurmuş bir milletin torunları niçin
dünyanın en güzel, en vasıflı, en sağlam otomobillerini üretemiyorlar?
Bizim
Kartal'ların, Şahin'lerin, Doğan'ların, Serçe'lerin dış dünyada yüzüne
kim bakar?
Otomobil
dediğin bir kere güzel olacak. Bugatti ne demiş? "Güzel olmayan bir
otomobil, iyi bir otomobil değildir..."
Nüfusu
sekiz milyon olan İsveç, dünyanın en tutulan ve en gözde iki
otomobilini, Volvo'yu ve Saab'ı üretiyor da biz niçin böyle otomobiller
üretemiyoruz?
Bir kere
bizde millî ve yerli bir otomobil sanayii yoktur;
Türkiye'yi sömürgeleştirmek isteyen dış güçler ve onların içimizdeki
yardakçıları böyle bir şeye izin vermezler.
Türkiye'nin, kendi zekasının, dehasının, tekniğinin eseri olan vasıflı,
güzel, sağlam, beğenilen, istenilen otomobiller üretmesi yerine,
– Montaj
usulüyle,
– Demode,
– Çirkin,
– Geri,
– Başka
markalarla rekabet edemez, otomobiller ürettiler.
Böylece
Türkiye'nin iç piyasasını yıllarca tokatladılar.
Türkiye
gibi, yüzölçümü büyük, nüfusu büyük, tarihi büyük, sanatı büyük, kültürü
büyük bir ülkenin devlet adamları, büyük bürokratları, dıştaki elçileri;
Cumhurbaşkanı, Başbakanı, diğer yüksek devlet ricali niçin göz
kamaştırıcı Türk otomobilleriyle dolaşmıyorlar?
Sekiz
milyonluk İsveç'in Kralı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı hangi
otomobillere biniyor? Elbette ki, İsveç otomobillerine,
Otomobil
sanayii konusundaki durumumuz gerçekten yüz karasıdır, ayıptır, bir
faciadır.
Sistem
denilen canavar, Türkiye'nin dünya çapında üstün, güzel, vasıflı,
beğenilen otomobiller üretmesini sanki yasak etmiştir.
Süleymaniye'yi, Selimiye'yi, Sultan Ahmed'i yapanların torunlarının
ürettikleri otomobillerin dizaynlarına bakınız.
Türkiyeliler yüzde yüz yerli ve millî kaliteli ve güzel otomobil yapamaz
mı? Pekala yapabilirler ama buna izin verilmiyor.
Kimler
izin vermiyor? Vatan hainleri!
Vatana
hıyanet, sadece gizli askerî haritaları veya belgeleri parayla düşmana
satmakla yapılmaz.
Türkiye'yi eğitim, üniversite, sanayi, ziraat, hayvancılık, ticaret,
sanat, mimarlık, yapılaşma konularında bugünkü hale getirmek de
hıyanettir.
Sadece
otomobil değil, her konuda hıyanet ve sabotaja uğramıştır ülkemiz,
halkımız, devletimiz.
Az
nüfuslu İsveç uçak yapabiliyor da biz niçin yapamıyoruz?
Güney
Kore, gemi inşasında dünya birincisi oldu da biz bu sanayi ve iş dalında
listenin acaba kaçıncı sırasındayız?
Yo, artık
fazla ileri gidiyorsun. Bizim de rekorlarımız var...
Neler
onlar?
– Borca
batmada dünya birincisiyiz. Şu anda değil ana paraları, faizlerini bile
ödeyemiyoruz. Borç faizi ödemek için yeni borçlar alıyoruz. Oh ne güzel
sistem...
–
Kirlilerin 200 milyar dolardan fazla kara paraları var...
–
Enflasyonda, paranın kıymetinin düşmesinde de tarihte benzeri görülmemiş
bir rekor kırdık. Paradan altı sıfır atarak ikinci bir rekor kırmış
vaziyetteyiz.
– Genel
kokuşma konusunda da rekorlarımız büyüktür.
–
Üniversitelerde başörtülü kız okutmamak konusunda da dünya rekoru
bizdedir.
–
Hortumlama işlerinde bizden beceriklisi, marifetlisi, düzenbazı var
mıdır şu dünyada?
Türkiyeliler çok güzel, çok kaliteli, çok beğenilen otomobiller yapamaz
mı?
Kesinlikle yaparlar. Yeter ki, onlara imkân, fırsat verilsin.
Bu
imkânı, bu fırsatı dış sömürgeci güçler ve onların içerideki
yardakçıları, ajanları, sağ kolları kesinlikle vermezler.
İlaç
sanayiimizi ne hale getirdiler görüyorsunuz.
Ziraatimizi çökerttiler. Buğdayı, pirinci, yemeklik sıvı yağı artık
dışarıdan getirtiyoruz.
Hayvancılığımızı çökerttiler.
Yeni
fabrikalar, yeni atölyeler, yeni işyerleri açılmaması için ellerinden ne
geliyorsa yapıyorlar.
Dış
politikamız ABD'nin ve İsrail'in,
İç
politikamız Avrupa Birliği'nin,
İktisat,
maliye işlerimiz IMF'nin kontrolundadır.
Onlar,
Türkiye'nin Japonya, Güney Kore, Tayvan, Singapur, İsveç gibi
ilerlemesini, zenginleşmesini, kalkınmasını istemiyor.
Ellerindeki cehennemî ve şeytanî propaganda, medya, eğitim vasıtalarıyla
halkımızı, gençliğimizi sersemletmek, şaşkın hale getirmek,
vasıfsızlaştırmak için var güçleriyle çalışıyorlar.
Almanya
bizden çok zengin, nüfusu da bizden fazla. Orada, fert başına düşen
millî gelir payı bizimkinin birkaç misli... Ve sonra şu duruma bakınız:
Türkiye'deki lüks, pahalı, israflı Mercedes sayısı, Almanya'dakinden çok
fazla.
Türkiye'yi ülke, halk ve devlet olarak batırmak, çökertmek isteyenler,
– Bozuk
bir ideolojiyi din gibi benimsetmek istiyorlar,
– Devlet
ile bozuk sistemi özdeşleştiriyorlar,
– Halkın
büyük bir kısmını iç-düşman, tehlike ve tehdit olarak görüyor ve
gösteriyorlar,
Türkiye
bugünkü adaletsiz gelir dağılımı ile düze çıkabilir mi?
Millî
gelirin yüzde altmışını, arslan payını, balını kaymağını küçük bir mutlu
ve putlu azınlık alıyor; refah, israf ve sefahat içinde yaşıyor. Geri
kalan miktar halkın ezici çoğunluğuna yetmiyor.
Medeniyetin, kültürün, sanatın, insan olmanın en büyük aleti ve vasıtası
olan yazılı, edebî, zengin lisan yok edilmiş; yetmiş milyon Türkiyeli
birkaç yüz kelimelik bir iletişim ve günlük konuşma dilinin dar dairesi
içine haps edilmiştir.
Yeni
nesiller, büyük dedelerinin mezar taşlarını bile okumaktan acizdir.
Şer
güçleri parayı en büyük değer haline getirmişlerdir. Para, seks,
eğlence, asalaklık, çalgı, hoppalık, züppelik, lüks, israf, aşırı
tüketim, aşırı konfor, gösteriş... Bunlarla hangi toplum, hangi devlet
ayakta kalmıştır?
Türkiye'ye yazık oldu. Büyük bir ihanet karşısındayız.
Mehmet
Şevket Eygi 9 Mart 2005 Milli Gazete