‘Ordu’nun dereleri
inim inim inliyor..’

Sevdiğine yaktığı türküler yüzünden, ‘Ordu dereleri’ni inim inim inleten âşıkın tavrı ile, ‘ordu’nun girilemez derelerindeki yankılanma arasında bir benzerlik var mıdır, bilmiyorum.. Ordu’nun derelerini inleten âşık, ‘Vermem seni elleri, ordu üstüme kalksa!..’ diye diklenmeyi bile hayâl edebilirken; beri tarafta, kuvvetli silahlar karşısında amuda kalkma sahneleri sergileniyor.. Nitekim, laik kamuoyunun sözcülüğüne soyunan ve ‘Postal yalayıcılar korosu’nun şefi durumundaki bir sivil general, dün, gazetesinde, milletin savunma mekanizması olan TSK karşısında iki-büklüm olmayı kendisine şiar ediniyordu. O yazıya göre, Gen. Kur. Bşk. Org. Hilmi Özkök’ün, ismi büyük yolsuzluklara karışmış olan Deniz Kuv. eski Kom. (emekli oramiral) İlhan Erdil’i telefonla aramış ve konu hakkında kendisine ‘Elimizde böyle bir dosya var, yapacak başka bir şey yok..’ diyerek soruşturma açıldığına dair bilgi vermişti.. Sivil generalimiz, bunu, ‘nezaket ve arkadaşlık’ ile ‘vazife ve adalet duygusu‘ arasındaki ince dengenin korunması olarak belirtip vecizeyi patlatıyordu: ‘Garnizon Kriterleri’, aslında ‘Kopenhag Kriterleri’ kadar sağlam! Hele, ortaya çıkabilen bir-iki istisnaî örneği, ‘Yolsuzlukların hesabını sormak, sadece askerler için bir ahlâk kuralı olmamalıdır..’ diye, ‘ahlâk kuralı’ gibi göstermesi ise, daha bir enfes!

Aman Allah’ım! Buna ancak, ‘Garnizon kriterleri’ değil, denilse-denilse, ‘garnizon kafası’ denilebilir..

Kaldı ki, durunuz bakalım, henüz, ilk kez denilecek kadar istisnaî bir örnek olarak yeni başlıyor sorgulama.. Gen. Kur. Başkanı’nın, bu emekli komutanı arayıp, özür diler gibi önceden haber ve bilgi vermesi örneğini bir sivil yapsaydı, o zaman, ‘delillerin karartılmasına yardımcı olunduğu ve sanığın himaye edilmesi’ gibi laflarla, üzerine medyada nasıl çullanılırdı, görürdünüz. Şimdi ise, Gen. Kurmay yaptığı açıklamada, hukukun genel kurallarını hatırlatıyor, henüz kesinleşmemiş bir iddia ile, kişilere suçlu gibi davranılmaması gerektiğini hatırlatmak ihtiyacını duyuyor.. Evet, adalet, günü gelir, herkese lâzım olur.

Doğrudur, Meclis’te de, hattâ Çiller gibi, Yılmaz gibi nicelerinin nice kabarık dosyalarının, kimler tarafından, nasıl ört-bas edildiği ve milletin de onların üstünü siyasette, nasıl örtüp bir kenara koyduğu görüldü. Ama, o gibi yolsuzluklar ‘aklanırken’ niceleri, ‘Yahu, belli mesafeleri alabilmek için, şeytanla bile işbirliği yapabiliriz..’ diyordu..

Çiller de, PKK’ya karşı verilen silahlı savaş yıllarında, ‘Gerekirse şeytanla bile işbirliği yaparız..’ dememiş miydi ve sonunda toplum, Devlet’in, ‘siyaset, aşiret, Mafia liderleri, istihbarat örgütleri ve de TSK’nin JİTEM gibi Batı Çalışma Grubu gibi gayriresmî ve yasadışı oluşumlarının ahtapot pençeleri’ne düştüğünü görmemiş miydi?

Şimdi, bu sosyal zehirlenmenin acı meyveleri, artık daha bir gizlenemez boyutlara ulaşmış bulunuyor.. ‘Kutsal Ordu’ içinde nelerin olup bittiği sorgulanamazken, en yukardaki Kuvvet Komutanları’ndan bazılarının ismi etrafında bir şeyler ortaya çıkmakta... Ne o, yoksa, ‘28 Şubat Zorbalığı’nın devamında MGK tarafından sık sık açıklanan o tumturaklı ‘atatürkçülük, laiklik’ bildirilerinin imzacıları arasında bu emekli komutan da yok muydu? Dahası, bu yargılamayı da yine askerler yapacaklar! Öte yandan, işbu em. DDK. oramiral, kendisini savunurken, ‘diğer komutanların yaptıklarını yaptığını’ söylemeyi elden bırakmıyor.. Yarınlarda bunların, yine askerî mahkemelerde nasıl ‘aklanacağı’nı da şimdiden hayâl edebilirsiniz..

‘Herkes ve her kurum hırsızdır ve içten çürümüştür bu memlekette, ama, bir TSK temizdir.. Halkımız en çok ve sadece TSK’ya güveniyor..’ diye diye gelindi, bu noktaya.. Bu düzmece anketlerin hangi odaklarca yaptırılıp, en başta ‘tek kurtarıcı güç’ vehmi uyandırmak olmak üzere, hangi niyetler için topluma pompalandığını hemen herkesin bildiği bir vakıadır. Bugünlere böyle gelindi..

1976’da, Amerikan silah sanayiinin devlerinden Loockheed Firması’nın dünyanın çeşitli ülkelerindeki ordulara yüzmilyonlarca dolar rüşvet (kendi deyimleriyle biraz armut ve biraz ıspanak) vererek gerçekleştirdiği özendirmeler sonunda yaptığı satışlardan Türkiye’nin nasibine düşen kısmı üzerinde bir yazı yazdığım için, Askerî Savcılık tarafından çağrılışımı ve İst. Maslak’daki As. Savcılık’a gidişimi ve orada, ‘Sadec, kamuoyuna yansıyan iddialar etrafında bir değerlendirme yaptığımı ve bu gibi iddiaların toplumun tamamını zehirliyeceğini dile getirdiğimi’ söylediğimi hatırlıyorum.. Askerî Savcı ise, ‘Ordu hakkında hatta onu korumaya yönelik yazılarda bile dikkatli olunması gerektiği’ gibi hatırlatmalarda bulunmuştu..

O ‘Loockheed Yolsuzlukları’, başta İtalya olmak üzere, nice ülkelerde nice başbakanların ve ordu komutanlarının başını yedi, ama, Türkiye’de, ‘Aman, Ordu zarar görmesin..’ denilerek, üstüne tonlarca kül döküldü.. Ve arkasından da, o şaibenin içinde olanlardan bazıları, ‘12 Eylûl 80 Askerî Darbesi’nde karşımıza, ‘yeni kurtarıcılarımız’ olarak çıkıverdiler. Hele, siyonist İsrail’le yapılan askerî ihale yolsuzluklarını çeviren eli çevik birilerinden n’aber?

Selahaddin Eş Çakırgil

9 Aralık 2004 Haksöz-Haber

e-mail: cakirgil@yahoo.de