Oklarımız dehre ve feleğe
Eşeğini dövemeyenin paldumuna saldırması normaldir! Bir beldede istibdat hâkim
oldu da ağızlara kilit vuruldu mu, mecbur kalırsınız bin dereden su getirerek
gevelemeye. Daha önce de söylemiştim, öyle zamanlarda söylemenin en kolay yolu
da soru sormak. Hürriyetin zirvede olduğu TBMM çatısı altındaki saylavlarımız
da aynı şeyi yapmıyorlar mı?
Devletlûlerimizin söz ve bakışlarından anlıyoruz ki, bizler bu ülkenin
aksesuarıyız. Varlığımız ve yokluğumuz aslında müsâvidir. Nefes alıp vermemize
ise lütfen müsaade buyuruluyor. Biz de haddimizi bilmenin mutluluğunu
yaşıyoruz.
Oflazın oltasına takılarak bir hayret nidâsı koparmıştık ya, Atilla Özdür
usta hemen ipi kuyruğundan yakalamış. Haklı. Oflaz, Muhammedin Ordusu
demişti; bu ifadenin bugünkü TC ile hiçbir alıp veremediği yoktur. İhtiyar
Delikanlı ise Atatürkün Ordusu diyerek taşları yerine oturtmuş.
Osmanlının külleri üzerinde TC fidanı yükselirken vaziyetin fotoğrafı şimdiki
gibi değilmiş. Geçen yıl akredite bir yazar diyordu ki:
1924 Anayasasının ikinci maddesinde yer alan Türkiye devletinin dini, din-i
İslâmdır cümlesinin 10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle
çıkartılmasından bu yana, Türkiyenin Müslüman ülke olarak tanımlanmaması
gerekir. (Özdemir İnce, Hürriyet, 7 Aralık 03)
İncenin sözünü ettiği anayasa maddesi, cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim
1923 günü TBMMde kabul edildiğine göre, beş seneye yakın bir müddet (23 Nisan
1920den o güne kadarki yaklaşık üç sene ile birlikte sekiz sene) Türkiye bir
Müslüman devlet olarak faaliyet göstermiş. Burada dikkatimizi çeken
Müslüman sıfatını memleket değil, devlet taşımaktadır.
Bizim adımız ittifakla gerici konulduğundan, işte biz bu 10 Nisan 1928den
bu tarafa gelemiyor, ülkenin 21. asrın başında geldiği noktayı bu yüzden
anlayamıyoruz. Bütün karıştırmalar da bu yüzden çıkıyor.
Bu karıştırmada bizlerin hatası var, inkâr etmiyoruz; ama ilgililerin hiç mi
hatası yok? O günkü Müslüman devlet sıfatını kaldıranlar, devletin üniteleri
içerisinde Müslüman vasfı taşıyan seksiyonlara (Diyanet teşkilâtı gibi)
müsaade ettikleri gibi, dinden kaynaklanan tabirleri kullanmak suretiyle de
gerçeğin zihinlere yerleşmesini geciktiriyorlar. Meselâ, bize tâ
çocukluğumuzda öğretildiğine göre, vatan müdafaası için askere gönderdiğimiz
evlâtlarımıza Mehmetçik dememiz, yüce Peygamberimizin isminden mülhemdir. O
yüzden kışlaya halkımız Peygamber Ocağı demektedir.
İncenin dediğine göre, Türkiye Müslüman ülke olarak tanımlanmayacaksa, ordu
da Özdürün tarifiyle Atatürkün Ordusu ise; o zaman tatbikattaki
yanlışlıkların elbette düzeltilmesi gerekir. Kitleleri hâlâ 1928in gerisinde
bırakan nostaljinin sebepleri ortadan kaldırılmalıdır. Askerlerimize de illâ
bir tanıtma unvanı verilecekse, ilk etapta din hissi uyandırmayacak Kemalcik,
Mustafacık, İsmetçik... veya uygun görülecek başka bir unvan verilebilir.
İmam Hatiplerin önünün kesilmesine mümâsil olarak Diyanet de tamamen lâğv
edilebilir. 12 yaşından küçüklere Kuran öğretimine yasak koyan laik devlet,
büyükler için de benzeri tedbirlere gidebilir. Tâ ki, bizler gibi mürekkep
yalamışları bile şaşkınlığa düşüren yanılmalar ortadan kalksın.
Biliyorum, aklı başında nasihatları duyacak kulak yok. Sloganlara şartlanmış
beyinlere akıl çizgisinde fikir jimnastiği garib geliyor. Laik ve Kemalist
rejimi savunanların sözleri Diyanet ve Mehmetçik gibi sistemce meşrû kabul
edilmiş barikatlardan dolayı kitlelerin zihninde tam makes bulmuyor;
nostaljiden gerçeğe geçemeyenler dahi aynı barikatlardan zihinlerini kurtarıp
da 2004ün realitesine gelemiyor.
Bizler de ciddi muhatap bulamayınca, oklarımızı dehre ve feleğe savuruyoruz.
İhtiyar Delikanlı da bizim şaşkınlığımıza şaşmak zorunda kalıyor. Bir fasid
dairede dönüp duruyoruz.