Müstevlî Amerika'ya yardım edenler ve Hâman kompleksi/2

Şunu bilelim ki; firavunî düzenler, yapıları gereği varlıklarını ancak zulüm ve zorbalıkla, yalan ve talanla, hile ve iftirayla sürdürebilirler. Adalet, eşitlik, insan hak ve hürriyetleri bu tür düzenler için hiçbir anlam taşımaz. Toplumda her şey zulüm düzeninin korunması ve sürdürülmesi amacına uygun biçimde düzenlenir. Tıpkı Firavun’un Mısır’ındaki gibi toplum çeşitli sınıflara bölünür; özellikle düzen için tehlikeli görülen unsurlar baskı ve zulümlerle zayıf düşürülür; gerektiğinde erkek çocuklarının öldürülmesi gibi yöntemlerle nüfus planlamasına gidilir. Peygamberler ya da onların takipçisi müminler tarafından adalet, hürriyet, insanca yaşama adına yapılan her çağrı, Firavun ve mele'si için mülk, saltanat ve hâkimiyetlerine yönelik bir saldırı anlamına geleceğinden hemen susturulması gerekir. Firavun’un Hz. Musa’nın daveti karşısındaki tutumu, firavunî düzenlerin bu yolda uygulayacakları bütün yöntemlerin bir özetini verir: Psikolojik baskı, daveti etkisiz kılacak karşı propaganda, suçlama, hapis ve öldürme tehditleri ve uygulamaları, çeşitli baskı, işkenceler, soykırım ve iftira... Allahû Teâla (cc) haber veriyor:
“Firavun, kavmine: Ey milletim, Mısır hükümdarlığı ve ülkemde akan ırmaklar benim değil mi, görmüyor musunuz?” (Zuhruf, 51)
“Firavun, kavmini küçümsedi; onlar da ona boyun eğdiler.” (Zuhruf, 54)
Firavun, aynı zamanda komplocudur (20/Tâhâ, 71). Firavun’un özelliklerini asrımızın Firavun’u olan talancı ve çapulcu Amerika taşımaktadır. İslâm coğrafyasını 50 devletçik haline getiren şeytan Amerika’dır. Dolayısıyla günümüzde şeytan Amerika’nın plan ve projelerini kolaylaştırmak, onlara işlerlik kazandırmak, hedeflerini gerçekleştirmesi için malî ve askeri yardımda bulunan kurumların, kuruluşların, kavimlerin, hükümetlerin içerisinde bulundukları durum, Hâman kompleksidir. Firavun’un yanında ordusuyla, maharetiyle yer alan Hâman ne ise, günümüzde müstevli Amerika’nın politikalarını destekleyen, onun zulümlerini, işkence ve baskılarını kamufle etmek suretiyle İslâm topraklarını istilâ etmesini haklı görenler, yardımına askerlerini gönderen kişiler, kavimler, hükümetler de odur. Yani Amerika’nın yanında yer alanlar, Hâman’ın takipçileridir. Bunların isimlerinin Müslüman ismi olması, Müslüman anne ve babaların evladları olmaları durumu değiştirmez.
Kur’an-ı Kerîm’de Musa (as) ile Firavun’un mücadelesini dikkatlice okuyanlar şahid olurlar ki; Firavun, kendisini kadir-i mutlak pozisyonunda görür. Kontrolü dışında bir olay gelişmez sanır. Ancak onun hesabı olduğu gibi, Allah’ın da bir hesabı vardır. Firavunlar, insanların sadece bedenlerine değil; akıllarına ve düşüncelerine de sahip olmak isterler. Firavun ideolojisinin tek tip anlayışına ters düşen inanç ve düşünce yasaktır. Tevhid ve adâlet arayışı içinde olanları bile, estirdikleri medya terörü ile müfsid/bozguncu olarak tanımlayıp (7/A’râf, 127) propagandalarını bu tarzda şekillendirirler. Firavun ve çevresinin, Allah’ı birleme, şirki terk etme, tuğyanla mücadele etme ve zulmü ortadan kaldırma gibi nebevî çağrıları yeryüzünde fesad çıkarma olarak telakki ettiklerini görürüz. Firavuncu düşünceye göre, Hz. Musa ve onun gibiler bozguncudur.
“Hatırlayın o zamanı ki, sizi Fir’avn’ın soyundan (onun taraftarlarından) kurtardık...” (Bakara, 49)
“...Firavun taraftarlarını denizde boğduk.” (2/Bakara, 50)
Görüldüğü gibi, Firavun taraftarlarıyla birlikte bir ailedir. Bu âyetlerde geçen Firavun’un ehli/yakın çevresi konusunda Elmalılı şu açıklamaları yapar: “Âl” kelimesi, başlıca şan ve şöhret sahiplerine denir. Âl-i Firavun, Firavun’un dininin ehli, kavmi ve özellikle tâbileri ve köleleri demektir. Âyette “Firavun’dan kurtarmıştık” denilmeyip de “Firavun’un âlinden (soyundan ve taraftarlarından) kurtarmıştık” buyurulmasında önemli bir nükte anlaşılıyor ki, bununla yapılan zulümlerin temsilcisi Firavun’sa da, bunda asıl sorumluluğun ondan daha çok ona uyanlara ait olduğu ifade edilmiştir. Çünkü Firavun, yaptıklarını bunların eli ve bunların hizmeti ile yapmıştır. Yine, devamındaki âyette “Âl-i Firavnı / Firavun taraftarlarını denizde boğduk.” (2/Bakara, 50) buyurulur. Firavun’un boğulması bu âyette açıkça beyan edilmemiş ve yukarıda geçtiği şekilde, asıl Firavun ehlinin cezası gösterilmiş ve Firavun da bunların içine dahil edilmiştir. Başka âyetlerde Firavun ve taraftarlarının boğulmasını daha çok açıklayan âyetler gelecektir.” (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, 1/294, 296)
“Âl-i Firavun” hem Firavun’un ailesinden olan kişileri, hem de ülkenin yönetici sınıfına mensup olan kimseleri ihtivâ eder. (Mevdûdi, Tefhim, 1/75)
Evet, Kur’an-ı Kerîm’de Firavun kendi Âline nisbet edilmiştir. Firavun’un ehline nisbet edilme sebebi -onun emriyle ve onun otoritesinden güç alarak- bu işi bizzat yapmalarından ve doğrudan bu fiili işleyen kimsenin yaptığı bu işinden dolayı sorumlu tutulacağının bilinmesi içindir. Taberî der ki: “İfadenin bu şekilde olması şunu gerektirir: Bir zâlim, birisine herhangi bir kişiyi öldürme emrini verse, emrolunan kişi de o şahsı öldürse öldüren kişi bundan sorumlu tutulur. Zâlim ile katil birlikte öldürülürler. Zâlim emir verdiği için katil de fiilen bu işi yaptığı için öldürülür. Bu görüş, en-Nehâî’nin görüşüdür, İmam Şâfiî ve Mâlik’in görüşüdür. İmam Şâfii der ki: Hükümdar, bir kimseye birisini öldürme emrini verse, emrolunan kişi de hükümdarın öldürme emrini haksızca verdiğini bilse, emri yerine getirene de hükümdara da birlikte kısas uygulanır.”

Mustafa Çelik 17.09.2004 Vakit