Müstevlî Amerika'ya yardım edenler ve Hâman kompleksi/1

Asrımızın Firavun’u Amerika’dır. Amerika, dünya firavunluğuna oynayan bir ülkedir. Günümüzde gerek fiili olarak ve gerekse dolaylı şekilde İslâm topraklarının büyük bir kısmını istilâ etmiş bulunan şeytan Amerika, Firavun’un misyonunu ihya etmektedir.
Bilindiği gibi; Firavun, sistemleşmiş ve egemen düzen halini almış olan zulmün sembolüdür. Zulmü ve zalimliği egemen düzen haline getirenler, hangi çağda ve mekânda yaşarlarsa yaşasınlar, kimin soyundan gelirlerse gelsinler, bila şekü şüphe, içinde yaşadıkları toplumun Firavun’u sayılırlar. Zulme, zalimliğe, istibdada, yalana ve talana alem olan Firavun, yalnız değildir; onunla birlikte cahili sermayeye sembol olan Karun vardır, zulüm düzenine tevhid örtüsü adı altında halkı bağlayan ve uysal hale getiren mollaların sembolü Bel’am ve dalkavukluğu yaşam biçimi haline getirmenin sembolü olan Hâman vardır.
Kur’an-ı Kerîm, bize Firavun kıssası ile firavunî toplumların temel özelliklerini belirleme imkânı veriyor. Buna göre; bu tür toplumların en temel özelliği, Allah’ın yeryüzündeki hâkimiyetini reddetmeleridir. Firavun’un ilâhlık ve rablik iddiası, gerçekte Allah’ı ya da o toplumda varlığı kabul edilen ilahları yok saydığını değil; yeryüzünde kendisinden başka itaat edilecek, kanun koyacak, yönetecek güç tanımadığını ifade eder. Allah’ın hâkimiyetini ve ilahî kanunları reddeden toplum, bu yetkiyi ister Firavun örneğindeki gibi tek kişiye, isterse belli bir topluluğa, bir sınıfa, bir partiye, bir meclise tanısın, netice değişmez. Firavun’un, içinden akan ırmaklara varıncaya kadar bütün Mısır mülkünün kendisine ait olduğu yolundaki sözleri, firavunî toplumların başka bir özelliğini gösterir. Bu tür toplumlarda; mülk Allah’ın değil, hâkim gücün sayılır. Hâkim güç, mülk üzerinde dilediği gibi tasarruf hakkına sahiptir. Bu mülkiyet ve tasarruf anlayışının doğal sonucu olarak, belli bir azınlık servet içinde yüzerken, büyük halk çoğunluğu açlık ve sefalet içinde kıvranır. Firavun’un böylesine mutlak bir hâkimiyet ve mâlikiyeti yalnız başına sürdürmesi mümkün değildir. Bu nedenle Kur’an, Firavun ile birlikte “mele” adını verdiği işbirlikçilerine de dikkat çeker. Karun, Bel’am ve Hâman bunların en önde gelenleridir. Bunları bugünkü karşılıkları ile söyleyecek olursak, Firavun’un avaneleri/yardımcıları büyük sermaye sahipleri, meclis üyeleri, üst düzey yönetici ve bürokratlar, halkı etkileme ve yönlendirme imkânına sahip aydın, sanatçı, din adamı ve benzeri kişilerden oluşan topluluktur. Bunlar Firavun’un, firavunî düzenlerin kendilerine sağladıkları çıkarlar karşılığında onun hâkimiyetinin sürmesine yardım ederler. Bu da firavunî toplumların başka bir özelliğidir. Allahû Teâlâ (cc) buyuruyor:
“Biz ise istiyorduk ki, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım, onlara (ötekilerin) yerini aldıralım.” (Kasas, 5)
“Ve o yerde onları hâkim kılalım, Firavun ile Hâman ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.” (Kasas, 6)
“Firavun, ‘Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâman, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa’nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir’ dedi.” (Kasas, 38)
“Andolsun, Musa’yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.” (Mü’min, 23)
“Firavun’a, Hâman’a ve Karun’a da onlar, ‘Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır’ dediler.” (Mü’min, 24)
“Firavun dedi ki: Ey Hâman! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim.” (Mü’min, 36)
“Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Musa’nın ilâhının ne olduğunu anlarım. Ben onu mutlaka yalancı sanıyorum.” İşte böylece Firavun’a kötü ameli süslü gösterildi de yoldan çıkarıldı. Çünkü Firavun düzeni hep boşa çıkar.” (Mü’min, 37)
Dikkat edilirse, bu âyet-i kerîmelerde Hâman, Firavun ve Karun ile birlikte zikredilmiştir. Bunun anlamı, Hâman’ın Firavun’un avanelerinden/yardımcılarından olmasıdır. Firavun’un doğrudan doğruya Hâman’a emir vermesi, Hâman’ın Firavun’un buyruğu altında olduğunu ve geniş yetkilerle donatıldığını göstermektedir. Karun, servetiyle Firavun’u ve zulüm düzenini desteklerken; Hâman, askeri gücü ve diğer maharetleriyle Firavun’u desteklemiştir. Bundan ötürüdür ki; Kur’an-ı Kerîm, yeryüzündeki zulüm ve fesaddan Firavun kadar Hâman’ı ve askerlerini de sorumlu tutmuştur:
“Şüphesiz Firavun ile Hâman ve askerleri suç işliyorlardı.” (Kasas Sûresi, 8)
Firavun’un “inkâr ve “tuğyan” için kanıt aramak üzere kule yapma girişiminde özellikle Hâman’a güvenmiş olması, Hâman’ın inkâr ve tuğyanda devam ettiğini ve bu hususta Firavun’a dalkavukluk ettiğini göstermektedir. Burada Hâman kompleksi ortaya çıkmaktadır. Hâman kompleksi; zorbaların işlerini kolaylaştırmakla şahsiyet kazanabileceklerine, itibar sağlayacaklarına kendilerini ikna etmiş olan kişilerin, kavimlerin, kurumların, kuruluş ve hükümetlerin içerisinde bulundukları halet-i ruhiyenin adıdır.
Firavunlara ve firavunî düzenlere fayda sağlamayı yaşam biçimi haline getirenlerin içerisinde bulundukları kompleks, tamamen Hâman’ın kompleksidir. Bu nedenle diyoruz ki; Firavunların ve firavunî düzenlerin Hâmanlara ihtiyaçları var.

Mustafa Çelik 8 Eylül 2004 Vakit
mcelik@vakit.com.tr