Müstekbirlerin sermayesi sivil
din projeleri(1)Yeryüzünde
keyfîliği, küfrîliği ve cebrîliği onaylayan din Allah'ın yegâne hak dini
olan İslâm değil, aksine İslâm'a alternatif olarak ileri sürülen batıl ve
atıl dinlerdir. İslâm dininin alternatifi bulunmaz. İslâm alternatifi
bulunmayan bir hayat dinidir. İslâm'a alternatif olarak ileri sürülen
dinler, sistemler, insanların hevâ ve heveslerinden kaynaklanan
kuruntulardır. Günümüzde bütün modern-ulus devletler tarafından gündeme
getirilen "Sivil din" kavramı da bu kuruntulardan birisidir.
Sivil din kavramı, Müslümanlara ait bir kavram değildir. Sivil din
kavramını ilk olarak Fransız filozof J.J. Rousseau'nun, 1762 yılında
yayınlanan "Le Contrat Social/ Toplum Sözleşmesi" eserinde kullandığı
bilinmektedir. Bu filozofa göre, temelinde din olmayan hiçbir devlet
yoktur. Ancak onun kasdettiği din, kendisinin "çoğulcu bir toplumun ahengi
açısından tehlikeli bulduğu Hıristiyanlık gibi semavi bir din" değil,
devletin vatandaşlarının anayasaya itaatini sağlayacak suni bir dindir.
Özetle devlet, vatandaşlarının kanunlara bağlılığını sadece yazılı
müeyyideler yoluyla sağlayamaz. Sürekli bir itaat sağlayabilmesi için,
halk ile arasında manevi bir bağı oluşturması gerekir. Filozof J. J.
Rousseau'ya göre sivil din, toplumun dini sadakatini tekrar toplumun
kendisine ve devlete göstereceği bir doktorin olmak zorundadır.
Sivil din, kutsal devlet kimliğini şekillendiren bir araçtır. Kurtuluş
günleri, kahramanlık türküleri, ulusal bayrak gibi semboller ve resmi
törenler, bu kimliğin devamı için elzemdir. Modern-sivil din projesi
sadece Fransa'da değil, aydınlanma felsefesini esas alan bütün dünya
ülkelerinde, kendi özel şartlarına göre şekillenmiştir. Meselâ: Amerikan
sivil dini hem Protestan geleneğinden, hem de Aydınlanma Felsefesinden
etkilenmiştir. Sivil din kavramı konusunu araştıran Davis Derek'in
belirttiği gibi, dinsel sembol ve simgeler Amerikan kamu hayatının
bütününe yayılmış durumdadır. Tesbiti şöyledir:
"Sivil din Amerikan tarihinin bütününde olduğu gibi, bugün de hayati bir
kültürel güç olmayı sürdürmektedir. Günümüzde Amerikan Başkanının göreve
başlama töreninde, yüce mahkemenin her oturumundan önce "Tanrı bu şerefli
mahkemeyi korusun" sloganında, şükran günü ve Milli Dua Günü'nde, sadakat
yeminindeki "Tanrı'nın (çatısı) altında" ifadesinde, paraların üzerindeki
"Tanrı'ya Güveniyoruz" deyiminde, hatta her Amerikan Başkanının ?Tanrı
Amerikayı Korusun' ifadesinde sivil dinin etkileri vardır." (Amerikan Dış
Politikası/Hasan Kösebalaban) İslâmiyyat Dergisi/Sh: 2, Sh:53, İst/2003)
Araştırmacı Robert Bellah'a göre, sivil dinin iki temel fonksiyonu vardır.
Birincisi: Amerikan ideali teması. Birleşik Devletler vatandaşları
yeryüzündeki yeni bir toplumsal düzen kurma iradesini yerine getirmekle
yükümlüdürler. İkincisi: Kurban teması. Amerikan ulusunun ilahi
vazifelerini yerine getirme sürecinde yeniden doğabilmesi için, bazı
Amerikan vatandaşlarının kendilerini periyodik aralıklarla kurban etmeleri
zorunludur. Amerika'nın sivil dini, savaşı teşvik eden bir karaktere
haizdir.
Sivil din, müstekbirler için bir sermayedir. Çünkü sivil din, insanlar
dünyevileştirme sürecinin adıdır. Bütün modern-ulus devletlerin gündeminde
olan "sivil din projeleri"ni iyi tahlil edebilmek için ortak noktalarını
dikkate almamız gerekir. Birincisi: Münzel kitaba dayanan bütün dinlerde
hüküm koyucu (Hakim) olan Allah (cc), ilahi hükümlerin muhatabı ise
insandır. Sivil din projesinde, hüküm koyan devlet adamlarıdır. Din,
devletin temel hedeflerine hizmet ettiği ve devlet adamlarının işine
yaradığı müddetçe önemlidir. Sivil din anlayışı, insanların sadece yaşama
biçimlerini değiştiren basit bir program değildir. Bu proje, insanı
yerinden eden, onu kendisine ve kendi dışındaki dünyaya (tabiata, diğer
canlılara vs) yabancılaştıran, insanın mukaddes-münzel din idrakini
parçalayan, devlet adamları tarafından "Kutsal Devlet" anlayışına iman
etmesi telkin edilen, hatta insanın yeryüzündeki varlık sebebini yemek,
içmek, eğlenmek ve barınmak gibi ihtiyaçlarıyla sınırlamasını öngören bir
projedir.
İkincisi: Modernsivil din anlayışı; insanı yeryüzünün halifesi değil,
sahibi olarak gören, münzel kitaba dayanan bütün dinlerin iman esaslarını
ve mukaddes değerlerini, pragmatik gerekçelerle değiştiren bir projedir.
Varlığın öznesi olarak sadece insanı, mekânı olarak sadece dünyayı, zaman
olarak da sadece şimdiyi merkeze alan; bu yönüyle insanoğlunu Allahû
Teâla'ya ve ilahî olan her şeye karşı lâubaliliğe sevkeden bir projedir.