Müslümanın müslümanlığının kıvamı

Müslümanın Müslümanlığının kuşatma altında olduğu bir asırda yaşıyoruz. Çünkü günümüzde Müslümanın hayatını biçimlendirecek olan İslâm'ı; egemen, keyfî ve cebrî yapı tarif etmeye çalışmaktadır. Enternasyonal Küfür Mafyası'nın egemen değeri neyse, İslâm onun alt birimi halinde tarif ediliyor ve zorbaların beklentisi doğrultusunda uyum yolları aranıyor. Böyle bir dönem ve devrede, genelde bütün insanlığın, özelde ise Müslümanların sorunu; kurtuluş pusulasıdır. Şunu bilelim ki; yeryüzünde insanoğlunun kurtuluş pusulası, İslâm'dır. İslâm'ı doğru okumak, İslâm'ı İslâm'ın sahibi olan Allah'ın muradına uygun olarak anlamak ve anladığı İslâm'ı Allahû Teâla'nın gönderdiği Hz. Muhammed (sav)'in örnek ve önderliğinde yaşamak, kurtuluş pusulasını garantilemektir.
Müslüman; İslâm'a kayıdsız, şartsız teslim olan insandır. İslâm ise, âhiret merkezli bir dünya dinidir. O, bu dünyada uygulanır. İslâm'ı dünya işlerine karıştırmayanlar, İslâm'ı din edinmeyenlerdir. İslâm'ı bu dünyada uygulamak, Müslüman insanın Müslümanlığının kıvamındandır.
Müslümanın Müslümanlığının kıvamı, hayatın bütün alanlarında Allahû Teâla ile şuurlu bir alaka kurma cehdü gayretin iradesine amir olmasıdır. Allahû Teâla ile olan alakasının şuurunda olmayan bir Müslüman, Müslümanlığının kıvamını kaybetmiş demektir.
Müslümanın Müslümanlığının kıvamı, İslâm'ın doğru anlaşılmasını ve tam yaşanmasını Allahû Teâla'nın önemsediği kadar önemseme sorumluluğunu hayata taşıma gayretidir.
Müslüman'ın teslim olduğu, Müslümanlığının varlık ve sağlık sebebi saydığı İslâm'ını önemsemesi, Allahû Teâla'nın razı olduğu İslâm ile bütünleşip bütünleşmediği hususunda hassasiyet göstermesi, Müslümanlığının bir kıvamıdır.
İslâm'a hizmet adına söz meydanından amel meydanına geçildiğinde; "Peygamber başkaydı", "Sahabe başkaydı", "Evliyaullah başkaydı" hep "Başkaydı" diye diye İslâm'ı doğru anlayıp tam yaşamaya çalışan herkesi safdışı ettikten sonra kendi hevalarının kutsadığı, cahili statükonun onayladığı bir din üretenler, kendi Müslümanlıklarına ihanet ederek kendilerini Allahû Teâla'nın razı olduğu dinden çalma girişiminde bulunanlardır.
Mevkimiz, makamımız, rütbe ve unvanımız ne olursa olsun, "Biz de Müslümanız" deyip kendimizi İslâm'a ve Müslümanlara izafe ediyorsak, Müslümanlığımızı Allahû Teâla'nın razı olduğu kıvamda tutmak mecburiyetindeyiz. Aksi halde Müslümanlığımıza ihanet etmiş oluruz. Şunu bilelim ki; Müslüman insanın hayatında Müslümanlığını alakadar etmeyen herhangi bir hayat alanı mevcut değildir. Allahû Teâla buyuruyor:
"De ki: "Hiç şüphesiz Rabbim beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakta duran bir dine, muvahhid olan İbrahim'in dinine iletti. O, müşriklerden olmadı." (En'am Suresi/ 161)
"De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbı olan Allah içindir." (En'am Suresi/ 162)
Hayatı parselleyip bir kısmını Allahû Teâla'nın hüküm ve hâkimiyetine bırakmak, bir kısmını da ilahlık iddiasında bulunan tağutların, azmanların hüküm ve hâkimiyetine teslim etmek, Allah'ın gönderdiği dine rağmen din vazı'ı rolüne fiilen iştirak etmektir. Altını çizerek diyoruz ki; bir memlekette "artık İslâm dini hayatın şu alanlarıyla ilgilenmemeli" deniliyorsa, neyin İslâm'a uygun olup olmadığı değil, İslâm'ın neye uygun olup olmadığı tartışılıyorsa, söz konusu o memlekette Allah'ın gönderdiği dine rağmen din icad etmeye teşebbüs eden sahte ilahlar egemen olmuşlar demektir.
İslâm dini ile ilişkilerini Allah'ın iradesine göre değil, zorba güçlerin keyfine göre ayarlayan Müslümanlar, Müslümanlıklarının kıvamını kaybedenlerdir. Müslümanın Müslümanlığının kıvamının kaybolduğu yerde, din çadırının direkleri yıkılmış demektir. Müslümanın hayatı, Allahû Teâla'nın katından gelen vahyi insanlara taşıyan Peygamber (sav)'in hayatıyla örneklenmemişse, Müslümanca kıvamını kaybetmiş demektir.
Allahû Teâla'ya rağmen bir din; sistem, nizam, yasa edinmekten kaçınmayanlar, İslâm'ın dışına çıkanlardır. İslâm'ın ana değerleriyle, ölçüleriyle, kriterleriyle hayatı doldurmak, Müslümanın Müslümanlığının vazgeçilmezidir. Hayatlarını İslâm'ın değerleriyle dolduramayanlar, batılın değerleriyle doldurmaktan kurtulamazlar. İslâm, hayatta velev ki zerre miktarı kadar olsun boşluk kabul etmez.
"Ben de Müslümanım" dediği halde, Allahû Teâla'nın yegâne hak dini olan İslâm'ı askıya alıp Avrupa'dan değer dilenciliğinde bulunan; Avrupa Birliği'nin Kriterlerini Allah'ın ayetleri yerine ikame etmeye gayret edene şunu hatırlatırız: "Sen din ile payidar olursun, Din gitti mi tarumar olursun!"

Mustafa Çelik 23 Şubat 2005 Vakit
mcelik@vakit.com.tr