"MOSSAD Türkiye'ye mi taşınıyor?"
Ben bir keresinde Ürdün Hava Yollarıyla Yemenin başkenti Sanadan Ammana
geliyordum. Normal havaalanı güvenlik kapılarından geçtikten sonra uçağa biniş
kapısında daha sıkı, daha düzenli bir denetim ve aramayla karşılaştık. Bu,
havaalanlarında oldukça nadiren karşılaşılan bir uygulamadır. Ama ben orada bu
uygulamayı garipsemedim. Çünkü Sana havaalanındaki kontrol ve güvenlik
mekanizması yeterince güven verici değildi. O zaman böyle bir uygulamayla
karşılaşınca hemen Ürdün Hava Yollarının Sana havaalanındaki güvenlik
uygulamalarını yeterli bulmadığını düşünmüştüm.
İki gündür, Türkiyenin 157 MOSSAD ajanına güvenlik görevlisi sıfatıyla bazı
havaalanlarında görev yapma imkânı verdiği haberi gündemde. Böyle bir izin her
şeyden önce Türkiyenin kendi iç güvenlik teşkilatının havaalanlarında
yeterince güvenlik sağlayamadığının kabullenilmesi anlamına gelir. İsrail
işgal devleti uçak seferlerini iptal oyunuyla en başta Türkiyenin
havaalanlarındaki güvenlik mekanizmasının yetersiz veya mecruh olduğunu
ülke yönetimine kabul ettirme gibi önemli bir sonuç elde etmiştir. Bu oyun
belki İsrailin, sayın başbakanın son dönemde işgal güçlerinin Filistinlilere
yönelik şiddet uygulamalarını tenkit etmesine karşı bir intikam girişimidir.
Bilindiği üzere İsrail, en çok intikamcı tutumuyla tanınan bir devlettir.
Ama Türkiyenin bu konuda dik durması ve ona pas vermemesi gerekirdi. Çünkü
böyle bir şeyi kabul etmekle en başta kendi güvenlik teşkilatının prestijine
zarar vermiştir. Bunun dünya genelinde duyulması, başka ülkelerden gelecek
turistlerin Türkiyedeki havaalanlarının güvenlik mekanizmasına şüpheyle
bakmalarına sebep olacaktır. Bu olayın yol açacağı imaj zararı, üç beş
İsrail uçağının düzenleyeceği seferden elde edilecek maddi çıkardan çok daha
fazla olacaktır. Eğer bu hata düzeltilmezse, Türkiyenin havaalanlarındaki
güvenlik mekanizması ileride daha büyük bir yara alabilir.
İkinci olarak, İsrail kendi turistlerinin güvenliğini gerekçe göstererek 157
elemanına çalışma izni verilmesini şart koşuyor. Bu, başkaları için de mesnet
teşkil eder ve ileride bir başka ülke, Türkiyenin havaalanlarındaki güvenlik
mekanizmasına güvenmediğini ileri sürerek kendi elemanlarını göndermeye
kalkışırsa, bu iş içinden çıkılmaz bir kargaşaya, hengâmeye dönüşür. Yarın
Moldovya da: Benim gönderdiğim turistlerin canları patlıcan değil?
diyebilir. O zaman bir de güvenlik organları arasında güvenliğin sağlanması
için ayrı bir iç mekanizma oluşturulmasına ihtiyaç duyulur.
Üçüncü olarak MOSSAD, gerçekte bir güvenlik organı değil bir istihbarat
teşkilatıdır. Fakat aynı zamanda bir cinayet şebekesi olarak çalışmaktadır.
Birçok önemli cinayet bu kuruluşun elemanları tarafından gerçekleştirildi.
Uluslararası havaalanları ise bir ülkenin hem sınır kapıları, hem de güvenlik
açısından en çok ciddiye alınması gereken noktalarıdır. Çünkü devletin en üst
yetkilileri ve en önemli misafirleri de dâhil ülkeye giriş çıkış yapan
milyonlarca insan buraları kullanır. MOSSAD elemanlarına Türkiyenin en önemli
uluslararası havaalanlarında çalışma izni verilmesi koyunların kurtlara teslim
edilmesi kadar tehlikeli ve risklidir. Böyle bir izin, havaalanlarında
güvenliği değil riski, tehlikeyi artırır. Yarın İsrail tarafından yakın takibe
alınan insanlar, Türkiyeye giriş çıkışta kendilerini ateş çemberinden geçer
gibi hissedeceklerdir. Bu da Türkiyenin prestiji ve güvenlik mekanizması
açısından son derece zararlı ve tehlikeli bir durumdur. Ayrıca her ülkenin
bazı özel misafirleri olur ve onların ziyaretleri genellikle kamuoyuna
yansıtılmaz. Ama MOSSAD ajanlarına verilen izin Siyonistlere, Türkiyenin tüm
ziyaretçileri hakkında rapor tutma imkânı verme anlamına gelir.
Dördüncü olarak, söz konusu izin Sayın Tayyib Erdoğanın İsrail zulmüne karşı
sergilediği takdire şayan tavır ve açıklamaların oluşturduğu müspet havayı
menfi yönde etkilemiştir. Bu izinle, sanki o açıklamalardan dolayı İsraille
Türkiyedeki hükümet arasında ortaya çıkan soğuk havanın giderilmesi için bir
telafi operasyonu gerçekleştirildiği hissediliyor. Oysa gerçekte Türkiyenin
herhangi bir telafi operasyonuna ihtiyacı yoktur. Üstelik bu, Türkiyeye her
bakımdan zarar getirecek ve ağıra mal olacak bir tavizdir.
Temennimiz en kısa zamanda hatanın düzeltilmesi ve Siyonist cinayet
şebekesinin Türkiyenin yüz akı olması gereken havaalanlarında pusu
kurmalarına hiçbir şekilde fırsat verilmemesidir.
Ahmet Varol 20.06.2004 Vakit