Melek sandığımız kelekler
Her zaman malûm ve muhalif güruhu eleştiriyoruz.. Ben adalet ölçüsünü
kaçırdığımıza inanıyorum..
Kendimizden saydığımız çürüklere sahip çıkarsak, yarın bilesiniz ki
herkes çürüyecektir..
Büyük şehirlerde yozlaşma bütün hızıyla devam ediyor.. Ne var ki,
büyük şehirler hep Anadolu'dan göç almışlar, yerliler yok denecek
kadar azalmışlar..
Kiliselerde ayinlere katılan başörtülü hanımlar, sizin içinizi
sızlatmıyor mu ekranlarda gördüğünüz zaman.. Vallahi beni kör kurşunla
vurmuş gibi oluyorlar..
Biliyorum, benim gibi yüreği etten oluşan ve aynı duyguyu bölüşen
insan çoktur.. Amma onların kalemi çalışmıyor, kelâmı duyulmuyor..
Ben yazıyorum..
Başörtüsü yasakçılarıyla mücadele ediyorum ve başörtüsünü
savunuyorum..
Başörtülüler sütten çıkmış ak kaşık oldukları için değil.. Başörtüsü
takanların muhkem imana ve itikata sahip oldukları için değil..
İnsanın temel hakkına müdahale yapıldığından dolayı adalet anlayışım
kenarda pineklememi istemiyor..
Ne idüğü belirsiz bir zıpır oğlan sahneye çıkıyor, şarkı söylüyor,
dinleyiciler arasındaki başörtülü kızlar cezbeye kapılıyorlar, müziğin
ritmine uyarak sallanıyorlar.. Bununla kalsa sözüm olmaz.. Kadın,
erkek, başı açık, başı kapalı kızların sahneye saldırmaları, köze
basmış maymun gibi sıçrayan şarkıcı oğlanı yemeye kalkışmaları içimi
yaralıyor..
Gazete bayiine gittiğimde dikkatimi sakallılar ve başörtülüler
çekiyor.. Aldıkları gazeteler Posta-Gözcü ve benzerleri..
Büfeyi çalıştıran arkadaş diyor ki:
-Ağabey, bir tane Cumhuriyet gazetesi geliyor.. Onu da bir okuyucu
alıyor.. Bir hanım geldi, Cumhuriyet yok mu diye sordu.. Bir tane
vardı, aldılar dedim.. Kadın, "O kişiyi benimle tanıştır ne olursun"
diye döne döne ricada bulundu..
Türkiye'nin okuyucu profili de ne yazık ki iç karartıcı..
Sakallı hacı amca aldığı gazetenin magazin eki olmadığından dolayı
büfe sahibiyle kavga yapacaktı..
Tabiî ki yazdıklarım umuma teşmil edilmemeli.. Ben sahtekârların
çoğalmasını gördükçe kahroluyorum.. Başını örtüp de eteğinin
yırtmacını kasığına kadar uzatınca bir daha, bir daha vuruluyorum..
Yazın gelmesini de istemiyorum artık..
Yollarda, parklarda, halk otobüslerinde yanındaki kırıkla şehvet
alışverişi yapan genç kızlar kışın olmuyor hani..
Yoruldum, şiirle devam edelim:
Belin kırılacak eğilme yazık
Şöyle dik durursan neyin eksilir
İnkâr tarlasına çakılan kazık
Takvada erirsen neyin eksilir?
Gecikme sen senden kaçıver biraz
Doğru ne, yalan ne, seçiver biraz
Yumma gözlerini, açıver biraz
Gerçeği görürsen neyin eksilir?
Putperesttin, ya ki puttun, ne oldu
Farz et ki dünyayı yuttun ne oldu
Gaddarlara alkış tuttun ne oldu
Mağduru korursan neyin eksilir?
Çok dolaştın gel-git bölgelerinde
Gözükmedin tevhid bölgelerinde
Hep kurudun ifrit gölgelerinde
Işıkta kurusan neyin eksilir?
Değildir bu zaman ricat zamanı
Eğlenme kaçıyor necat zamanı
Vermen gerekeni hacet zamanı
Talibe verirsen neyin eksilir?
Muhalif rüzgârlar savurur taş, kum
Dalma rehavete değişir durum
Kestirme yollarda çoktur uçurum
Düz yolda yürürsen neyin eksilir?
Değmedi eline gül desteleri
Çıkmadı ağzından aşk besteleri
Benliğe saplanmış keresteleri
Birliğe sürürsen neyin eksilir?
Abdurrahim Karakoç Vakit'ten iktibas
akarakoc@vakit.com.tr