Medeni olmayanların Medine'si
olmaz
Biz Müslümanlar, medenîliği medeniyet kadar, medeniyeti de Medine kadar önemli
gören bir dinin mensublarıyız. Medine özlemimiz, medenî olmak ise vazgeçilmez
vasfımızdır.
Mekkî toplumlarda yaşayan Müslümanların vazgeçilemez görevlerinin başında
kendi Medine’lerini inşa etmeleri gelir. Medine; kan değil, Kur’an merkezli
hayatın ve mekânın sembol ifadesidir.
Kur’an’ın hâkim olup tatbik edildiği yeri vatan kabul edenlerin müşterek
özlemleri Medine’dir ve Medine olmalıdır. Çünkü Medine denildiğinde mü’min
insanların aklına Kur’an’ın hâkim olup tatbik edildiği yer gelir. Medine,
Kur’an’la aydınlanan ve aydınlığını Kur’an’dan alan aydın şehir anlamına
gelir. Rasûlüllah (sav)’in devrinde Yesrib’in Medine’ye dönüşmesi böyle
olmuştur.
Kur’an’la aydınlanmış ve aydınlığını Kur’an’dan alan bir Medine’mizin olmasını
istiyorsak, her şeyden önce medenî olmalıyız. Medenî olmayanlar, Medine ve
medeniyet oluşturamazlar.
Kur’an-ı Kerim, bir bütün olarak bize bir medeniyet projesi sunar. Kur’an,
medeniyetten önce medeniyet mimarlarından bahseder. Şunu bilelim ki; her
peygamber bir medeniyet mimarıdır. Peygamberlerin izini takib eden medenîler,
ancak medeniyet kurabilirler.
Medeniyet, medenî insanların eseridir. Medenî insanlar, kendi Medinelerini
önce kendi yüreklerinde inşa edenlerdir. Onlar medenî olmayı en az Medine’ye
sahib olmak kadar önemserler.
Müslüman, asırların insan güzelidir. O gittiği yere İslâm’ın özelliklerini ve
güzelliklerini beraberinde götürür. Çünkü Müslüman; Medine’sini yüreğinde
taşıyan medenî insandır.
Mü’min insanın dininden kaynaklanan görgü kuralları ve adâb-ı muaşereti
vardır. Disiplinsizlik, nizamsızlık ve dağınıklık, mü’min insana yakışmaz.
Medenî olunmadan Medine’ye giden yolda engeller aşılmaz.
Müslüman kimliği içindeki insanlarda İslâm’la bağdaşmayan davranışların
müşahade edilmesi, medenîliğin ortadan kalkmasıdır. Medenîliği gereksiz gören
mü’minler, kendi Müslümanlıklarıyla problemli hale gelenlerdir. Kişinin kalbi
ile kalıbı; sakalıyla satışı, tesettürü ile düşünce çerçevesi, haccıyla sosyal
hayatı, namazıyla ticareti birbirine rakib hale gelmişse, medenî olma hakkını
kaybetmiş demektir. Medenîlik, inanç sahibi mü’minin kendi inancına karşı
tutarlı ve samimi olmasıdır. Bu noktada bakıldığında medenîlik; İslâm’ın,
kendisine teslim olan bir insanda varolmasını öngördüğü, olmazsa olmaz kabul
ettiği bir haslettir. Müslüman medenîdir ve medeni olmalıdır. Şunu bilelim ki;
Müslüman insan sözleriyle, işleriyle, duruşu ve davranışıyla bir medeniyet
abidesidir. Birileri mü’min insanı barbar, kaba ve yıkıcı gösterse de mü’min
insan hayatıyla onu yalanlar.
Medenî insan; yük olmadan yük alan insandır. O, problemlerin değil çözümlerin
parçasıdır. Medine yolculuğunda kendilerine ait olan yükü taşımadıklarından
dolayı yük altında dava arkadaşlarının ezilmesine sebeb olanların her hangi
bir Medine’leri olmaz. Çünkü onlar kendi yüklerini taşımayan sorumsuzlardır.
Sorumsuzlar Medine’ye kavuşamaz. Bu nedenle diyoruz ki; yük olan değil yük
alan insan ol ki Medenî olasın. Medenî ol ki Medine’ni bulasın!
Medenîlik; kuvvetsiz adaletten, adaletsiz kuvvetten Allah-û Teâla’ya
sığınmaktır. Çünkü kuvveti adaletsiz, adaleti kuvvetsiz bırakanların Medine’si
olmaz. Hayatta olup bitenlere tevhid merceğinden bakan ve onları adalet
terazisinde tartan medenîler ortaya çıkmadıkça, Medine’den de, medeniyetten de
bahsedilemez.
Medenî insan; Rabbiyle tanışık ve kendi kendisiyle barışık olan olan ülfet
insanıdır. O, gittiği yere külfeti değil, ülfeti götürür.
• DEVAMI HAFTAYA