Latîfe, latîf insana gerek.

Bugünlerde sıkça gündeme gelen, Latîfe Uşşâqîzâde, M. Kemal’in resmen evli gözüktüğü tek hanım.. 1923-25 arasında, 1,5 yıl kadar evli kalıyorlar.. 1925-76 arası ise, M. Kemal’den kendisine bir ‘ikon’ yontan kemalistlerin rejiminde, yarım asrı aşan bir suskunluk ve devamlı gözaltı..

Hatıralarını, bir İsviçre Yayınevi’ne -ölümünden sonra yayınlanması şartiyle,- sattığı, kendisi hayattayken bile fısıltı halinde söyleniyordu.. Bunu, eski Eğitim Bakan’larından (Prof.) Tahsin Banguoğlu’ndan da Latîfe Hanım’ın hatıratını bir İsviçre Yayınevi’ne sattığını bizzat dinlemiş ve ölümünden sonra, onların henüz de yayınlanamamış olmasını şüphe ile karşılamıştı.. ‘Üstad, bu İttihadçı’ların, genel olarak ateist, materyalist ve kuvvete tapar kimseler olduklarını söylerler, siz onların çoğunu tanırsınız.. Nasıllardı?’ dediğimde ise, ‘Aynen öylelerdi. Onların dünya görüşleri onlara bunu telkın ediyordu, n’apsınlardı?’ demekten kendini alamamış ve söz TC rejiminin ilk ve ikinci isimlerine geldiğinde ise, ‘Birincisini konuşmayalım, amma, ikincisi bir şeylerdi...’ derdi. ‘Birinci Şef’ hakkında ise, konuşmaktan kaçınırdı.. Öyle ya, hür tartışılamıyan bir kişi için söylenen söz, ya bedel ödettirir; ya da, ‘çanakyalayıcılık’.. TC’de kendilerini ‘tahsilli, aydın’ zannedenlerin çoğunun 80 yıldır yaptığı gibi..

Ama, bu ikincisine atış serbestti.. Nitekim, Aralık-1973’de vefat eden İsmet Paşa’yı koruyan ne bir kanun var, ne başka bir şey.. Ona o kadar eleştiriler de yapıldı, kin ve keza muhabbet besleyenler de.. Ama, kimse, ona hakaret ettiği gerekçesiyle ne zindana atıldı, ne yargılandı, ne ayıplandı.. Yani, adam gibi ölmek bahtına kavuştu, putlaştırılmak bahtsızlığına uğramadı, başkası gibi..

Banguoğlu’yla, zaman zaman yaptığımız sohbetlerde, ‘Üstad, keşke hatıratınızı yazsanız..‘ dediğimde, ‘Benim kimseden korkum yok, ama, öyle kıvrak bir kalemim de yok..’ diye kendisini kenara çekerdi.. Ve, ‘Tek Parti diktatörlüğü dönemini, en iyi yazanlardan birisi, CHP’nin eski Genel Sekreteri de olan (ünlü hikayeci) Memdûh Şevket Esendal’dır.. Onun hatıra/hikayelerinde dolaylı olarak anlattığı o dönemin bütün traji-komiklikleri, gözler önüne serilir.. Ama, o da, hâtırâtını kızı Neriman’a bıraktı.. Neriman da, babasının hatıratının yayınlanmasından bile başına bir şeyler gelebileceğinden korktuğundan, ölümünden sonra yayınlanması şartiyle yayıncıya verdi..’ demişti.. Neriman Hanım da 1982’de öldü, ama, o hâtırât da ortaya çıkamadı.. Büyük ihtimalle, ‘korku cumhuriyeti’nde ‘Derin Devlet’ duruma müdahale etmişti.. Bazıları, ‘Yok, devenin pabucu!’ diyebilirler.. Ama, unutulmasın ki, 1982’lerde, devlet eliyle 100 milyon doları aşkın bir film de, ‘M. Kemal, at üstündeki bir komutanının karşısında, yerde emir alır vaziyette gösterildi ve küçültülmüş oldu..’ gibi trajik akıl yürütmelerle yakılmıştı..
İmdiii... Latîfe Hanım’ın hatırâtı değil, hattâ özel notlarının etrafındaki tartışmalara da şaşmamalı.. Ailesi, yakın çevresi, bu notları değerlendirmek, tarihin günışığına çıkarmak istediklerinde, 1978’de bir mahkeme, bunların üzerine ‘27 yıl açıklanamıyacağı’ şeklinde bir ‘ihtiyatî tedbir’ kararı koyar..
Ve nihayet, o 27 yıl da geçer ve gelinir, Şubat 2005’e.. Ve, Latîfe Hanım’ın, dışarıya çıkabilmek için, ‘temizlikçi kadın’ kılığında dışarı çıkabildiği, dünya cehennemine döndürülen hayatının o tek ve kısa evlilik döneminini de ihtiva eden hâtırâtı yine yok ortada... Öyle ya, açıklanır da, tarih altüst olursa!!!

T. Tarih Kurumu Başk. Prof. Yûsuf Halaçoğlu, ‘Çok özel olanları hariç, hepsini açıklayacağım...’ diyor.. Prof. Reşad Kaynar ve benzeri öteki daha keskin kemalistler, ‘bir bilim kurumunun süzgecinden geçirilsin, sonra yayınlansın.. Aksi halde, resmî tarih değişir..‘ diyor.. Hürriyet’ten -meşhur‘İstiklal Mahkemeleri’nde üye olan bir zâtın torunu- (E.Ç) ise, ‘Belgeler arasında açıklanması hiçbir sakınca yaratmayacak olanlar elbette ki var. Ancak, özel yaşam belgeleri de olduğu anlaşılıyor. İşte birileri, bu özel yaşam belgelerini aportta bekliyor. Bunlar yakın gelecekte Atatürk’ü, boşandığı eşinin kaleminden yıpratmak için kullanılacak. Özellikle İslamcı medya bunların peşinde.. Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu bunları bilmiyor mu?’ diyor, bu belgelerin yayınlanmasının yeniden yasaklanmasını istiyor ve ‘Devlet nerede?’ diye feryad ediyor.. Yani, bir şeylerin yıkılacağından korkanlardır ki, toplumu, tek bir kişinin ismi ve resmi önünde eğilmeye mahkûm edip, saltanatlarının sürmesi için de, hatta bir takım küçük bilgi kırıntılarının bile, bu iskeleti kemireceğini düşünerek, korku içinde, yasakçılık naraları atmaktadırlar..
Yakın tarih konularındaki araştırmalarıyla bilinen İsmet Bozdağ ise, Latîfe Hanım’la sağlığında görüştüğünü ve Latîfe Hanım’ın kendisine, ‘M. Kemal’e giyim-kuşamı bile ben öğrettim..’ dediğini söylüyordu.. ‘Gazi ve Fikriye’ isimli bir kitab yazıp, M. Kemal’in ‘Fikriye’ ile ‘Latîfe Hanım’ arasında sıkışıp kaldığını, sonra Fikriye’nin intihar etmiş veya öldürtülmüş olabileceğini işleyen Hıfzı Topuz ise, ‘Latîfe Hanım’ın notlarının onun kendi hayal hânesinde ürettiği şeyler olabileceği’ni de söylemişti, CNN TÜRK’te..
Geçenlerde de, E. Ardıç da, Çankaya Köşkü’nün üst katından, alttaki sofra yarânının da işiteceği açıklıkta, ‘Kemaaaal, yeter içtiğin!..’ diye tepinen Latîfe Hanım’a M. Kemal’in birkaç numara büyük geldiğini söylüyordu..
Birilerinin de, ‘Latife, latif insana gerek..’ demiş olması mümkündür..

Selahaddin Eş (Çakırgil) 03.02.05 Habervakti
e-mail: cakirgil@yaloo.de