Köhne Algılar ve Köhne Bağımlılıklar
Atasoy MÜFTÜOĞLU
İnsanlık, zulmün hükümferma olduğu bir
zamanda yaşıyor. Her adaletsizlik, hayatın ve varoluşun ruhunu yaralıyor, tahrip
ediyor. Hayatın ve varoluşun en temel, en vazgeçilmez, en yüksek değerleri
etkisini kaybediyor. Dünya siyaseti, tiranların siyasetine dönüşüyor. Bugünün
dünyası, yalnızca pazarın kurallarının geçerli olduğu bir dünya halini alıyor.
Yeni emperyalizm Amerikan egemenliğini tahkim etmek için keyfi savaşlar
çıkarabiliyor. Zayıf toplumlar kendi ülkelerine, kendi kaynaklarına, kendi
kültür ve uygarlık varlıklarına sahip değiller. Zayıf ve güçsüz ülkelerin
egemenlikleri, her alanda kısıtlı ve sınırlı egemenlikler.
İnsanlığın rehber ilkeleri her geçen gün daha çok aşınıyor. Bütün tanımlar
pratik hayatta değerini yitiriyor. Her alanda bir bilinç ve perspektif kayması
yaşıyoruz. Kimliklerimiz, kişiliklerimiz ve tercihlerimiz istikrarsızlaşıyor.
Ahlaki çelişkilerimiz, düşünsel çelişkilerimiz artıyor. Bütün tanımlar,
sözcükler, ideolojik çıkarlar doğrultusunda kullanıldığı için, farklı yerlerde,
farklı anlamlar, karşıt anlamlar içerecek şekilde kullanılıyor. Zayıf, güçsüz,
çaresiz, masum, mazlum ve mahzun halkları, ülkeleri, ezen, sömüren, yağmalayan,
kitlesel katliamlara tabi tutan, kültür ve uygarlık varlıklarını talan eden,
enerji kaynaklarını gasp eden, gerçekdışı akıl ve ahlakdışı emperyalist sistem;
bütün bu kötülükleri ve vahşeti "özgürlük" adına işlediğini iddia edebiliyor.
Güçlülerin, egemenlerin, emperyalistlerin, faşistlerin, küresel ölçekte ve her
alanda, kültürel alanda, siyasal alanda, ekonomik alanda, askeri alanda,
sistematik bir şekilde sürdürmekte bulunduğu kapsamlı terörizm gereği gibi
konuşulmuyor, tartışılmıyor, sorgulanmıyor, kınanmıyor, bu terörizme karşı
etkili tavırlar geliştirilemiyor. Özellikle İslam Dünyası toplumları bu konuda
büyük bir acz içerisindedir, aczin utancı içerisindedir. Bütün bunlar olup
biterken, bir diğer yanda, çok köhne algılarla, çok köhne bağımlılıklarla,
aldatıcı/yanıltıcı söylemlerle, zayıfların/güçsüzlerin çaresizlikleri sebebiyle
yönelmek zorunda bırakıldıkları şiddet hareketleri, yoğun olarak ve bu konudaki
gerçeklikler çarptırılarak kınanıyor, gündemde tutuluyor, sorgulanıyor.
Terörizme neden olan gelişmeler, terörizmi büyüten gelişmeler, terörizmi
kışkırtan gelişmeler, asıl nedenler konuşulmuyor. Terörizmin
sonuçları/tezahürleri ise sansasyonel bir biçimde dünya gündemini dolduruyor.
Bu koşullar içerisinde, gerçeklikle ilgisi bulunmayan kurgularla, İslam
düşmanlığı özellikle seçilmiş merkezi bir imaj haline getiriliyor. İslam ve
Müslümanlarla ilgili yaygın olarak kullanılan etiketler İslam karşıtları
tarafından kasıtlı bir biçimde çarpıtılmış etiketler olarak piyasaya sürülüyor.
İslam ve Müslamanlarla ilgili bütün adlandırmalar, İslamı ve Müslümanları
"ötekileştirmek" amacıyla yapılıyor. İslam, tarihte kalmış bir hatıraya
dönüştürülmek isteniyor. İslam karşıtlığını daha çok Hıristiyan ve Yahudi
mitolojileri büyütüyor. Doğu-Batı tanımları coğrafi bir tanım olmaktan
çıkarılarak ideolojik/politik tanımlar olarak kullanılıyor. Batı'nın jeopolitik
stratejilerini Ortadoğu'da İslama karşı, İsrail temsil ediyor. İsrail,
Ortadoğu'yu Batılı stratejiler adına kontrol ediyor. İslam’ın toplumsal ve
siyasal bir güç olarak yükselişinin önüne geçmek için Batı'lı stratejiler her
yola başvuruyor.
Müslümanlar olarak tarihi sınavlarla karşı karşıyayız, hemen her alanda çok açık
bir meydan okuma karşısındayız.
Ne pahasına olursa olsun, onurumuzu yitirmemeliyiz.
Bütün tiranlıklarına karşı, fikirlerimizle, toplumsal dayanışmalarımızla,
evrensel dayanışmalarımızla, muhalefetimizi harekete geçirebiliriz. İslamın
evrensel bir ruha ve evrensel ilişki biçimlerine sahip olduğunu unutmamalıyız.
Emperyalist, faşist ve ırkçı söylem, direniş mücadelelerini, özgürlük ve
bağımsızlık mücadelelerini, "terörizm"e indirgeyerek, insanlık nezdinde mahkûm
etmeye çalışıyor. Emperyalist sistem, bu konuda İslami toplulukları, cemaatleri,
partileri işbirliğine ikna etmek için her tür olumsuz propagandaya başvuruyor.
Kokuşmuş, çürümüş, hiç bir hayatiyet ifade etmeyen sağcı politik yaklaşımlarla
Müslüman kitleler her zaman olduğu gibi, bugün de aldatılıyor, sömürülüyor.
Zamanın sınavından geçmek için, içerisinde yaşadığımız zamanda alınması gereken
tavırları almalı, sorumlulukları üstlenmeli, bir muhalife yakışan tercihleri
yapmalıyız. Dünyayı kapsamlı ve derinlikli bir şekilde okuyarak, nasıl bir
dünya-sistem istediğimizi ortaya koymalıyız. Geleceğe ilişkin somut
stratejilerimiz olmalı. Hiç bir mücadele masal-menkıbe anlatarak, mucizevi
çözümler bekleyerek sürdürülemez. Her hangi bir mücadelenin sorumluluğunu
üstlenenlerin büyük bir irade sahibi olmaları, gerçeklerle yüzleşmeleri,
gerçeklerle hesaplaşabilmeleri gerekir. Büyük bir irade sahibi olanların,
gerçeğin mütehakkim bütün yapılarını sorgulamaları gerekir.
Küresel etkiler, duyarlılıklarımızı, hassasiyetlerimizi zayıflatıyor. Toplumsal
varlığımızı temelinden sarsan ahlaksızlıklar, kayıtsızlıklarımız yüzünden
toplumsal bir gerçeklik haline geliyor. İzzetin en yüksek noktasında bulunması
gereken bizler, zilletin en aşağı noktasına doğru sürükleniyoruz. Değişimi
hızlandıran küresel etkiler sebebiyle, İslami kesimlerde elle tutulabilir bir
gerçeklik halinde anlam değişiklikleri ve dejenerasyonlar yaşanıyor.
Yanlış umutlara, yanlış ilgilere ve yanlış tercihlere teslim olmamalıyız, mahkûm
olmamalıyız.
Müslüman olmak demek büyük bir insanlık ülkesinde yaşıyor olmak demektir. Her
hangi bir coğrafyaya ait olmak bir erdem nedeni sayılamaz. İslam karşıtlarının
bütünüyle sulandırmış bulundukları bütün adlandırmaları açıkça reddetmeli; kendi
dünyamızı, gerçekliğimizi, kendimiz tanımlamalı, kendimiz tarif etmeli ve
gerekiyorsa kendimiz eleştirmeliyiz. Gerçek beklentiler ve gerçek umutlar
içerisinde bulunmalıyız. İnsanlık aklını, vicdanını ve iradesini, emperyalist
ihtiraslara karşı somutlaştıran çabalar geliştirmeliyiz.
Anlamlı bir varoluş, anlamlı çabalarla mümkün olacaktır.
Hemen her toplumda, ilahi onaya sahip olduklarına inanılan, kendi kendilerini ve
yaptıklarını doğrulayan cemaat önderleri, grup, parti, hizip liderleri;
olağanüstü güçlere sahip olduklarına inanılan dini liderler, çeşitli vesilelerle
vecd gösterileri yapıyor, bu düzlemde histeri krizleri yaşıyor, trans haline
giriyor, her tür hizmeti/ibadeti yalnızca hizip çıkarlarına yardımcı olabilecek
şekilde tasarlıyor, bir propaganda çalışmasına dönüştürüyor; ancak; emperyalizme
karşı, faşizme karşı, tiranlıklara karşı, ırkçılıklara karşı hiç bir etkili
tavır almıyor, muhalefet geliştirmiyor.
Kalplerimizi, hassasiyetlerimizi ve sorumluluklarımızı paylaşarak,
akıllarımızın, bilincimizin ve kalbimizin yardımıyla gerçekleştireceğimiz,
insanlığı sarsacak ve derinden etkileyecek yeni bir değişime ihtiyacımız var.
En güzel, en mükemmel değerlerimizi tarih sahnesinde en güzel şekilde temsil
ederek; her tür egoizmden feragat ederek, erdemli bir toplum mücadelesine
katılabiliriz. Ebedi değerler hayatımızdan çekilince, hayatımız çürümeye
başlıyor. Bugünün küçük, gündelik, ucuz sorunlarına ve niceliksel ilgilere
yönelik duyarlıklarımız, geleceğin büyük sorunlarına olan ilgiyi yok ediyor.
Dünyanın şu andaki durumu, büyük görüşlere, büyük çözümlemelere, büyük
dayanışmalara, büyük aşklara ve büyük ilkelere sahip olmamızı zorunlu kılıyor.
İktibas online