Kiralık
müslümanlar aranıyor?
Siz hiç "Entegrist İslâm" duydunuz mu? Daha
doğrusu "Entegrist Müslüman". Yani sisteme entegre olmaya aday / hazır
Müslüman anlamında bir tanım bu. Batılı kavram ve kurumların, amaç ve
yöntemin, referansların çerçevelediği bir Müslüman tiplemesinden söz
ediyorum..
Tamam! Karşıtlarımız bizim varlığımızı kabul ettiler. Bunu kabul ettirdik.
Şimdi bizim aramızdan, kendilerine yakın kişileri öne geçirerek, onları
yücelterek bizi dönüştürmek istiyorlar. Bizi kendi normlarına/standartlarına
uydurmaya çalışıyorlar.
Hani şu Amerikalıların eklemlenmiş gazetecileri gibi, sisteme entegre olan/olabilecek
Müslümanlar aranıyor.. Bu insanlar öne geçecek. Bunları yüceltecekler.
Bunlar para ve unvan, makam ve mevki sahibi olacaklar.
Bizim STK'lar için özel olarak oluşturulan fonlar var. Önce onların
projelerinde birlikte çalışmak, daha sonra da onların projelerinde onlar
için çalışmamız hedefleniyor.
Mesela bir Amerikan pazarlama şirketininin çalışma örneğinde olduğu gibi.
Biz onların küçük iş ortakları, ajansları, acentaları olacağız.. Beyaz
ajanlar, ya da gönüllü misyonerlik gibi bir şey bu. Onların düşün ve yaşam
tarzını pazarlayacağız..
Solun içini boşalttılar. Şimdi sıra bizde.. Amerikan şirketlerinin reklam
metni yazarı olmak gibi bir görev bu..
Bush'un İslâm dünyasında yıpranan imajının resterasyonu çalışması işte
böyle bir şey..
Bizim STK'lara, politikacılara, işadamlarına çok fazla ihtiyaçları var..
Gördüğüm kadarı ile de bu konuda oldukça başarılılar ve bizim içimizden de
bu işe aday çok sayıda gönüllü de var.. Bir yere gelmek için başörtülüler
ve sakallılar canlarını dişlerine takıp çalışacaklar, ama tam da elde
ettikleri başarının meyvelerini toplamaya gelince sıra, o sakallıları ve
başörtülüleri kapı dışında tutup, bu sözünü etmeye çalıştığım entegrist
tipleri koltuğa oturtacaklar.. Böyle yapmalarının onlarca bahanesi var
elbette. Sonra Erdoğan ve Gül'ün sözünü ettiği "toplumsal mutabakat"ın
gerçekleşmesini bekleyeceğiz beklentilerimizin hayata geçmesi için.
Toplumsal mutabakat ne demek, onu anlayamıyorum. Mesela başörtüsü
konusunda %70'den fazla konsensus var.. %100'ü bekliyorsanız bu hiçbir
zaman olmayacak. Mevcut destek anayasal çoğunluğu ifade ediyor.. Bunun adı
İcmadır.. Cumhur toplumsal çoğunluğu ifade eder. Bu var. O zaman beklenen
ne! Birileri/bazıları hiçbir zaman razı olmayacak ve ikna olmayacaklar.. O
zaman "toplumsal mutabakat" bir aldatmacaya dönmüş olmuyor mu? Eğer derin
güçlerden icazet almayı kasdediyorsanız toplumsal mutabakatla, bu da
anlamsız.. Bu kafa ile size toplumsal mutabakat da yetmez, evrensel
mutabakat gerekir. Brüksel'den sonra Washington'un onayı, ondan sonra da
İsrail'in onayını beklersiniz. O da yetmez, herhalde Genelkurmay'dan da
onay almak gerek. Derin güçlerin de yazılı beyanda mı bulunmaları
gerekiyor! Yani bundan şunu mu anlamalıyız; Orduevlerine başörtülü ve
sakallı girilene kadar bu sorun çözülmez, öyle mi?
İnsaf ya hu, istenilen bu ülkede Lozan'da azınlık olarak tanımlananların
sahip olduğu/olması gereken haklardan daha fazla değil..
Evet, işte gömlek değiştirmenin arkasından bunlar geliyor. Siz bütünü ile
onlardan olmadan onlar sizden razı olmayacak. Sadece gömleğinizi değil,
derinizi de, dilinizi de, beyninizi de, kalbinizi de değiştireceksiniz..
Evet, "satılık ya da kiralık topraklar ve insanlar aranıyor".
Kendilerine iş teklif edilen politikacılar, STK'cılar, medya aktörleri,
işadamları bunu böyle bilsin..
Yani sözün özü şu ki "siyasi emellerinizi müstevlilerin siyasi emelleri,
şahsi menfaatlerinizi emperyalistlerin menfaatleri ile tevhid etmediğiniz
müddetçe" size hayat hakkı yok. Kazansanız, haketseniz bile, size yönetim
hakkı vermeyecekler.. Belli bir yere gelene kadar cemaata muhtaç
olacaksınız, ama daha ileriye gitmek için safınızı değiştirip
karşınızdakilerle ele ele tutuşup, sizi oraya taşıyanların karşısına
geçecek ve onları teselli etmek için de küçük ikramlarda bulunacaksınız..
Ben nice işadamları bilirim ki, dün zor günlerinde Müslümanların yardımını
talep ederken, bugün İslâmi nitelikli, dergilere, gazetelere reklam
vermeye korkar olmuştur.. Hatta firmasında başörtülü sekreter bile
çalıştırmaktan utanmaktadır.. Ha! Şimdi onları fişliyorlar. Bu kez onları,
yükseltmek için fişliyorlar.. Onlara dikkat edin! "İçimizdekilere" yani!
Yani Truva atlarına dönüştürülen, ruhu, beyni ve yüreği çalınmış,
giydirilmiş odun misali kadavralara! Bu süreç 28 Şubat'tan daha zor. Bunu
unutmayın.
Selâm ve dua ile..
Abdurrahman Dilipak 16 Mart 2005 Vakit
adilipak@vakit.com.tr