Kaşınma sırası Avrupa'da

Uyuz keçinin canı sopa istedi mi, çobanın değneğine sürtünürmüş. SSCB’nin canı sopa isteyince de Afganistan’a sürtünmüştü. Bugün BDT adıyla ayakta durmaya çalışan şa’şaalı Kızıl İmparatorluk artık müzelik. Bir yangının külleri soğumadan, aynı noktaya bu sefer de ABD imparatorluğu sürtündü. Üç seneyi geçti. USA devi bataklıktan çıkamıyor. Gözünü kan bürümüş acemi katiller gibi Irak’a saldırması, Afganistan’da uğradığı şoktan kaynaklanıyor.
Haçlı sürüsünü oraya doldurdu, içeride de Özbeklerden Taciklere kadar it sürüsü gibi münafık destekçi buldu; ona rağmen başşehir Kâbil’in dışına salavatla çıkabiliyorlar. Kuzeyde yer alan Ye’cüc-Me’cüc bölgesi hâricine gazeteciler dahi can güvenliği olmadığı için gidemiyor. Dolayısıyla oralardan dünyâya ciddi haber akışı olmuyor.
Otoriteyi orada te’min edemediğini gören ABD, kumandayı önce NATO’ya devretti. Şimdi de “Eurocorps” denen Avrupa Ordusu devreye girmiş. Yani şimdi de Avrupa kıt’ası kaşınıyor. Fransa ve Almanya’nın öncülüğünde müstakil bir ordu kurmayı planlayan Avrupa, deneme sahasını maalesef yanlış seçmiştir.
SSCB’yi dağıtan, ABD’yi sarsan Afgan cihâdı, aklı başında olan her ükeyi uyandırmaya yetmeli değil miydi? Yıkılan Kızıl İmparatorluğun mirâsına herkesten daha yakın olan AB. otoritesi şiddetle sarsılan ABD’nin dahi yakında boşaltacağı menfaat sahalarına bir adım daha yakın iken: Afgan cihâdının karşısına dikilme ma’nası taşıyacak şu yanlış adımıyla, iki modern imparatorluğun yaşadığı sıkıntıları Avrupa kıt’asına da çekmeyi başaracak gibi gözüküyor.
Kâfire karşı cihâdı Afganistan topraklarında tecrübeli stratejilerle yürüten Tâliban ile, o maddi mücâhedeyi geniş bir sahaya yaymaya çalışan ve harekâtın dünyâ çapında propagandasını yürüten El Kaide ikilisi: evvelemirde Afgan topraklarına giren düşmanlarına karşı göze göz-dişe diş bir ölüm-kalım harbine girdiklerini hem fiilen gösteriyorlar, hem de ağızlarıyla söylüyorlar. Düşmanlarına her türlü desteği veren ülkeleri dahi aynı statüde gördüklerini ise gizlemiyorlar. Bu gerçeği göz önüne alırsak, Avrupa Ordusunun Afganistan’a gitmesi demek, yakında ateş topunun Avrupa kıt’asının değişik noktalarına düşmesi ma’nâsına gelmez mi?
Eskiden olsaydı, bu tür fikir egzersizlerini komplo teorileriyle çürütmek çok kolay olurdu. İstanbul ve Madrid patlamalarından sonra artık herkes, her alternatif üzerinde düşünme mecbûriyeti hissetmektedir. Gerek Afganistan’da gerekse şu an Irak üzerinde yoğunlaşan karşı harekât eğer çok kısa bir an nefes alacak kadar düşmandan fırsat bulursa; Paris’in Londra’nın, Berlin’in, Brüksel’in, Amsterdam’ın, Roma’nın da birer Bağdad durumuna düşmeyeceğinin garantisi var mıdır?
Bu ihtimal gerçekleşirse, böyle bir alev topunun açacağı maddi ve ma’nevi tahribâtın vebâlini sâdece terör mantığına yıkmak dürüstlük olur mu? Afganistan’daki işgalciye yardım ma’nâsı taşıyan Eurocorps teşebbüsüne dâhil olan ülkeler, yüklendikleri mes’ûliyeti acabâ ateş kendi topraklarına düşünce mi fark edecekler?
Biz başından beri, böyle bir yanlışa âlet olmaması için kendi ülkemiz idârecilerini ikaz etmeye çalışıyoruz. Yabancı orduların para ve silah desteğine rağmen Kâbil dışına çıkamayan ABD maşası yerli işbirlikçilerinin yardımına koşmak, mazlum insanların yardımına koşmak sayılamaz! Bırakın, Afganistan’ın iç mes’elesini Afgan halkı kendisi halletsin.
Dışarıdan sokulan parmakların asıl hedefleri elbette Afgan halkının huzur ve saâdeti değildir. Her ülke kendi menfaatinin derdine düştüğü için oralara gidiyor. Sen binlerce kilometre öteden gelip de odamın vatanını karıştırırsan: elbette karşı tarafa da mukâbele hakkı vermiş olursun. Düzenli ordusu, uçağı, tankı olmayan o karşı güç de, düşmanına kendi metodu ile cevap vermeye mecbur olacaktır.
Avrupa da kaşınıyor dostlar! Ne yapalım, kendi düşen ağlamaz...
 
Mustafa Kaplan
mkaplan@vakit.com.tr