"Kan gölü"nden, ancak "nefret" yeşerir!

Genelde "istihbarat uzmanları"nın, özelde ise, yine bir istihbarat uzmanı olan Prof. Dr. Mahir Kaynak'ın, sık sık dile getirdiği bir "kural" vardır... Derler ki, "Bir cinayet, patlama veya suikastın failini anlamak istiyorsanız, o olayın, en çok kimin işine yaradığına bakın!"
Kural bu... "Ölçü" de bu...
O halde;
Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'ye yönelik "suikast"ın faillerini bulabilmek için ne yapmalıyız?..
Yapacağımız ilk şey, "en çok kimin işine yaradığına bakmak" olmalı!..
Biliyorsunuz, ilk "hedefe oturtulan" ülke, Suriye oldu!..
Oturtan kim?..
ABD ve İsrail!..
ABD, BUNU HEP YAPIYOR!
Hele hatırlayın... 11 Eylül 2001'de, daha "İkiz Kuleler" çökmemiş ve "toz-duman" devam ederken Bush oğlu Bush, kameraların karşısına geçmiş ve "suçlu"yu ilân etmişti:
"Bu, bir Haçlı savaşıdır!"
Yani, o "toz-duman" arasında; nasıl olmuşsa olmuş, "fail"i hemen görüvermiş(!) ve olayı "Müslüman"ların üzerine yıkıvermişti!..
Daha sonra da, saldırıyı gerçekleştiren "terörist"(!)lerin isimleri "deşifre"(!) edilivermişti!..
Ne var ki;
"Uçaklarla birlikte öldükleri" açıklanan "terörist"lerin kimi S. Arabistan'dan, kimi Mısır'dan, kimi de Körfez ülkelerinden "ses" vermişlerdi:
"Ne uçağı?.. Ne saldırısı?.. Ne ölmesi?.. Biz hayattayız ve şu anda da işimizin başındayız!"
Kim dinler?..
Amerika, nasıl olsa "suçlu"yu ilân etmişti ya, "yaşıyor" olsalar ne çıkar?..
"Güç" onda!..
"Silah" onda!..
"Para" onda!..
En önemlisi de, "medya" onda!.. Sen istediğin kadar, "yaşıyorum" diye bağır!.. Sesini duyuramazsın ki!..
Nitekim;
İlk günlerde, "Ben buradayım!.. Hayattayım" diye bağıran adamların, daha sonraları sesi-soluğu duyulmadı!..
Hâlâ merak ederim;
"İkiz Kule"lerde ölmeyen adamlar, daha sonraları "İkiz Kuyu"lara mı gömüldüler acaba?..
Her neyse... Öyle veya böyle, o gün "Haçlı Savaşı"nı başlattı Bush oğlu Bush!..
Hâlâ da sürdürüyor!..
O gün, o "toz-duman" arasında "kötü adamlar"ı(!) anında deşifre(!) eden ABD, Refik Hariri'nin öldürülmesinde de, "fail"i açıklamakta gecikmedi!..
"Suriye!"
11 Eylül saldırısı, hiç şüphe yok ki, "ABD'nin işine yarayacak" bir operasyondu!..
Öyle ya;
Hiçbir bina, "kontrollü patlama" olmadan, "İkiz Kuleler'in yıkıldığı gibi" yıkılmazdı!.. Ve ayrıca, "uçağın girdiği kat"ta bir patlama olsa, meydana gelen "sarsıntı"dan, o kattaki tüm eşyaların paramparça olup, yerlere saçılması gerekirdi!..
Oysa, "uçağın çarptığı kat"ta bulunan "bilgisayar"lar bile hâlâ "masanın üzerinde" ve sapasağlam duruyordu!..
Hani, neredeyse "kullanıcısı" korkup kaçmasa, belki "işlem" yapmaya bile devam edecek pozisyondaydı!..
Ama, dedik ya;
Böyle bir saldırı, "ABD için gerekli"ydi!.. Bu saldırıyı, bir "Haçlı Savaşı" gibi gösterip, "Afganistan ve Irak'a saldırmak" için gerekliydi!..
Nitekim;
"Irak'a saldırı" için gösterilen gerekçelerin hepsi "fos" çıktı!..
Ama, saldırdılar!.. "Tehlikeli" dedikleri Saddam'ı devirmekle kalmayıp, hapse de attılar!..
Fakat, hâlâ Irak'talar!..
Çünkü, "hesap" başkaydı!..
ESAD AHMAK MI?!?
Şimdi de, "Refik Hariri suikastı"nı bahane edip, "hedef tahtası"na Suriye'yi oturttular!..
Bir zamanlar "Saddam" için kullandıkları "argüman"ları, şimdi de "Esad" ve "Suriye" için kullanıyorlar!..
"Zalim bir Ortadoğu diktatörü!.. Şam'daki korsan rejim!.. Terörist yatakçısı ülke!.."
Şunu açık ve net koyalım: Suriye'nin, hele de bu ahval ve şeraitte böyle bir "suikast" düzenlemesi, bırakın düzenlemeyi; "aklından geçirmesi" bile, tek kelimeyle "ahmaklık" olur!..
Esad, o kadar "aptal" mı ki; yeni yeni oturan "Lübnan-Suriye dengesi"ni bozup da, Lübnan'ı karşısına alsın?..
Esad, o kadar "embesil" mi ki; "Lübnan'ı boşaltması"na yol açacak bir suikastı düzenletip, bu ülkeyi "İsrail'in kucağına" itsin?..
İşte burada;
"Strateji" ve "istihbarat" uzmanlarının sesine kulak vermek gerekiyor!..
Neydi onların kural ve ölçüsü?..
"Olayın failini anlamak için; o olaydan en çok kimin istifade ettiğine, olayın en çok kimin işine yaradığına bakmak gerekir!"
Peki soralım, "Hariri suikastı" en çok kimin işine yarayacak?..
Tablo ortada:
Bu suikast dolayısıyla, "Suriye askerlerinin Lübnan'dan çıkmaları" sağlanabilirse, meydan İsrail'e kalacak!..
Ve İsrail;
Lübnan üzerinden, hem Suriye'yi, hem de diğer Arap ülkelerini "çok daha rahat" vurabilecek!..
Yani?..
Cevap, "soru"nun kendi içinde!..
Sözün özü;
Bu oyunu, bu stratejiyi, bu tezgâh ve hesabı görmemek için, "kör" veya "dangalak" olmak gerekir!..
Böyle bir hesabı, "IQ seviyesi 85" olan insanlar bile yapıyorsa; demek ki "fail"i görmek için "süper zekâ" taşımaya hiç gerek yok!..
SUÇLU PSİKOLOJİSİ!
Herhalde bilirsiniz... Bir "hırsız" veya "katil"i ele veren en birinci davranışlardan biri, yaşadıkları "panik" ve o ruh haliyle verdikleri "ilk tepki"dir!..
Derler ki;
Bir cadde veya sokaktan geçen polis arabasından çıkan "siren" sesine "ilk tepki" veren insanlar, "hırsız" ve "katil"lerdir!..
Hırsız ve katiller, "Eyvah, almaya geldiler" dürtüsüyle pencereye koşarlar ve perde aralığından bakarlarmış!..
Dikkat ederseniz;
Refik Hariri suikastından sonra da, "ilk tepki"yi veren ülkeler ABD ve İsrail oldu!..
Her iki ülke de "Suriye"yi suçlayıp, hedef tahtasına oturttu!..
Böylece;
Hem Suriye'ye "mesaj" vermiş oldular, hem de Suriye ile "güçbirliği" kararını açıklayan İran'a!..
Bitti mi?..
Bu vesileyle, son yıllarda "normalleşme süreci"ne giren ve Suriye ile "ekonomik işbirliği"ni geliştirmeyi amaçlayan Türkiye'ye de "gözdağı" verilmiş oldu!..
Bitti mi?..
Bir "uyarı" da Rusya'ya... Hem de, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın ağzından!..
Bakın ne diyor Rice;
"Rusya yönetimi; eğer daha demokratik bir yola geri dönmezse, Avrupa ülkelerine, demokrasiler toplumuna daha derin bir entegrasyonun riske gireceğini anlamak zorunda."
Yani;
Rusya, "BOP tekeri"ne çomak sokmaktan vazgeçmeli!..
Yani;
"Suriye'ye destek" vermekten, "Türkiye ile yakınlaşma" stratejisi uygulayıp Ortadoğu ve Kafkaslar'da "nüfuz yayılmacılığı"na girişmekten vazgeçmeli!..
Görüyorsunuz değil mi; Bush oğlu Bush, "bir taşla birkaç kuş" birden vuruyor!..
Peki, bitti mi?..
AMERİKAN ZEHİRİ
Tam da bu olayların hemen arkasından, Wall Street Journal adlı bir gazete giriyor devreye ve bu gazetenin editörlerinden Robert Pollock denilen adam, içindeki olanca "Amerikan zehiri"ni kusuyor:
Diyor ki:
"Ankara'da, çok zehirli bir hava var. Türkiye'de politikacılar ve medya, ABD ve Musevilere nefret kusuyor. Söylemler, Arap medyasından da ileride.
Bazıları aşırı zalim bulmasa, bu nefreti ?Naziler gibi' diye nitelendireceğim.
Türkiye'deki Amerika yanlısı politikacılar, korkudan seslerini çıkaramıyorlar.
Türkiye, ABD'nin yaptığı yardımı ve desteği unuttu.
Türkiye birkaç sene sonra, ikinci sınıf, kapalı fikirli ve paranoyak bir ülke haline gelecek. Amerika'da hiç dostu olmadığı gibi, Avrupa'da da istenmeyecek."
YA NEGROPONTE?!
Bitti mi?..
Lübnan'da "işlem tamam" olunca, John Dimitri Negroponte adlı "sicili kabarık" adam, Bağdat Büyükelçiliği görevinden alınıp; FBI ve CIA'nın da dahil olduğu "15 istihbarat birimi"nin başına getiriliyor!..
Bu demektir ki;
"Amerikan derin devleti", daha derine iniyor!..
Çünkü;
John Dimitri Negroponte denilen bu adamın, "sabıka dosyası" hayli kabarık!.. Vietnam'dan kabarık, Honduras'tan kabarık, Nikaragua'dan kabarık, Meksika ve Filipinler'den kabarık!..
Kelimenin tam anlamıyla bir "mikser"!.. Gittiği her ülke karışmış, gittiği her yer "kan gölü"ne dönmüş!..
En son "görev" yerinin Irak olduğu, göreve başladığı Temmuz ayından bu yana da, Irak'ta olayların tırmandığı, Felluce'nin yerle bir edildiği, "Sünni ve Şii ulema"dan önde gelen isimlerin "suikast"lara kurban gittiği hatırlanırsa, "Negroponte'nin üstlendiği misyon" kendiliğinden ortaya çıkar!..
Tabiî, bu arada "Hariri suikastı"ndan hemen sonra Washington'a çağrılmış olması da göz önüne alınırsa, "işlemci"lerin ve "tamam" komutunu verenlerin kimler olduğunu görmek kolaylaşır!..
Demek oluyor ki;
Negroponte'nin "lokal görev"leri sona erdi!.. Eğer, "Daha büyük bir görev" için çağrılmış değilse, bıyıklarımı yolarım!..
Acaba, bu defa kim var "hedef"lerinde?.. Büyük!.. "Daha büyük" bir hedef?!? Kim veya kimler?..
KÖLE BİLE ONURLU
Ahval ve şerait bu iken ve "en dunkof bir adam" bile olan-biteni görebilecekken, sorarım size; bir insan hâlâ "ABD'ye sempati" duyabilir mi?..
Bir de kalkmışlar;
"Türk halkı niye Amerika'yı sevmiyor?.. Böylesine ABD karşıtlığının sebebi ne?.." diye soruyorlar?..
Hem de, "bunca sebebe" rağmen!..
Hani, düşünmüyor değilim...
ABD'yi "sevmek" için, ne yapsak acaba?.. "Göz"lerimizi oydurup, "katliam"ları görmemek için kör mü olsak?.. "Kulak"larımıza kurşun döktürüp, "feryat"ları duymazdan mı gelsek?.. Acı ve öfke duymamak için "sinir"lerimizi mi aldırsak?..
"İsyan" etmemek için "omurgasız"lardan mı olsak?..
En iyisi mi, şu işi kökünden halledip, "isim"lerimizi değiştirelim!.. Erkekler "Kunta Kinte" adını alsın, kadınlar da "Köle Isaura"lığı kabul etsin!..
Çünkü ABD, sadece ve sadece "kukla"lar ile "köle"leri sever!..
Öyle ya; kuklaları oynatmak, köleleri ise sömürmek kolaydır!..
Ancak, kölelerin de bir "onur"u vardır ve onlar; böyle bir "yüzsüzlük ve küstahlık" karşısında "alkış" tutmazlar; "yumruk"larını değilse bile, en azından "diş"lerini sıkarlar!..
"Yerli Co'lar"da, o da yok!..
"Kukla" kadar oynak, "kukla" kadar duygusuzlar!..

Hasan Karakaya 20 Şubat 2005 Vakit
hkarakaya@vakit.com.tr