İsrail'e Oksijen TakviyesiAhmet Varol 23 Aralık 2004 Perşembe, Vakit gazetesi İsrail işgal devleti bu sıralarda bayağı sıkıntılı. Son dönemde şiddet ve saldırganlığını artırmasında bu sıkıntısının da rolü var. Sıkıntılı olmasının tek sebebi Filistin direnişi karşısında zaafının gittikçe artması değil. Bu önemli bir sebep. Ancak bunun kadar önemli ikinci bir sebep daha var: "Aşırı dinci" nitelemesine en uygun çizgideki birtakım Siyonist Yahudi ekollerinin önlerini şimdiye kadar iyice açmış olması. Filistinlileri göçe zorlamak için bu ekollerin silahlı militanlarını özel saldırı timleri gibi kullanabilmek amacıyla onların önlerini şimdiye kadar hep açık tuttu. Ama şimdi Gazze'den çekilme planını devreye sokmak zorunda kalınca bu militanlar ve onları temsil eden siyasi oluşumlar kendi başına bela olmaya başladılar. Tıpkı daha önce işgalci Siyonist güçlerin Güney Lübnan'dan çekilmek zorunda kaldığı sırada, Lübnan iç savaşında kullanmış olduğu Falanjist militanlardan oluşturduğu Güney Lübnan Ordusu (SLA) militanlarının başına yük olduğu gibi. Üstelik Siyonist militanların durumu SLA militanlarının durumundan çok farklı. SLA militanları sadece maddi yönden yük olmuşlardı. Siyonist militanlar ise taşkınlıklarını şimdi Şaron hükümetine çevirmiş durumdalar. Amerikan işgal güçlerinin Irak'ta bataklığa saplanmaları da Siyonist devleti bayağı sıkıntıya soktu. ABD, Felluce katliamının Irak'taki direnişi kırmak için işe yarayacağını umuyordu. Ama öyle olmadı ve işgalci askerler arasında sıkıntılar gittikçe artıyor. Bu durum karşısında ABD'nin özellikle Suriye ve İran'a yönelik siyasi baskı ve tehditleri umulduğu gibi sonuç vermiyor. İşte bu şartlarda bayağı sıkıntı çeken ve geleceğe dönük endişelere kapılan Siyonist işgalcilere çeşitli şekillerde moral verilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bu çerçevedeki uygulamaları artık nefes alıp vermekte bile güçlük çekmeye başlayan işgalci Siyonist devlete oksijen takviyesi olarak değerlendirmek mümkündür. Siyonist devlete oksijen takviyesinde bazı Avrupa ülkelerinin, Arap ülkelerinden de Mısır ve Ürdün'ün bayağı gayretli oldukları görülüyor. Almanya ve Hollanda bir süre önce Filistin'deki yetim çocuklara, dul kadınlara, yoksul ailelere, evleri yıkılanlara vs. yardım eden iki önemli hayır kuruluşunu kapatmak suretiyle işgalci Siyonistlere bir oksijen takviyesi girişiminde bulundu. Bu olayın üzerinden fazla zaman geçmeden Fransa'nın öncülüğünde, el-Menar'ın uydu yayınının durdurulması çalışmaları başladı. Avrupa ülkeleri bu çabalarında yine "terör" gerekçesini kullandılar. Oysa el-Menar'ın sahibi Hizbullah hareketinin işgalci Siyonistleri Lübnan topraklarından çıkarma amaçlı meşru ve haklı mücadelesi dışında herhangi bir şiddet eylemi gerçekleştirdiğini kimse ispat edemez. Değişik kesimlerden gelen yoğun tepkilere rağmen Siyonist lobiler tarafından yönlendirilen Avrupa ülkeleri ısrarlı davranarak el-Menar'ın uydu yayınını durdurdular. Avrupa'da bu günlerde yürütülen ve Siyonistlere oksijen takviyesi kategorisine girecek faaliyetlerden biri de anti-semitizmle anti-siyonizmi aynı çerçeve içine sokarak her ikisini birden yasaklamak için yasal düzenlemeler yapmaktır. Bu konuda da başı Fransa çekiyor. Fransa bu amaçla oturtmaya çalıştığı yeni yasal düzenlemelerle İsrail'i kötülemeyi, tenkit etmeyi de anti-semitizmle bir tutmaya çalışıyor. Bu tutumunda diğer Avrupa ülkelerine de öncülük etmeyi hedefliyor. Bu açıdan Avrupa'daki duyarlı kardeşlerimizin ve sivil toplum kuruluşlarının Fransa'nın bu sinsi oyununa karşı dikkatli olmaları gerekir. Aksi takdirde Siyonistlerin vahşi katliamlarını gündeme getirmeyi bile yasaklamaya kalkışabilirler. Siyonist işgalci devlete oksijen takviyesinde Mısır'ın gösterdiği gayretlerden daha önce söz etmiştik. Burada aynı şeyleri tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Ancak o bilgilere ek olarak vurgulamak istediğimiz bir husus var: Dört Arap ülkesinin daha 2005 yılı içinde İsrail'le ilişkilerini normalleştirmeye hazırlandıkları ve bunların da Mısır'ın tutumundan cesaret aldıkları haber kaynaklarında dile getirildi. Gerçekte bu haberlerin yayılmasının amacı kamuoyunun böyle bir girişime psikolojik yönden hazırlanmasıdır. Oysa Arap ülkelerinin Mısır'ın uygulamalarından değil Filistin direnişinin kararlı mücadelesinden cesaret alarak işgalci Siyonistlere karşı tavır içine girmeleri gerekir. Ama bunu yapacak yönetimlere ve yöneticilere ihtiyaç var. Ürdün yönetimi birkaç gün önce İslâmi Çalışma Cephesi Partisi'nin ileri gelenlerinden Cemil Ebu Bekr'i tutukladı. Benim de şahsen tanıdığım Cemil Ebu Bekr mezkur partinin oldukça gayretli elemanlarından ve önder kesimindendir. Onun Amman valiliğine adeta misafirliğe davet edilip de çirkin bir şekilde tutuklanması son dönemde işgalci Siyonist devlete oksijen takviyesi uygulamalarından biridir. |